BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar arrow Tahsin ATAİZİ
Bir daha ki seçime kadar OY anam OY mu?.. PDF Yazdır E-posta

ImageGazetemizin haftalık periyotlarda çıkması dolayısıyla; geçmiş BAYRAM ve YENİ YILINIZI BAKIRKÖY EKSPRES ailesi olarak bu sayımızda da kutluyor, her şeyin dilediğiniz gibi gönlünüzce olmasını arzuluyoruz.

Sütunumuz MEVZİ de yazılacak yoruma açık o kadar çok konu var ki; bu hafta ancak bir kısmını sizlerle paylaşacağız.

2007 yılında dikkatleri çeken önemli olaylar;

 DYP, ANAP’ın DP adı altında anlaşma protokolü iptali,

 İsmail CEM’in vefatı,

 Kadir HAS’ın vefatı,

 Malatya Zirve Yayınevi baskını,

 Cumhuriyet Demokrasi ve Laiklik adına yapılan mitingler,

 Genel seçimler,

 Cumhurbaşkanlığı seçimi,

 Euro’nun yükselişi,

 Petrol fiyatları,

 Doların düşüşü,

Hırant DİNK’in öldürülmesi,

 Irak’ın Amerika tarafından (Demokrasi adına!) adeta İŞGALİ,

 İran’ın Nükleer çalışmalarına Amerika’nın müdahil hareket ve tepkileri,

 Atlas Jet yolcu uçağının düşmesi ve 56 vatandaşımızın ölümü ile sonuçlanan feci kaza

Senelerce yazılmaktan konuşulmaktan adeta gına getiren AB (Avrupa Birliği’ne) girdik mi çıktık mı?... Süreç ve oyalamalar…

 Enflasyon % 9 (Ancak enflasyonun kırmızı pul biber, kekik, nane ve hıyara göre %1, hatta % 0 denecek seviyede olduğu çok bilenler tarafından tespit edilmiş!… Dikkatinize...)

Enflasyon da diğer fiyat artış ve inişlerini “oynamasını bilmeyen yeni gelinin (sütunumuzda) yerim dar bahanesine” sığınarak yazmadığım zannedilmesin...

 TÜRKİŞ’in hükümetle yaptığı anlaşmaya göre asgari ücret maaşlara % 4 hâlbuki enflasyon % 8,76

Peki, bu basit hesap ve artış mukayesesinde, anlaşmaya imza koyanlara ne demeli?

Gelelim 1984’ten beri devam eden Terör belasına bizi bulaştıranlara ve stratejik müttefikimiz (USA) Amerika ile görüşmelerimize, Müsaade alınarak, pardon(!) Karşılıklı mutabık kalınarak(!) Kuzey Irak’tan operasyona izin verilmesi ve hükümet kararı ile TSK’nın (Türk Silahlı Kuvvetleri) yetkili kılınması…

Bu yetki; acaba mahalle baskısından mı? Toplum baskısından mı? Askerin görev talebinde çok ısrarlı tavrı ve davranışından mı? Yoksa hükümetin (çok hızlı tren(!) projesindeki gibi) USA ile çok süratli DİPLOMASİ  trafiği mi desem?…

Malum; baharda başlamasına izin verilmesi gereken operasyonlara bilinen ve maalesef bilinemeyen(!) sebeplerle başlanamaması… Amerika ile ne kadar süratli DİPLOMASİ trafiği sonucu ve maalesef tezkeresini alamayan şehitlerimizden sonra hükümetin TEZKERE ve karar alması… Askere zorlamalar neticesinde nihayet yetki verilmesi…

Hasat mevsimi ve BOR’un pazarı geçtikten sonra sür eşe… ni NİĞDE’ye hesabı...…

Teröristlerin kaçmasına rağmen; PKK’nın mağara sığınak komuta ve eğitim bölgelerinin hava harekatı ile bombalanması. Karadan da komandolarımızın (-15Co, -20 Co) amansız kış ve arazi şartlarındaki harekatını, dolayısıyla bölgede ve planlamada görev alan tüm Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başarısını özellikle belirtmek isteriz. TSK’nin vurduğu zaman iz bıraktığını medyada gururla izledik. Dili uzayan Talabani- Barzani bozuntu ve uzantılarının sesleri kısıldı dillerini yuttular adeta.

