
“Kontrolsüz güç, güç değildir” düşüncesi ile şehitlerimizin acısıyla daha da bütünleşen yüce ulusumuzun tartışılmaz manevi gücünü bu erişilmez potansiyeli nasıl kullanabiliriz?
Genelkurmay Başkanımız Sayın Yaşar BÜYÜKANIT’IN ifade ettikleri gibi itidalle kararlı ve planlı olarak herkesin çok iyi düşünerek hareket etmeleri gerektiğini biz de hatırlatmak isteriz. Zira 1955’deki bir 6-7 Eylül olaylarına dönüşülmemesi, protestolar da etnik çatışmaların yaratılmamasına cadde ve sokaklarda yağmacılığa yönelik provokasyonlara dönüşülmemesi için dikkatli ve tutarlı olmamız gerekmektedir.
Yurt içinde olduğu gibi, yurt dışında da acılara ortak öğrenci, iş adamları, çalışan yurttaşlarımızın olduğunu biliyorsunuz. Sayın Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’IN Amerika seyahati öncesi İngiltere’de öğrenci Lale CAN ile karşılaşmaları aksi tesadüf mü tatlı tesadüf mü? Ne desek bilemiyorum? Zira karşılaşmaların değerlendirilmesi her iki kesim ve kişiler için her zaman tatlı tesadüf olmayabiliyor. Sorulan suallerde ve diyalog anlaşmazlığında… Nitekim Emekli Jandarma Yb. Şenol CAN ve edebiyat öğretmeni Neşe CAN’IN biricik kızları Lale CAN’IN, Recep Tayyip ERDOĞAN’IN Oxford Üniversitesi'ndeki konuşması sırasında; kendisinin de bir subay kızı olduğunu açıkladıktan sonra TERÖRÜN neden durdurulamadığını soran; ancak “ASKERİ BOYUTUNU BABANA SOR” karşılığını alan LALE kızımız: “Başbakanımızın yanıtını yorumlamak istemem” nezaketini de göstermiş ve “Sorumda bir provokasyon ya da kasıt yoktu” açıklamasını yapmış.
Jandarma Yb.mızın ailesini ve kızını tanımam. Ama yurtdışında ülkemizi temsilen okuyan ve dönüşünde ülkesine babası gibi sonsuz hizmetler vermekten kaçınmayacak düşüncesiyle yetişen ve yetiştiren bu aileyi kutlamak ve de tanışmak, dertleşmek istiyorum. Zira hepimizin çocukları var. Lale kızımız gibi babasından alamadığı bilgileri “Askerin üzerinde ben varım, onlar bana bağlıdır” diyen (nezaket kuralları ve demokratik düşünce doğrultusunda) yetkiliye bu suali sorması doğal değil midir?
Oxford… Hangi okul veya üniversitede okursa okusun, babalarından bile bazı bilgileri alamayan, babaları görevdeyken onlara anaları ile birlikte dua ederek yetişen görevlilerin çocuklarına Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’IN cevabı reva değil, adeta tokat olmuş. Ki bu çocuklarımızı, tahsil süresince anaları televizyonlardaki acı haberlerden etkilenmesin diye uzak tutmuşlar. Hatta gazetelerdeki acı haberleri okutmamak için evlerine gazete dahi alınmadığı dönemleri bilen var mı acaba?…
Evet yıl 1984 - sene 2007. Şimdi ben emekli bir asker olarak yüksek müsaadeleriyle soruyorum. “TERÖR ne olacak Sayın Başbakanım?” Ben de mi babama sorayım? (Mümkün değil kendileri rahmetli) Komutanlarıma sormuyorum sormaya da hakkım yok. Zira onlar ne yapılacağını biliyor. Onlar gerektiğinde ne pasaport ne Amerika’dan icazet alırlar. Ama şu Avrupa birliği ve üzerinde oynanmaya çalışılan güzelim anayasamız da yok mu?… Ayıp olmasın, asker Avrupa birliğine girişi engelledi, asker çok konuştu demesinler yok muhtıra! yok bilmem ne!… Tenkitleriyle muhatap olmak istemez komutanlar. ASKER susmasını da, vatanın bölünmez bütünlüğü, ülkenin koruma ve kollama görevi söz konusu oluğunda konuşmasını da bilir… Gereğini de yapar. ATATÜRK’ün “Ordular ilk hedefiniz AKDENİZ ileri” dediği gibi “Haydi ilk hedef IRAK’taki bölücüler” de diyebilir. Ki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Yaşar BÜYÜKANIT komutanımız “Tezkere öncesi bize hedef verin, hedefleri belirleyin” diye de hükümete adeta yol da göstermiştir. Ancak, hükümetten tezkere çıkıncaya kadar askerlerimiz tezkeresini alamadan şahadet mertebesine ulaştılar. Maalesef askere taş atarak “Geciktiler, sorumluluk alamadılar” gibi yaklaşımlar bazı yayın organlarında yer aldı.
