BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar arrow Tahsin ATAİZİ
Birlikte yaşamanın incelikleri PDF Yazdır E-posta

ImageCumhuriyetimizin 85. yılını coşku içerisinde kutladık. Temennimiz bölünmez bütünlük, birlik ve beraberlik içerisinde nice yıllara…

Özellikle niçin bölünmezlik temennisinde de bulundum? Cumhuriyetimizin 85. Yıldönümü sevincine, coşkusuna çomak sokarcasına DTP’li milletvekillerinin kutsal meclis çatısı altında dağıttığı, ayrı bir devlet kurma çabasıyla ‘federasyon ve özerlik talebi’ni ihtiva eden 40 sahifelik kitapçık/ broşürdeki akıl almaz istekleridir.

Vergilerimizden maaş alan bu vekiller, bilmezler mi ‘Misak-ı Milli’ sınırları içerisinde bir bütün olduğumuzu? Anayasamızın 3. maddesi “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti ANKARA’dır” der.

Anayasamızın 4. maddesinde de Cumhuriyet nitelikleri ile ilk üç maddedeki hükümlerin değiştirilemeyeceği gibi, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği bilinmiyor mu?

Mecliste ‘Yüce Türk Milleti’ne hitaben, ettikleri yemine sadık kalmayarak Cumhuriyet’in temeline bomba koymaya çalışanlar emellerine nail olamayacaklardır. O bomba ellerinde patlayacaktır.

T.C. sınırları içerisinde yaşayan ‘Türk Vatandaşıyım’ diyen herkes ‘TÜRK’tür. Anayasal haklardan da eşit şekilde faydalanır.

O halde nedir yaratılan TERÖR ve yapılan bu provokasyonlar? Nedir çocukları ön saflarda siper ederek taş, molotof kokteylleriyle yapılan saldırılar? Sonrasında da izinsiz gösterilerde İmralı’daki ve malum cinayetlerin faili TERÖR’ün sorumlusunun posteri ve ne olduğu belli olmayan flamalarla slogan atmalar… Çocukları da siper ederek yapılan bu provokasyon hangi demokratik ülkede onay görür sanıyorsunuz?

Türkiye’miz etnik kökene dayalı bir ülke değildir. Hepimizin malumu etnik ayırım da yoktur. Lazı, Kürdü, Çerkezi abazası, Alevi’si, Sünni’si biz hepimiz kardeş değil miyiz? Anayasamıza göre hepimiz bu ülkenin insanları olarak ayırım yapılmaksızın devletimizde hakim, öğretmen, memur, milletvekili olabildiğimiz gibi…

Cumhurbaşkanı dahil seçme ve seçilme hakkına sahipsen, daha ne isterseniz bre gafiller!..

Genelkurmay Başkanı Eylül ayındaki iletişim toplantısında, ‘AB bağlamında ulus devlet ve üniter devlet yapısı ile oynanmamalıdır’ demişti. Bu anlamda, Hürriyet gazetesi değerli yazarı eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’in görüşleri ise; “Üniter devlet federasyonun tersidir. Ülkenin her yerinde aynı kanunların geçerli olduğu sistemdir. Fakat bu sistem içerisinde, demokrasilerde, bir ölçüde ademi merkeziyete gidilebilir. Ulus devletin ise iki türlü anlamı olabilir. Birincisi Avrupa’da kuvvet dengesini korumak amacı ile 1648 Vestefalya anlaşmasının kurduğu sistemi ifade etmektedir. Merkezden yöneltilen sınırları belirli, birbirlerinin egemenliğini tanıyan bir devletler manzumesi. Bu devletlerin nüfusunun aynı etnik kökenden gelen ve aynı kültürü benimsemiş olması şart değildir. Bu anlamda Osmanlı devleti de bir ulus devletti. Fakat başka bir kavrama göre ulus devlet aynı etnik kökenden gelen veya aynı kültürle kaynaşmış bir milletin devletidir.” Bu tarif seçilirse Kürt meselesini nasıl hallederiz?

Bugünkü hükümet en doğru politikayı seçebilse dahi, ciddi kırılganlıkları ve maruz kaldığı şiddetli siyasi muhalefetle fazla mesafe kaydedemez. Görünen o ki bocalamaya devam edeceğiz.