Olayların kronolojik sırası dedim ama TERÖR den başladım. SEÇİM den GEÇİM den önce… Neden mi?

Güneydoğu da terör hepimizin malûmu 1984 ERUH ve ŞEMDİNLİ baskınları ile gündeme oturmuştu.

Zamanın siyasetçilerinin 3–5 çapulcu dediği başıbozukların bugün kendi ifadelerine göre 4–5 bin civarında görünen ve bilenen. Bilinmeyenler ise; kentlerde kırsalda dost görünümlü postlarıyla ortalıkta dolaşan kundakçı, ne olduğu belirsiz kişiliksiz kişiler. Hatta bu kişileri parlamento da savunan PKK ya terörist diyemeyenlerin sayıları ise belli…

1984 yılında doğanların 23 yaşında olduğu düşünülecek olursa, bu yaşta olup ta PKK ya katılanların af yasası ile eve dön çağrısı yapılacağına, bırakın cezalarını çeksinler. Yasaların kanunun kestiği parmak acımaz. Eğer çözüm isteniyor ise; (af yasası çıkartılması ileri de terörist başının ismini açık olarak yazmak dahi istemediğim A.Ö.’a da af yolu açılacağı hesaba katılarak düşünülmesi.) Dolayısıyla kesinlikle cezaların infazı… Uzun vadede TERÖR’e önlem ise; ancak, bu gün doğanlardan başlatılmak üzere yasa dışı örgütlere girmeye önleyici tedbirleri alsın (bir 23–24 sene sonrası için) siyasetçilerimiz. Asker gereğini icap ettiği zaman yapıyor… Bu ülkenin bölünmez bütünlüğü için de gereğini mutlaka YAPACAKTIR zaten.

Günlük planlama ve gündelik yaşam yerine uzun vadeli planlar ile gündeme gelinmeli. Aksi takdirde; seçimler öncesi OY toplayıcı vaatler ile gündem yaratılmamalıdır.

Yoksa her ŞEHİDİMİZİN, ekonomik, maddi ve manevi kayıplarımızın ardından “OY ANAM OY!” diye feryat etmek bir şey kazandırmaz. “Atı alanın Üsküdar’ı geçmeden” elimizi, kozlarımızı sağlam ve çabuk tutarak partiler üstü müşterek siyasi, ekonomik politika uygulayarak TERÖR’e dur demenin MİLADINI koymamız gerek.

Bundan sonraki gerekecek operasyonlarda düğmeye vaktinde basılmalıdır. En basit bir spor müsabakasında bile hakem düdüğü başlama zamanında çalar. Operasyonu başlatma zamanında da; düdüğü öttürecek HAKEM(!) müsaade alınacak Stratejik Müttefik Amerika mı olmalıdır? Ayrıca operasyona başlamak için; Genelkurmay Başkanımızın defalarca; basında belirtildiği, kamu oyunun da bildiği “Sorumluluklar belirlensin. Türk Silahlı Kuvvetlerinin göreve hazır” olduğu söylenmedi mi?

Bana göre değil, herkesin bildiği bu konu gündeme geldi ve söylendi ama hükümetin kararı neticesi, operasyona geç başlandı. Nice Şehitler verildikten sonra operasyonun geç başlamasına sebep olanların dikkatine! Bu gecikmeye sebep USA mı? Oradan gelecek müsaade neticesi hükümet tezkeresi mi bilemem… Bildiğim ASKERİN ve kamunun topyekun olarak hazır olduğudur…

Kronolojik sıralamaya göre sizlerle bu Mevzi paylaşacağımız konuları yazamadım.

Emekli askerlerde; “amma da çok biliyor, konuşuyor” tenkitlerini almamak,  konularımı yazmamaya da sebep değil.

Zira, hem her şeyi çok bilmediğimi söyleyecek kadar açık, daha iyiyi doğruyu öğrenmek içinde eleştirilerinize her zaman hazırım.