Gelelim kızımız Lale’ye Allah bağışlasın güzel bir çiçek ismi olan meslektaşımın kızının yolu bahtı, ailesi ve ülkesi için açık olsun. Hiç solmasın Lale’lerimiz, Gül’lerimiz, gencecik MEHMETÇİKlerimiz, fidanlarımız.
Kızım Lale; sen kimseye soramadıklarını emekli olan bizlere de sorabilirsin ama dersin ki; “Amca; senin yetkin ne ki etkin olsun?” Merak etme. Benim gibi, baban gibi emekli olup da emeklemeyen çok kişi var bu ülkede korkma. Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak. Bu sancağı bayrağı dalgalandıracak ismini yazamadığım niceleri var bilir misin?...
Lale kızımız ile ilgili 25 Ekim 2007 tarihindeki Milliyet Gazetesi Nevsal ELEVLİ, Utku Çakır ÖZER’İN Londra’dan bildirdiği özel haberi müsaadeleriyle bizim köşemize direk aktarıyorum.
“GURUR DUYMUŞTUM”
“Oxford Union’da yılda bir ya da iki kez böyle dünya çapında isimler gelir ve bizim sorularımızı yanıtlar. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı okuluma geldiği için öyle duygulanmış ve gurur duymuştum ki, yabancı arkadaşlarıma bile “Bu benim Başbakanım” diye övündüm.
Ertesi gün teslim etmem gereken kritik bir ödevim vardı. Orada olmak ve Başbakan’ı dinlemek için dersin hocasını arayıp durumu anlattım ve teslimi bir gün geciktirme izni istedim.
Hem Türkiye’de teröre verilen şehitler nedeniyle hem de yıllardır bu konuyu asker kızı olarak yakından bilen biri olarak o soruyu yönelttim. Eminim ülkemin lideri olarak ne yapılması gerektiğini hepimizden iyi biliyordur.”
Terörü öğrenmek için babasına sormaya gerek olmadığını belirten CAN şöyle devam etti:
“LOJMANIMIZ TARANIRDI”
“Babam jandarma subayı olduğu için yıllarca Doğu’da görev yaptı ve oralarda birlikte yaşadık. İlkokuldan İngiltere’ye geldiğim lise ikiye kadar babamın tayinleri nedeniyle Türkiye’nin 11 ilini dolaştık.
Güneydoğu’da çatışmalar sırasında sık sık lojmanlarımız taranırdı. Babam görevde olduğu zamanlarda annem hemen kardeşim ve beni kucaklayıp önce koridorda yere yatırırdı. Sonra da apartmanın altına inerdik. Terör tehdidi altında yaşamanın ne olduğunu biliyorum.
