BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar arrow Sibel Boğaz
Herkes Birer Engelli Adayıdır PDF Yazdır E-posta

Sibel BOĞAZ
Sibel BOĞAZ
Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul için bağış toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula ve kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'Dışarıdaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa her şeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gerekenler şeyler nerede?'
Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

Ve sonra şu hikayeyi anlatmaya başladı: Shay ve babası bir gün parkta Shay’in tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?' Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu. Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla bir şey beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babası ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti. Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.
Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.
Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı… Takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.
Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay'
Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'
Shay üçüncüye gelirken diğer takımdaki çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.
'O gün', dedi babası, gözlerinden yaslar aşağıya doğru süzülerek,'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.
Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

Zeka engelli olsun, görme engelli olsun onların da insan olduğunu ve onlarında mutluluğu hak ettiklerini, hayatta belli bir amaç doğrultusunda yaşadıklarını unutmamalıyız. Hatta onlar-bizler diye bir ayrım bile yapmamız yanlış. En başta önyargı ile yaklaşmadan, toplumsal hayattan soyutlaştırılmamalı. Hayatı
engelli insanların yaşamlarını sağlıklı ve huzurlu bir şekilde sürdürebilmeleri, kendi kendilerini idare edebilecek şekle dönüştürmeliyiz.

Her birimiz birer engelli adayıdır. Yarın ne olacağını kimse bilemez. Bu nedenle engelliler için bir olmalı, onların hayatlarını zorlaştırmak yerine bir gün bizim de engelli olabileceğini unutmayarak tüm engelleri birlikte aşmalıyız. Engellilerin sesi, gözü, kulağı olmalıyız.

Görüşmek üzere,
 
Sevgi ve Saygılarımla…

 
Senden Bir şey Olmaz... PDF Yazdır E-posta

ImageHerkesin yaşamda bir amacı vardır. Bir eve, otomobile sahip olmak, iyi bir evlilik, özgürlük, mutluluk ve başarılı olmak

Başarılı olmak, herkesin kendi elindedir. Herkesin de kendi hedeflerine ulaşmaya ihtiyacı vardır. Hedeflere ulaşmak ta, nereye gideceğimizi bilmek, doğru yolu bulmaktan geçer. “Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar fayda vermez” sözü de hedefimiz yoksa elimizdeki fırsatları nasıl değerlendireceğimizi yani yelkenimizi ne şekilde kullanacağımızı bilmediğimizi gösterir. Hedeflerimize ulaşmak için de önümüze çıkan tüm engellerle savaşmalıyız. Bizi o yola götürecek olan önümüzdeki engellerdir. Çünkü başarıya ulaşmak için önümüzdeki engeller bizler için birer fırsattır. Önemli olan ise o fırsatları nasıl değerlendirdiğimizdir.

Başarıdaki engellerden biri de çevremizden duyduğumuz ‘senden bir şey olmaz’ sözü cesaretimizi kırmamalı yola devam etmeliyiz. Günümüzde işindeki başarılarla tanınan ünlülerimiz ise bu sözü örnekliyor.

Beethoven; müzik tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Beethoven'ın keman tutuşunu gören müzik hocası onun için "müzisyen olamaz!" demişti.

Sylvester Stallone; artistlik bürosuna başvurduğunda "hey, sen tam aradığımız insansın. Hemen gel sana rol verelim" dediler mi sanıyorsunuz? Hayır... Sylvester Stallone başarıya ulaşıncaya kadar ret üstüne ret cevaplarına dayanma gücü gösterdi. New York'ta bulabildiği tüm artistlik bürolarına başvurdu ve hepsinden "hayır" cevabı aldı... Fakat zorlamaya devam etti ve en sonunda "rocky" filmini yaptı...

Michael Jordan; lise ikinci sınıftayken, okul basket takımına alınmadı. Antrenörü boyunun kısa olduğunu ve bu konuda yeteneksiz olduğunu söyleyerek takımda yer alamayacağını söyledi. O şimdi yalnızca Amerika’nın değil, dünyanın yetiştirdiği "en büyük basketbol yıldızı" ünvanını taşıyor...