Herkes tarafından bilinen tekerleme “ Asker Uyumaz, Asker Acıkmaz, Asker Üşümez…vs. Eee, Konuştuğu, yazdığı TV’de, basında açıklama yaptığında; ASKER KONUŞMAMALI!.. Allah Aşkına bu ASKERLER insan değil mi? Bu ülkenin vatandaşı değil mi? Seçme hakkını kullandığına göre bırakın ASKER de konuşsun. Bizler görevdeyken askeri hiyerarşide izinsiz basına bir görüş bildirme lüksümüz yoktu. Çünkü ASKER olarak siyaset yapılmayacağı hepimiz tarafından bilinen bir gerçekti.

Ancak ülkenin bölünmez bütünlüğü, vatanı koruma ve kollama söz konusu ise; müsaade edin de Türk Silahlı Kuvvetlerimizin en üst makamı Genelkurmay Başkanımız da konuşsun, kimse yadırgamasın, yok muhtıra yok bilmem ne diye de yorumlanmasın. Kimse kusura bakmasın. Konu; ülkenin bölünmez bütünlüğü demokrasi ve laiklik ise bırakın konuşulsun… ve de konuşulduğu zaman da, her kim olursa olsun, konuşmalar, yorumlar partizanca davranılıp, Demokrasi-Parlamenter sistem arkasına sığınılmasın. Demokrasi zırhına bürünüp medya önünde Silahlı Kuvvetlerin en üst makamı hakkında da tartışmalara açık beyanatlar verilmesin “Genelkurmay bana bağlıdır” diyerek. Bu bağlantıyı en küçüğünden en büyüğüne kadar Komutanlar da biliyor, bizler de…

Bu tip beyanların yerine karşılıklı görüşmelerde (istişarelerle) uygun, yer ve zamanda, problem varsa; çözümleneceğini hükümetin en yetkili kişi ve devlet büyüklerimiz bizlerden çok daha iyi bilir ve değerlendirirler.

Özet olarak; TERÖR’ün önlenmesinde: Her zaman her yerde geçerli olan, toplumun sağlıklı bir şekilde eğitimi gereklidir. Dolayısıyla Eğitimli-Kültürlü bir toplumun Ekonomik yükseltisi için de hükümetçe partiler üstü müşterek çalışmanın yapılması da elzemdir. Bu çalışmalar içerisinde ikametgâh zorunluluğu, bildirimi ve kontrolünün yerleşim merkezlerinde çok ciddi şekilde uygulanması ve teyidi muhtarlıklarla Emniyet teşkilatının koordineli yürütmesinde, kontrol bakımından terörü önleyici çok büyük faydalar sağlayacaktır.

Saygılarımla.

 
ÇARESİZ DEĞİLSİNİZ ÇARE SİZSİNİZ BAŞKANIM PDF Yazdır E-posta

ImageHangi meslek olursa olsun;   Her meslekten emekli olan insanların, yaşam süresince edindiği birikimlerini paylaşacağı kişiler vardır. Bu kişilerin emeklilik dönemindeki; uğraşlarını, görüşlerini, hobilerini de aktarmasını normal karşılamak gerekmez mi?

 

Yukarıda bahse konu olan kişilerden birisi de emekli bir asker olarak karşınızda…

 

Dolayısıyla; “İNSANLARIN YAPTIĞI HER ŞEY AMAÇLARININ İFADESİDİR.” (H. HICK) felsefesiyle bu satırlarımı bir karalama değil BAKIRKÖY’ün güzelliklerini, yerel yönetim BELEDİYEMİZCE yapılanları, yapılması gerekli icraatları ve Belediye Başkanlığının planlamalarını BAKIRKÖY’lü olarak hepimizin ağzından dile getirmek istedim.

 

Bilmeden yazmak, görmeden yol almaya benzer ki, bir yerde düştüğünüzde gözünüz açılsa da fayda etmez… Onun için görüp, görüşüp detaylı bilgilerle donandıktan sonra doğruyu da yanlışı da yazmak bize düşer. Düzeltmek de; yanlışını kabul etme erdemliğini gösterecek kişi ve kurumlara… Yanlışı nerde keserseniz doğruyu o an orda bulacağımızı unutmayalım...