Başbakan’a verdiğim örnekteki babamın yakın çalışma arkadaşı üsteğmen Erdal KURTOĞLU’NUN şehit düşüşü de bunun bir parçası. Sanıyorum 1994’tü. Ben 7 yaşındaydım. Ama yıllardır aklımdan gitmez. Aslında kurşun babamı hedef almış. Ancak son anda annemin hazırladığı börekleri yemek için eğilince hemen ardındaki Erdal Amca’ya isabet etmişti. Bu olay babam ve bizim aile için unutulmayacak acı bir gündür.”
Lale kızımızın okul döneminde tamamını anlatamadığı ama zihnine beynine adeta kazınırcasına yaşadığı kabus dolu günlerden çok kısa anılarından buraya taşıdıklarımız…
Aynı dönemlerde güneydoğu görevine batı garnizonlarından giden Bolu, Kayseri vs birliklerin komutanları olarak çeşitli rütbedeki kişilerin (acemi asker misali!) 4 – 6 ayda bir 7 günlük izne ailelerini çocuklarını görmek için Bolu, Kayseri, Ankara vs gidip tekrar Güneydoğu görevi adı altında Şırnak, Gabar, Hakkari, Yüksekova, Bingöl, Tunceli, Silopi mezraları ve görev bölgelerine tekrar döndüklerini biliyor musunuz? Ve bu gidiş dönüşlerde askeri lojmanlar bölgesindeki evlerine giden silah arkadaşlarımın izne gelemeyen diğer komutan ve rütbeli arkadaşlarımın çocukları “Bizim babamız niye gelmedi?” diye mahsun kalıp ağlaşmasınlar diye 7 gün evde kapalı kalındığını ve göreve dönüşte akşamın karanlığında evinden kaçarcasına gittiğini biliyor muydunuz? Ben bir şey demiyorum. Yine de Allah’ıma şükrediyorum. Bizler döndük. Ya dönemeyen arkadaşlarım? Ya onlar? Yeni nişanlılar? Yeni evliler? Onlar nerede? Biz ve ben nerede? Ne mutlu onlara o rütbeye erişenlere. Şehit Alaattin Saraçyakupoğulları, Ferruh Dündar’lar, Feral Altun’lar, Coşkun Alp’ler, Korhan Zağralı’lar Allah rahmet eylesin. Hepinize selam olsun. Ailelerinizin ve çocuklarınızın yanındayız. Gönüllerimizde yaşıyorsunuz. Bu yalan mı arkadaşlar? Mithat, Müjdat, Bekir, Ünal, Tevfik, Cengiz, Süleyman, Zeki, Fikri, Abdullah, Nihat, Basri, Yılmaz, Muammer, Taner, Gürtan ve ismini yazamadığım nice kahraman subay, astsubay, erbaş ve er silah arkadaşlarım. Lütfen sizleri de köşeme bekliyorum. İhtiyacım var hepinize… Söndürelim yüreklerdeki yangını…
Sonuçta; yazılacak konuşulacak çok şey var. Yani; “Lafın ve sözün bittiği yer gibi”… yorumlara girmiyorum.
İçimi dökemedim, anlatamadım hissiyle, ortak düşüncelerimiz olarak gördüğüm teşhislerimi aktarmaya devam etmek istiyorum.