Benim şahsi düşünceme göre, bocalamaya devam etmememiz için TERÖR ile mücadeleyi sadece ordu ile değil tüm kurum kuruluşlarla yürüterek siyasi hedefimizi ortaya koyarak halledebiliriz. Zira siyasi hedef ve destek olmadan terörle mücadele silahlı kuvvetleri de yıpratır.

Ayrıca Güneydoğu’da cereyan eden olaylardan sonra televizyonlara çıkan terör uzmanı silah arkadaşlarımıza da naçizane tavsiyelerim olacak. Orada çarpışanlar sadece sizler bizler değiliz. Varsa bir bildiğiniz, Genelkurmay’ın kapıları herkese açıktır. Edinilmesi gereken tecrübe ve deneyimlerinizi, yaşadıklarınızı biliyor ve sizlere de bir meslektaşınız olarak saygı duyuyorum. Ancak lütfen bu bilgilerinizi öncelikle Genelkurmay’a aktarınız. Televizyonlardaki beyan ve beyanatlarınızla medya ve kamuda yanlış yorumlara sebep olarak bazı kesimleri sevindirmeyelim. Komuta kademesi ile görevdeki arkadaşları üzmeye, demoralize etmeye hakkımız yoktur.

Gelelim sadede, yüzölçümü 75 bin kilometrekare olan Güneydoğu Anadolu Bölge’miz Türkiye’nin yüzde 10’una tekabül etmekte ve Belçika-Hollanda-Lüksemburg devletlerinin toplamından biraz daha büyük olan bu bölgede sulanabilir 8,5 milyon hektar arazinin yüzde 20’si GAP bölgesinde kalmaktadır. Bölge nüfusu 8 milyon civarında olup Gayri Safi Milli Hasılaya katkısının da 2006 verilerine göre yüzde 5,5 ila 6 civarında olduğu bilinmektedir. (Bu veriler GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’ndan alınmıştır.) Bölgedeki ekonomik genel durumun ‘kamu-özel sektör işbirliği’ ve ‘yap-işlet-devret’ gibi modellerle sulama yatırımları ve ILISU Barajı’nın da tamamlanmasıyla elde edilecek enerji yatırımlarının artması hedeflenirse, bölgeye katkısı kaçınılmaz olacaktır.

Küresel dünyada özel sektör yatırımları ve özel teşebbüslerin geliştirilmesi Güneydoğu halkımız için çok önemlidir. Aksi, halkı zorunlu göçlere sürükler ki göç edilen yerlerde gelen nüfusun istihdamı, eğitimi, sağlık sorunu, ikamesi gibi pek çok sorun yaşanacağı aşikardır.

O halde çözüm; Trakya-Marmara Bölgeleri’nde ana yollara yakın yapılan, mümbit arazilerin talan edilmesine son verilerek fabrika atölye ve sanayi kuruluşlarının Güneydoğu’da yapılması, devlet tarafından destek verilerek yatırımcılara özel haklar tanınması (stopaj- vergi vs.) haklar, bölgede yoksulluğun ortadan kaldırılması, yeni istihdam alanlarının yaratılması, toplumsal refahın artırılması, ekonomik ve sosyal gelişmelerin sağlanması bölgeyi ekonomik yönden çok avantajlı konuma getirecektir.

Özel sektörün bölge ekonomisine yapacağı katkılarla sürdürebilir kalkınma ve işsizliğin ortadan kaldırılması konusunda mesafeler alınabilir.

Bir başka husus da; GAP bölgesini de içinde bulunduran Güneydoğu’muz, Suriye ve Irak’la sınırdır. Dolayısıyla, Avrupa’nın Ortadoğu’ya açılan bu kapısı dikkate alınmalı! Bölgede emniyetin ve güvencenin garantisi sağlanarak halkın hayvancılığa teşviki de gereklidir kanaatindeyim.