Henry Ford; 1903 yılında bir banka müdürü, önüne gelen kredi talebini inceliyordu. Kredinin istenme sebebini okuyunca yüzünü buruşturdu ve "reddedildi" mührünü vurdu.

Kredi talebinin geri çevrildiğini duyan Henry Ford, derhal müdürün yanına çıkarak "nasıl böyle bir projeyi geri çevirirsiniz?" diye sordu.
Banka müdürü kendinden emin şekilde, "otomobil ancak geçici bir moda olabilir. Bu tarz geçici işlerle uğraşacak vaktim yok" dedi.
Bu sözler üzerine Henry Ford odayı terkederken şunları söyledi: "Bir gün yollarda at arabaları kalmayacak, tüm ulaşım otomobille olacak."
Henry Ford başarıya ulaşıncaya dek 5 kez iflas edip, herşeye yeniden başlamak zorunda kaldı. Karşısına çıkan sayısız engele rağmen vizyonunun genişliği ve ona ulaşma arzusu sayesinde otomotiv sektörünün kurucusu ve bir numaralı ismi olmayı başardı...

Walt Disney; Walt Disney, farelerin cirit attığı bir garajda "miki fare" adlı ünlü kahramanını çizip şöhreti yakalayıncaya kadar onlarca işten ret cevabı almıştı. hatta Amerika'nın Kansas City kentinde,bir gazetenin editörü,onda zerre kadar bile resim kabiliyeti olmadığını söylemişti.

    “Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlığımı daha da güçlendirir” Leonardo da Vinci

Herkesin başarıya ulaşması dileğiyle hoşçakalın.
Sevgi ve Saygılarımla…

 
Yaşanabilir Bir Doğa İçin El Ele Verelim PDF Yazdır E-posta

ImageGeçtiğimiz günlerde Dünya Çevre Günü’nü çeşitli etkinliklerle kutladık. Fakat etkinliklerde dikkatimi çeken kötü bir unsur oldu. Çocukların gösterilerle kutladığı bu günde notluk tarzında defterler dağıtıldı. Çevre gününde çocuklara kağıt tasarrufunu anlatacağımız yerde ağaç israflığını öğretmiş olduk. Öncelikle bizler çevrenin korunması konusunda bilinçlenmeliyiz ki çocuklarımıza doğruyu öğretelim. Ama ne yazık ki, Türk toplumu çevre konusunda hala bilinçlenmiş değil.


Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, ülkemizde bir yılda yaklaşık 1 milyon ton kağıtla gereksiz yazışma yapılıyor ve yalnızca 100.000 aile gereksiz yazışmayı durdurursa, her yıl 150.000 ağacı kesilmekten kurtulacak.

Geri dönüşümle elde edilmiş dahi olsa topraklarımızı, ormanlarımızı yok ederek, suyumuzu kirleterek dünyamızı da yok ettiğimizi çocuklarımıza anlatmalıyız. Bu konuda onları bilinçlendirmeliyiz. Gelecek nesillerimizin yaşama olanaklarının ellerinden alınmasın istemiyorsak toprağımıza, suyumuza, dünyamıza sahip çıkmalıyız.

Doğamızı korumak ve daha temiz bir ülkede yaşamak istiyorsak başta denizlerimiz, göllerimiz, parklarımız ve sokaklarımızın da çöplük olmadığının bilincine varmalıyız. Arabamızı temizledikten sonra çöpleri dışarıya atmanın, yine arabamızdayken yiyip içtiklerimizin çöplerini camdan dışarı atmanın, evdeki çöplerimizi çöp konteynırlarına atmak yerine hiç düşünmeden üst kattan aşağı fırlatmanın, ormanlarda, sahillerimizde hatta boş bulduğumuz küçük bir çimenlik alanda bile piknik yapıp çöplerimizi orada bırakmanın ve ateş yakmanın hatta denizlerimize attığımız çöplerin doğanın dengesini bozduğunu unutmamalıyız.