Evet, hükümetin en yetkili kişisine Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’A nezaket ölçülerinde tevcih edilen soruda size öyle bir arz var ki; Cevap “Babana sor” olmamalı. Bilakis öngörülü terbiye ölçülerinde sual arz eden kişiye “Teşekkür ederim kızım” diye başlayıp daha uygun cevabı verebilir ve de İngiltere gibi bir yerde dünya basını ve medyanın gözü önünde size yapılan asistle sadece Amerika’ya değil dünya kamuoyuna da eski futbolculuk özelliğinizle tabiri caiz ise gol bile atabilirdiniz TERÖR belasına… Ne yapalım acele (cevapla) insanlar ofsayta düşebiliyor. Ancak milletimizi ofsayta düşürmeye hakkımız yok sanırım. Dağlarda, cephede kanını canını verip şehit olanlarla kazanılan bu topraklar, ofsayta düşülerek masa başında kaybedilmemeli. Dünya siyaset sahasında da futbol sahasında olduğu gibi yerinde durmasını adam eksiltmesini eski futbolcular çok iyi bilirler. Ama bilip de, uygulamanın esas olduğu unutulmamalı. Yeni federasyonlar oluşmasını kurulmasını düşünen, düşleyen dış mihraklar!... penaltılar verilse de takip edilen yoldaki kararsızlık ve gecikmeler aleyhimizedir. Dolayısıyla her türlü sahada yerimizi konumumuzu ve durumumuzu koruyarak kimseye taviz vermeden dimdik ayakta olmak zorundayız.Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Yalnız bu cevap yoğurt yemeye benzemez… Öyle değil mi sevgili okurlarım. Bilmiyorum şöyle bir cevap nasıl olurdu diye düşündüm: “Bush ikiz kuleler saldırıya uğrayınca ya bizden yanasınız ya teröristten yanasınız” demişti. Dolayısıyla karşılık olarak; “siz teröristten yana iseniz herkes kendi yoluna” Herkes kendi yoluna (Hande Yener’in şarkısı değil bu! “Sen yoluna ben yoluma” diye!) Resti, elimdeki kozlara göre oynayabilirdim. Ama ben sen, sen de ben değilsin. Ne zaman bizim düşüncelerimizde ortak paydada birleşir, BİZ oluruz; O zaman ne Amerika’dan icazet, ne de IRAK için pasaport… Gereken neyse o yapılırdı. IRAK’taki haddini bilmeyenlere... Dünya yıkılsa, yeniden kurulduğunda TÜRKİYE ve TÜRKLER kendine mutlaka bir yer bulacaktır. (İsmet İNÖNÜ’ye de rahmet olsun)
Sayın Başbakan, yurt dışındaki çocuklarımız dolayısıyla; sizin de çocuklarınız. Onların sesini de sözünü de dinleyerek kaile alalım lütfen. Siz Türkiye’mizi temsile giden başbakanımız olarak yurt dışındaki vatandaşlarımızın da devlet baba sıfatıyla manevi babası sayılırsınız. O halde önerimi normal karşılayacağınızı tahmin ederek bahse konu olan kızımızla tekrar diyalog sağlamanız sizin konumunuz itibariyle çok kolay olduğunu sanıyorum.
Herkes kendi yanlışında; yanlışın neresinden dönerse doğruyu o an orada bulacaktır. Oxford’da öğrenci olarak bizi temsil eden ve Türkiye’ye çok çok hizmetleri olacak kızımızı kucaklayın. Çocuklarımızın baba olarak bizleri üzmemesi için soramadığı soruların cevabını yetkili ağız olarak açıklar mısınız? Yoksa çok bilinmeyenli denklem gibi herşey kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarda mı kalır? Ama tarihin her şeye ışık tutacağı kaçınılmaz. Bir gün kimlerin ne zaman, nerede, nasıl, neler yaptığı zaten açık olarak ortaya çıkar. Ama zaman kısa; ne olur bildiklerinizi bilmemiz gereken prensiplere göre şimdi açıklayın. Yoksa “Genelkurmay Başkanlığı bana bağlı bir kurumdur.” (Herkes gibi biz ve silahlı kuvvetler mensupları da biliyor bunu) Bu sözler biz emeklilerin düşüncelerine gem vuramaz, milliyetçi duygularımızı bağlamaz.
Pkk terör örgütünü koruyan ve yanında olan benim de düşmanımdır düşüncesindeyim.