Oy kaygısına düşmeden, eğer yemininize sadık (milletin vekilleri iseniz) arabanın tekerleği çıkmadan gelin birlik olun. İster sağcı-muhafazakar, ister solcu fark etmez. Ama bu millet için birlik olun ve Güneydoğu halkını kazanmak için gidin bölgeye. Görün sorunları yerinde inceleyerek. Önlemleri birlikte alın tüm partililer. Bu vatan sadece seçilenlerin %(?)’leri, %47’leri, %23’leri… değil! Bu vatan hepimizin! Kanla alınan bu toprakları eğer kaybedersek seçim sonrasında hep birlikte o zamanda “OY ANAM oy!” dersiniz ama iş işten geçmiş olur.

Allah kimseye seçim sonrası “ Oy anam oy!” dedirtmesin.

Güneydoğu halkını ‘partilerüstü’ kucaklamaya gelmeyen parti organlarını da bu millet zaten dışlayacaktır. Zira halkımız kadir kıymet bilir, vefalıdır, duyguludur, önsezilidir. Seçim öncesi yaptığınız ziyaretler, yapacaklarınızın adeta teminatı olacaktır. Bu önerim yapılacak maddi yatırımlar kadar önemli bir faktördür.

25 senedir devam eden TERÖR maddi manevi çok büyük zararlar vermiştir yurdumuza. Ancak ‘somut olarak’ alınacak sosyal ve ekonomik önlemlerle yıllardır beklediği huzura, “baharı bekleyen kuşlar gibi” kavuşmaya layık bir parçamızdır, insanımızla, toprağımızla Güneydoğu’muz.

Devlet pozitif ve somut yardımlarını yaparak aile bağları ve bütünlüğü içerisinde bölgenin kalkınması için kamu kaynakları ile çözümler bulmalıdır. Bizleri birleştiren haslet insan odaklı olmaktır.

Atatürk’ümüzün bize emanet manevi mirasları, söylemleri sonunda “Beni hatırlayınız” diye hatırlatma lüzumu hissetmesi, acaba bazılarının unutkanlığından mı yoksa vefasızlığımızdan ve balık hafızamızdan mı kaynaklanıyor? Bir düşünsek mi acaba?..

Atam bize bıraktığın mirasların sahibi ve bekçisiyiz, seni asla unutmadık ve daima hatırlayacağız! Hatırlamayanların beyinlerine de kazıyacağız.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne and içtik.

Sen rahat uyu. Cumhuriyet’imizin 85. yıldönümünü kutlarken manevi mirasçıların olarak; izinde, gösterdiğin hedeflere ilkelerin devrimlerin doğrultusunda sağlam adımlarla ilerliyoruz.

Sayın okuyucularım ‘İLERLİYORUZ’ derken somut olarak fert olarak neler yaptık? Ne yapıyoruz? Ve yapmalıyız? Elimizi vicdanımıza koyarak bu sorulara yanıt arayalım. (Bu satırları yazan ben dahil!) Yoksa sözlerle, söylevlerle bir yere ulaşılmayacağını hepimiz biliyoruz. “Lafla peynir gemisi yürümez” derler. O halde hepimiz ülkemiz ve toplum çıkarları adına, bu vatan için, eğer Atatürk’ümüzü de gerçekten anıyor ve seviyor isek, göstermelik değil, çok ama çok çalışmalıyız zamandan ve mekandan çalıp çırpmadan, hortumlamadan…

*Tek devlet, tek millet, tek bayrak prensiplerini kabul etmeyen, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında protokolde yerini almayarak protesto edenler, mecliste vekil olarak görev yapsa, bizim vergilerimizle maaş alsa dahi bizden değildir. DİKKAT!

* Bazı kurum ve kuruluşlarda Cumhuriyet’imizin “75. / 80. yılı kutlu olsun” yazılı eski levhalar hala yerli yerinde. Geçmişini bilmeyen ‘sorumlu’ sorumsuzların (!) geleceğinden emin olmaları beklenemez. Geçmişini bilmeyenlerden geleceği garanti etmeleri beklenemez.  Cumhuriyetimizin 85. yılı herkese kutlu olsun. Nice yıllara!

Rahat uyu ATAM!

Saygılarımla…
 

 
TERÖRE LANET PDF Yazdır E-posta

TAHSİN ATAİZİ
Tahsin ATAİZİ
Ateş bu sefer de Bakırköy/ Güngören’e düştü. İçimizi yaktı. Ölenlere Allah’tan rahmet ailelerine sabırlar diliyorum.