Bunları yaparak doğamızın dengesini bozmaktayız. Çünkü sokağa attığımız bir cam şişe, doğada 4000 yıl, plastik 1000 yıl, hatta bir sakız bile 5 yıl süreyle yok olmamaktadır. Ve yediğimiz en ufak bir çekirdeğin kabuğu bile çevremizi kirletmekte. Fabrikaların zehirli atıkları, fabrikalardan çıkan gazların yanı sıra kullandığımız deodorantlar dahi soluduğumuz havayı kirletmekte. Trafik tıkanıklıkları, egzoz gazları ve gürültü de hayatın kalitesini hızla düşürmektedir.

Çevre kirliliği sadece günümüzde değil, eski çağlardan bu yana sorun olmuştur. 1930 yılında hava kirliliğinden Belçika’nın Mosa Vadisi’nde 63 kişi ölmüştür. 1952 yılında ise nefes alma zorluğundan 4000’i aşkın kişi ölmüştür. Çevre kirliliği günümüzde de birçok hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Bu nedenle çevre konusunda toplumumuzu bilinçlendirmeli ve çevre sorunlarına karşı daha duyarlı insanlar haline dönüşmeliyiz.

Doğanın bir parçası olan insanoğlu, çevreye verdikleri zararların bir gün kendilerine döneceğini unutmamalıdırlar. Artık kötü alışkanlıklarımızdan vazgeçelim ve dünyamızın yok olmasına izin vermeyelim.


Yaşanabilir bir doğada yaşamak istiyorsak temiz bir çevre için el ele verelim ve çevremizi koruyalım.

 Görüşmek üzere.

Sevgi ve saygılarımla…
 
 
Çocuklar sevgidir PDF Yazdır E-posta

Image Çocuk olmak, sevmek, sevilmek ve dünyanın tam merkezinde olmaktır. Çocuklar her zaman sevilmeyi hak eder. Yapılan araştırmalarda çocukların anne babalarından aldıkları sevgi ve mutluluk, onların hayata daha olumlu mutlu bakabildiklerini daha sevgi dolu olduklarını ortaya koymuştur. Bunun için aileler çocuğu ile doğru iletişimi kurarak onları iyi birey olmaları için çaba göstermeleri gerekir. Fakat en başta anne-babaların bu konuda bilinçli olmaları gerekiyor. Ebeveynlerin çocuklarına olan davranışlarında orta kararlı olmaları çok önemli. Ülkemizde ise daha çok katı anne baba tarzı var. Katı aile yapısında anne-babanın dediği olur ve hep onlar kazanırken diğerinde ise çocuk kazanır. Çocuğumuza katı davranıp ona ceza vermek veya iyi olduğunda hediye vererek ödüllendirmek yerine çocuğumuza vaktini ayırarak ve onunla paylaşımlarda bulunarak iletişimimizi güçlendirmeliyiz. Çünkü ona vakit ayırmamız ona verdiğimiz değeri göstermektedir. Ve onunla geçirdiğimiz zamanın uzunluğu değil, kalitesi önemlidir. Ona verdiğimiz eğitim önemlidir. Siz çocuğunuzla konuştuğunuz zaman farkında olmadan çocuğunuzun alması gereken temel dersleri vermiş olursunuz. Fakat aileler ne kadar üniversiteye gitmiş olsalar da iletişim konusunda yetersiz olunuyor. Geleneksel eğitim metotlarına bağlı kalınıyor. Ama unutulmamalıdır ki çocuk anne-babanın eseridir. Çocuğunuzda gördüğünüz kötü bir huyun, suçunu mutlaka kendinizde arayın. Çocuğun sorunlarını dinlemek, onun stres ile kolay baş etmesine ve zorlukları kolay yenmesine yol açacaktır. Ceza sisteminde ise aileler bir şey elde etmeyerek çocuğun güvenini yitirmesine neden olur.