Amerika’nın Talabani ve Barzani’nin ve Türkiye’nin hedefleri TERÖR noktasında bir noktada odaklaşmıyor, kesişmiyor. Yapılacak harekat hükümetten gelecek siyasi direktifli olarak ve mutlaka;
1 – Ekonomik
2 – Siyasi
3 – Politik
4 – Askeri cephesi düşünülerek yapılmalı. Ve bu dört ayaktan Askeri ayağı kaldırmak olmaz. Mücadele 4. maddeyi de kapsayan top yekün mücadele olarak mütala edilmelidir.
1992de ekim ayında rahmetli Orgeneral Eşref BİTLİS ve Orgeneral Necati ÖZGEN zamanında sınır ötesi harekatta ne pasaport ne Amerika’dan icazet almadan gereği yapıldı.
Yurt dışı gezilerim:
Vatandaşın vergisi, devletin imkanı, komutanlarımın lütfu sayesinde 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman DEMİREL ve heyetiyle birlikte Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutan yardımcısı olarak, güney doğu (Şırnak – Dargeçit) dönüşü bilgim, görgüm, tecrübem artsın moral motivasyon açısından yurtdışına gönderildim. Bu kısa seyahatlerimde bile acaba bir Türk vatandaşı ile karşılaşır mıyım heyecanı ile dolu doluydum. Ve gittiğim her yerde çok şükür ki nice Türk vatandaşı ile karşılaştım, mutlu oldum sarıldık sarmaş dolaş olduk. Sanki en yakın akrabalarım kardeşlerim gibi hasretlik giderdik. Bu güçlü bağlılığın hiçbir ulusun fertlerinde olduğunu zannetmiyorum. Bu özelliğin genlerimizden kaynaklandığı şüphesiz.
Kanarya Adaları, Arjantin, Brezilya, Amerika, Romanya ve kısa geziler… Bu gezilerden Romanya’da T.C. Büyükelçimiz Volkan BOZKIR’a nezaket ziyaretine gidip Cumhurbaşkanlığı Muhafız A. K.lığı forsu olan şildi teslim ettiğimizde bize sarılması kucaklaşması ve ilgilenmesi bu satırlarda ifade edilemeyecek kadar güzelliklerle doluydu.
Mutlaka diğer devlet büyüklerimiz ve hükümetin en yetkili kişileri ile büyükelçilerimiz de yurtdışında görev yapan, okuyan, çalışan vatandaşlarımızı da kucaklıyor, dertlerini dinliyordur. Yoksa gayet acılı suallerde alınganlık gösterip “Sen onu babana sor oğlum, kızım” demiyorlardır.
Yurtdışında bir devlet erkanı, bir hükümet başkanı, başbakanla karşılaşmak ne büyük şans… Ve o anı yaşamak büyüklerimizle konuşmak ve paylaşmak ne kadar güzel bir duygu. Bu duygudan eksik olanlar bu duyguyu yaşayamayanlar üzülmeyin. Kişiler makamlar gelip geçicidir. Bu devlet ilelebet kalıcıdır. Dolayısıyla; devlet baba çalışanını da yurt dışında okuyanını da her zaman kucaklar. Her zaman vatandaşına sarılır. Acı günde, elemde, kederde ve sevinçte bir yumak gibi oluruz üzülme kızım Lale CAN. Seni bu satırlarımda Allah’ın bir kulu devletin emekli bir ferdi emekli bir asker olarak kucaklıyor, öpüyor başarılarının devamını diliyorum. Bana ulaşman bu iletişim çağında hiç zor değil ( Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır ) istediğin soruları bize de sorabilirsin. Bildiğim kadarını cevaplarım. Bilemediklerimin cevabını tarih zaten size verecektir. Biz o cevapları duymasak dahi, sizler o cevapları duyacaksınız… Tarih yazacak bu günleri ve de nesiller köklerini okuyacaklar… İnşallah muasır medeniyetler seviyesine gelerek Atatürk’ümüzün de ruhunu şad etmiş olacağız o zaman…
Saygılarımla