Bu katliamı nasıl yaptılar, neden yaptılar, nasıl bu kadar günahsız insana kıydılar? Bunu yapanların planlayanların insan olabilecekleri düşünülemez.

Bu tip olaylara karşı demokratik tepkimizi koymalıyız artık. El birlik, tek yürek, toplum olarak bu olayı lanetleyerek bu eylemlere karşı koyduğumuz ve koyacağımız milli tepki ile bu katliamı gerçekleştirenlerin de destekçilerinin de direncini kırmış oluruz. Yoksa ateşin düştüğü yerde, yaktığı, acısı ile içimizde kalır bu katliamların izleri…

Hatırlarsınız 11 Mart 2004 te İspanya’da El Kaide’nin gerçekleştirdiği saldırılarda trenlere yerleştirilen 10’a yakın patlayıcının infilakı ile 191 kişinin can verdiği 1800 kişinin de yaralandığını… Ayrılıkçı ETA terör örgütü saldırılarına alışık İspanya saldırıdan 1 gün sonra 12 milyon kişi ile adeta sokaklara dökülerek olayın protesto eylemini gerçekleştirdi. (40 Milyon nüfuslu İspanya nüfusunun %30’nu teşkil eden bir kitle…)

Teröre karşı halkın birlikteliğini direncini göstermişlerdi…
Dondurma almaya giderken, dondurmasını yiyemeden, olayın gürültüsü ile balkona çıkan ve patlayıcılara hedef olan bu günahsızların yakınları olarak kendinizi onların yerine koymak bile içinizde tarifi imkansız acılar doğurduğunu içinizi-içimizi yaktığını düşünüyor okuyucularımızın da halet-i ruhiyesini tasavvur edebiliyoruz. Tekrar; Allah’tan, ölenlere rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Böyle olayların yaşanmaması temennisiye; parti liderlerinin; “soruşturmanın tamamlanıp olayın aydınlanmasını bekleyelim, bu tür konular ayak üstü konuşulmaz” diyen mazeretlere ve sebeplere sığınmadan, partiler üstü kararla; milletçe bizlerin meydanlarda tepkimizi gösterecek şekilde lanetlemeyi bir kez daha bu satırlarımda savunuyorum.

Hiçbir tepki gidenleri geri getirmeyecektir. Ancak tepkinin büyüklüğünü gören katillerin gafillerin direncini kıracağından eminim.

Malum; İspanya, El-Kaide’nin katliamına karşı tepki ve tavrını olaydan bir gün sonra muhalefet iktidar demeden ortaya koymuştu.

Biz ne yaptık?
Ana Muhalefet Parti Başkanı Deniz BAYKAL’ın milli lanetleme kampanyası olarak tepki protestosu teklifine, Sayın başkanımızdan gelen cevap: “Bu işler ayak üstü kararla olmaz. Destekleriz, gerekirse, muhalefet Parti Başkanı ile de görüşürüz. Ama önce olayların aydınlanması lazım…

Ne lazım mış?
Olayların aydınlanması…(!)
İçimizi yakan ve karartan ikinci bir olaya gebe kaldıkta sonra mı tepki göstereceğiz lanetlemeye anlayamıyorum.

İktidar-muhalefet; kararlı, cesur ve süratle bu tip olaylara karşı kararlar alamazsa Allah bizi koruya…

TV’lerden, gazetelerden olaylarla ilgili görüntü ve resimlerin devamlı (haber niteliğinde) verilmesi; teröre ve teröristlerin amacına uygun hizmet verilmiş oluyor. Dolayısıyla bu konu hakkında medyaya düşen görev hassasiyetini bir kez de bu satırlarımızda hatırlatmak istedik.

Bir teklifimiz daha var ki; acılı günlerde acılarımız paylaşıldığı sürece azalacağı düşüncesiyle olayın gerçekleştiği semtte, zarara uğrayanlara maddi destek- manevi destek ve psikolojik yardım gerektiğini özellikle belirtmek isteriz.