Ceza sistemini Aziz Nesin’in 1967’de yazdığı ‘şimdiki Çocuklar Harika’ adlı kitabından bir yazıyla sizlerin yüzünüzde sadece bir nebze olsun tebessüm oluşturması için aktarmak istiyorum

CEZA ÇOCUĞA BIRAKILIRSA

Çocuklara şu soru yönelmişti; siz baba olsanız, babanız da çocuğunuz; suç işlediğinde ona ne ceza verirdiniz? ‘Onu bir topal ata bindiririm. Üstüne çadır örterim. Çadırın tepesine bir bıçak asarım. At topalladıkça bıçak kafasına dokunsun, akıllansın. ‘Ağzına fermuar dikerim’ , bir sütçünün oğlu ise ‘Eşeklerin yanında yem yesin’ ,  şiddetli baskı altında tutulan bir çocuk, ‘Olmaz, çocuk da olsa babaya el kalkmaz’ diye cevap veriyordu. Yapılan anket sonucunda aileden alınan eğitim ve görgü ayrımını ortaya koyuyordu.  Yaşayış şartları normal olan çocuklar ise soruyu şöyle cevaplamışlardı; ‘İyilikle söylerdim’, ‘Poposuna usulca vururdum’, ‘İçinde fare olan tuvalete kapatırdım’. Gecekondu bölgesinde oturan çocukların cevapları ise daha ağırdı; ‘Bir tencere çorbayı kafasına geçirirdim’, ‘Ayaklarından tavana asardım’, ‘Pastırma gibi doğrarım’, ‘Eşek sudan gelene kadar döverim’, ‘Kaynar suyla haşlarım’” 1967’de yapılan anket sonucunda çocuklar bu cevapları veriyordu. Şimdi bu anket yapılsa çocuklarımızın vereceği cevapları merak ediyorum. Çocuklar sevgidir, onlara sevgimizi verelim.

Bir daha ki sayımızda görüşmek üzere. Hoşçakalın

Sevgi ve Saygılarımla...

 
Gelecek gençlerin PDF Yazdır E-posta
Gelecek gençlerin

Büyük önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK, “Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir” sözüyle gençliğe ve öğretmene verdiği önemi vurgulamıştır. Eğitimin önemi ve geleceğimiz olan gençliğin iyi yönde yetişmesi gerekir.

Fakat günümüzde Türk gençliğinin bilgiyi ne kadar üretip yaydığı konusu da tartışılır. En başta kendisine olmak üzere ailesine, topluma ve ülkesine bir şeyler üretip katkıda bulunan gençlerin sayısı da gittikçe azalmaktadır.

Çünkü kendimizi geliştiren kurslara katılıp, kitap okuyarak, tiyatroya giderek bir şeyler üretmemiz gerekir. Ne yazık ki şimdiki gençler zamanını internette oyun oynayarak ve televizyonda magazin programı izleyerek harcıyor. Oysaki yapılacak o kadar çok iş var ki! Bunlardan en önemlisi topluma ve ülkemize hayırlı birey olmak üzere eğitim için çaba göstermek.

Anadolu’da bir yığın çocuk okumak için zorluklar içinde mücadele ediyor. Eğitim için ellerinden tutacak bir ışık bekliyorken, okuma fırsatı olanlar ise, bunu tepiyor. Yada aile baskısı nedeniyle istemedikleri bölümü okuyorlar. Çocuklarının kendisinin istediği meslek alanında okuma şansı olmuyor. Çevresinde gördüğü öğretmenlik ve polis gibi mesleklere aileleri yönlendiriyor. Bunun amacı ise belli bir maaş alıp geçimleri sağlansın diye. Ancak İstanbul gibi büyük metropol şehirlerde yaşayan ve eğitim alan  biz gençler daha şanslıyız. Bu şansı kullanıp kendi istediğimiz meslekte başarılı olup, ülkemize hizmet etmeliyiz.   

Biz gençlerin gelecek elinde ise, en başta aileler çocuklarının eğitimi için her türlü fedakarlığı yapmalı; bizler ise ailelerimize örnek olup gurur duydurmalıyız.

Büyük önder Atatürk’ün “Eğitimdir ki bir ulusu ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek, bir toplum halinde yaşatır.  Ya da bir ulusu esaret ve sefalete terk eder” sözünü dikkate alarak yazıma son verirken, ailelerimize gururu yaşatmalıyız. Başarılı bir gençlik için bazı fedakarlıklara katlansak bile, bunun ürününü ömür boyu alırız. Haydi genç arkadaşlarım güzel bir gelecek için, iyi bir eğitim ve iyi bir sosyal yaşantınızla ülkemizin örnek başarılı gençleri olalım.

Her zaman genç kalın. Görüşmek üzere hoşçakalın. Sevgilerimle