Burada; aynı dili konuşmadan aynı duyguları yaşamanın esas olduğu düşünülürse; İktidar-Muhalefet
Parti- Takım, din, dil, ırk, renk farkı gözetmeksizin, bir noktada anlaşalım. “Esas olan aynı dili konuşanların anlaşamadığı ortamlarda, aynı duyguları taşıyanların anlaşmasıdır.” Esas olan…

Saygılarımla

 
TRAVMA GEÇİRENLER (!) PDF Yazdır E-posta

Image“ATATÜRK DEVRİMLERİ travma yarattı.” Sözleri üzerine kendisini eleştirenler için “Devrim Kanunları’nı okudularsa eşek gibi anırırım diyen AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet FIRAT, bir çıkış daha yaparak ANIRMA benzetmesinden üzgün olmadığını söyleyip “TBMM Meclis kütüphanesinden ATATÜRK DEVRİMLERİ ile ilgili bilgi ve dökümanlar benim sayemde alınmaya başladı. Dolayısıyla birçok eşeği eşeklikten kurtardım” demiş. Lakin CHP’li Muharrem İNCE de çok ince bir temennide bulunmuş: “Darısı başına…” ATATÜRK DEVRİMLERİ’ni, bugünün imkanlarıyla; yaşadıkları, sahip oldukları imtiyaz ve kolaylıklarla hala anlayamayan özümsiyemeyen kişilerle, kafasını duvara vurduktan çarptıktan sonra bilincini kaybedenler ancak böyle açıklamalarda bulunur.
Ah ATATÜRK’üm ah! Bu devrimleri yapmasaydın da bizlere bu güzellikleri yaşatmasaydın o zaman nasıl yorumlarlardı hayal dahi edemedikleri bu devrimleri?...
Dinimize dilimize ezanımıza namazımıza, ırk, dil, din farkı gözetmeksizin Laik Cumhuriyetimizde ibadet özgürlüğünü kısıtlamasız serbest bıraktırarak, Bayrağımızın gölgesinde hür, bağımsız, Demokratik ve Laik TÜRKİYE CUMHURİYETİ’mizin kurucusu olarak bizlere bu günleri yaşattığın için sana her nefesimizde şükran ve mihnetlerimizi sunarız ATATÜRK’üm.
LAİK lik ilkesinde tereddütü olanlar ANAYASA mızı bir kez daha okusunlar lütfen…
Yanlış yorumlayanlara biz de D. Mehmet Fırat gibi Meclis kütüphanesinin yolunu gösterip, hala anlaşılıp anlaşılmama durumuna göre de CHP’li Muharrem İNCE’nin İNCE temennisiyle baş başa bırakırız. “Darısı başınıza!... “diye…

Gündemde olan diğer bir konu; AKP’nin kapatılıp kapatılmaması hakkındaki yorumum ise, AKPM (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin) dayatmacı kararlarının, Türkiye Cumhuriyeti devletine, parlamentosuna ve demokrasisine bir hakaret olarak değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.
AKP (Adalet ve Kalkınma Partisinin) kapatılıp kapatılmaması hakkında fikir yürütülmesi Türkiye’nin siyasi ve denetim mekanizması olarak görülmesi, AKPM (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin) tehditkâr nitelikteki dayatmalarını ve üslubunu kabullenmemiz bizler için zul dür.
Bağımsız Türkiyem ve ilkelerimizle bağdaşamaz AB’ye gireceğiz diye bu kadar teslimiyetçi olamayız. Zira kapitülasyonları tekrar yaşamak ve yaşatmak istemediğimiz gibi Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bir parlamento olduğunu ve de bağımsız yargının ve Anayasamızın da hiçbir ülkenin veya kuruluşların talimatlarıyla karar almadığını, tüm dünya devletleri bilmelidir. Bu iş, değil Avrupa Birliği, tüm dünya devletlerince de böyle biline!...

Saygılarımla
 

 
Bakırköy'de Yaşam Güvencesi ve Yaşam Sevinci "BAKYAŞAM EVİ" PDF Yazdır E-posta
Imageİnsanoğlu; doğar, yaşar ve sonunda ölür. Yaşam süresi içerisinde bir yerlerde iz bırakılırsa gönüllerde isminizle ilelebet yaşarsınız. Ancak yaşam süresi içerisinde göremediğimiz, irdeleyemediğimiz bir gerçek vardır ki; dara, sıkıntıya, bakıma muhtaç duruma düştüğümüz zaman; algılayabildiğimiz gerçeklerle karşılaştığımızda kafamıza DANK eden gerçekleri o zaman görebiliriz. Fakat iş işten geçmiştir artık Sağlık ve varlık içinde yaşam güzel ve de kimseye muhtaç olmadan yaşamak... Lakin gün ola harman ola, öyle zaman gelir ki eski bir vakıf temsilcisi olarak izlenim ve tecrübelerimden aktarımları buraya yazsam bu sütuna sığmaz anlatacaklarım.

Acı gerçeklerle karşılaşmamak, hepimiz için bir temenni olsa da; insanoğlu olarak en yakınlarımız olan anne ve babalarını dahi, bakıma muhtaç durumda bırakanları da gördükten sonra; BAKIRKÖY BELEDİYE’sinin başta Başkanları Sayın Ateş Ünal ERZEN ve ekibinin de ön görüsüyle desteklenen planlanan ve projelendirilen BAKIRKÖY YAŞAM EVİ’nin Yönetim Kurulu Başkanı E. General Sayın İdris KORALP ile BAKYAŞAMEVİ için imza koyanları alkışlamamak haksızlık olur.

 Evet, yiğidi öldür hakkını yeme derler. Bu satırlarımızda kimseye methiye dizecek iltifat edecek değilim, ama doğruları ve gerçekleri şiar edinen, DOĞRU İLKELİ BAĞIMSIZ yerel-siyasi gazeteniz EKSPRES olarak güzeli doğruyu bulanları takdir etmek, okuyucumuzla paylaşmak ta sizin gazeteniz olarak bizim görevimizdir diye değerlendiriyorum.

 Lakin bu projeyi sadece alkışlarla desteklemek olmuyor. İnşaatın büyük bir kısmı bitmiş olan ve 2009-2010 da açılması planlanan BAKYAŞAMEVİ’nin elbette ki maddi desteğe de ihtiyacı olduğu görünen ve bilinen bir gerçek. O halde BAKIRKÖYLÜLER olarak birçok vakfın dahi hayal edip de gerçekleştiremediği bu projeyi destekleyelim. Öyle ki; bu destekte gelir farkı gözetmeksizin çorbada tuzumuz olsun misali bir kampanya ile sürdürelim istemez misiniz? Evet BAKYAŞAM EVİ’nin proje tanıtım gününde Belediye Başkanı Sayın Ateş Ünal ERZEN’in konuşmasında dikkat çeken bir hususu da bu satırlarda okurlarımıza aktarmak isterim. "Bu bir siyasi yatırım değildir. Bu projenin tamamlanması gereken yerleri isimlere paylaştırabilirim. Ancak düşüncem; bu konuyu tüm BAKIRKÖYLÜLERİN sahiplenmesini ve can-ı gönülden desteklemelerini istiyorum".

Bakırköy Belediye Başkanının ana fikri doğrultusunda ifade ettiği gerçek ve pragmatist düşünce bu...

Bu düşünceler doğrultusundaki konuşması şahsen bizleri etkiledi. Bizler de Bakırköy Ekspres ve Star Haber Dergisi olarak karınca kararınca projeye destek diyerek bu çorbada tuzumuz olsun kararına vardık.

Sevgili Bakırköylüler.

BAKYAŞAM’ı merak ediyorsanız, Ahmet Taner Kışlalı Sokak No:10 Yeşilköy adresine gidin görün. Görün ki semtimiz Yeşilköy’de yükselen ve 2009 da bitmesi planlanan Yaşam Evi’nin maddi manevi desteklenmesi gerektiğini sizler de takdir edeceksiniz. Dolayısıyla en az bizim kadar hatta bizden fazla destek vereceğinize inanıyoruz. Hele hele yaşlı anne baba ve yaşlı yakınlarımız kimsesiz yaşlılarımızı düşündükten sonra vicdanımızla baş başa kalarak Bu projeye  bir kuruş da bizden, sevabıma, hayrıma ve geleceğime diyeceğinizden de hiç şüphem yok.

TEŞEKKÜRLER bu projeye imza atan düşünen gerçekleştiren başta Yönetim Kurulu Başkanı E. General İdris KORALP Komutanım ve Belediye Başkanı İle tanıtım toplantısında nakit bağışlarını açıklayan hayırsever işadamlarına,  bu konuya destek veren verecek olan tüm Bakırköylülere

Saygılarıml
 
ÖNÜMÜZÜ GÖRELİM BAKIRKÖYLÜLER PDF Yazdır E-posta

ImageBu satırlarımın devamını okuyanlar “Emekli asker olarak ne zamandan beri avukatlığa soyundunuz?” diye düşünebilirler. Haklı da olabilirler. Zira mesleğim avukatlık değil. Ancak herkesin düşüncesine saygımız var. Dolayısıyla bizim düşüncelerimize saygı duyacaklarından şüphem yok.

Bir konuyu, bir kişiyi, yerel yönetimi; yaptığı, yapmadığı ve yapamadığı hususlarda eleştirmek (ve de haklı olduğu hususları savunmak) için de AVUKAT olmamız gerekmez herhalde…

Hele, hele, YANLIŞA ve YANLIŞLIKLARIN savunucusu olarak AVUKAT’lık yapmak hem bu mesleğin etiğine, hem de; “DOĞRU İLKELİ BAĞIMSIZ HABERCİLİKTE BAKIRKÖY İLÇEMİZİN Yerel siyasi yaşam gazetesi olarak ilke ve prensiplerimizle bağdaşamaz.

Ana fikrimiz, “Bilmeden yazmak, görmeden yol almaya benzer ki, bir yerde gözünüz açılsa da fayda etmez.” Onun için görüp görüşüp detaylı bilgilerle donandıktan sonra; doğruyu da yanlışı da yazmak bize düşer. Düzeltmekte yanlışını kabul etme erdemliğini gösterecek kişi, kurum ve yönetimlere… İyi bilinmeli ki; YANLIŞA NEREDE DUR! Dersek, DOĞRUYU O AN ORADA BULACAĞIMIZI UNUTMAYALIM.

O halde bilip bilmeden, doğruyu bulmadan kulaktan kulağa fiskos habercilik, kaba tabir; DEDİKODU üretmekle bir yere varılamayacağı bilinmelidir ki zaten Bakırköy Belediyesi için bilmeden suç isnat edenlerde bu konuda Hukukun Adaletin duvarına çarpacaktır. Yerli, yersiz laf olsun torba dolsun(!) misali, asılsız iddia eden isnat edilen suçlamaları, dedikoduları basın yaygara niteliğinde çıkartabilmektedir.

Neymiş efendim? “Yok BAKIRKÖY layık hizmet alamıyor muş”, “ATAKÖY’de 100 milyon dolarlık haksız rant” , “CHP’li meclis üyelerinin yakınlarının belediyede işlerini takip etmeleri” ,”Kaçak yapılar, vs…” Bütün bunların savunucusu da kendine yandaş yerel BASIN yaratmakla suçlanan hedef kişi ve kişiler(!) varmış...

Bir kere daha belirtmekte fayda var sanıyorum, kimsenin avukatlığına soyunmadık soyunmayız. Ancak doğru ve doğruların yanında olarak, mütevazı konumumuzla kalemimizi kimse için haksız ve de ispatı olmayan suçlamalarla suç isnat etmeyiz, edemeyiz. Biz “İNSAN ODAKLI PROJE” üreten Belediye Başkanlarının partisi ne olursa olsun yanındayız. Demokratik Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız tarafsız gazetesi BAKIRKÖY EKSPRES olarak ATATÜRK İLKE ve İNKILAPLARI doğrultusunda DOĞRUNUN ve DOĞRULARIN YANINDAYIZ.

YANLIŞI gördüğümüzde YANLIŞI anında KESER,  DOĞRUYU bulur ve kalemimizle de DOSDOĞRU yazarız.

Yerel YÖNETİM olarak doğrularını gördüğümüz Bakırköy Belediye ve Meclisine çalışmalarında başarılar diler, alternatif düşünceleri olanları da köşemize bekleriz.

Yeter ki; çalışana engel olunmasın, suyu bulandırma bahaneleri olmasın. Dönen çarka çomak sokulmasın.

Saygılarımla

Not: ASLAN ile Maymun hikayesini bu satırlarda yazmak istemiyorum. Öğrenmek isteyenlerle mail adresimden yazışabiliriz.

 
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 5 Toplam: 19