 

BAKIRKÖY’ÜMÜZÜN tarafsız siyasi gazetesi olarak Belediye Başkanımız Sayın Ateş ÜNALERZEN’İ ziyaretine gittiğimizde; BAKIRKÖY’DE Geri Dönüş Yok insan odaklı üretilen projeleri büyük bir dikkatle zevkle ve memnuniyetle dinledik. Öyle ki, Yerel yönetimler olarak TÜRKİYE’MİZDE bütün Belediyelerin örnek alması ve de uygulaması gereken KENT KONSEYİ çalışmalarını herkesin de bilmesini arzuluyorum.

 

BAKIRKÖY’ÜN 21. yüzyıldaki vizyonunu belirlemek için proje ve eylem planlarını geliştirmek amacıyla; BAKIRKÖY Belediye Meclisinin 09.06.2005 tarih ve 99 sayılı kararı ile (Resmi gazetelerde yayınlanan Bakanlar kurulu kararları ile yasal dayanaklara istinaden) KENT KONSEYİ kurulmuştur.

 

BAKIRKÖY KENT KONSEYİ, yerel yönetimlerde karar alım süreçlerine halkın katılımını sağlamak, Bakırköy ilçe sınırları içersindeki sürdürülebilir kalkınmayı, demokratik katılımcılığı ve ortaklaşa çözümü gerçekleştirmek için kurulduğunu Belediye Başkanımız Sayın Ateş ÜNALERZEN’den öğreniyoruz. (Keşke belirlenen vizyonu Türkiye menfaatlerine aykırı maden arama faaliyetlerine karşı Kaz dağlarında da altın aramaya engel olmak ve yöreye zararı bakımından. diğer yerel yönetimler de örnek kararlar alabilse…)

 KENT KONSEYİ, belirlenen amaçlar doğrultusunda hedeflerini gerçekleştirirken yurttaş ve birey kimliğinin (her kim olursa olsun) önüne hiçbir sıfat getirmeksizin tüm kentlilerin eşit birer birey olduğunu kabul eder ve evrensel insan hakları beyannamesini bulan mutlak eşitliği esas alması ilkelerinin ne kadar takdire şayan ve memnuniyet verici olduğunu yazmaya söylemeye gerek var mı? …

Olası bir afette; deprem, yangın, büyük kazalar vs. de zarar gören mahallerde insan faktörü ön plana alınarak, insanına sahip çıkan Bakırköy Belediyesi yerel yönetim ve belediye çalışmaları olarak örnek alınabilecek bir belediyedir.

 

2037 gazetecinin oy kullandığı değerlendirmede; Belediye Başkanımız Sayın Ateş ÜNALERZEN’in yılın örnek belediye başkanları arasında (Türkiye’deki 3226 Başkan içinde) ödüle layık görülmesi Bakırköylüye sahip çıkılmasının teminatı, adeta tescili olarak kabul edilebilir.

 

28.11.2007 tarihi KENT KONSEYİ Genel Kurul toplantısındaki Genel amaçlar:

 

a) Kent halkının evrensel değerler ışığında, çevresel, toplumsal, kültürel, sosyal, tarihsel ihtiyaçlarına uygun değişim ve gelişimini sağlayan kısa, orta ve uzun dönem projelerinin hazırlanmasına öncülük etmek, öneriler sunmak, sunulan önerilerin geliştirilmesinde katkıda bulunmak 

 

b) Bakırköy’de yurttaş duyarlılığını geliştirmek, katılımcı demokrasi kültürünü yaygınlaştırmak ve yerleştirmek, çevresiyle uyumunu ve yaşam kalitesini arttıracak öneri ve çalışmalar için elverişli zemini hazırlamak,

 

c) Kente ait kültür değerlerinin tespiti ve korunması için ilgili kişi, kurum ve kuruluşlarla çalışmalar yapmak, tarihi ve kültürel mirası kent halkına kazandırmak konusunda her türlü girişimde bulunmak,

 

d) Sivil toplum kuruluşları ile birlikte kent yaşamına katkı sağlayan projeler oluşturmasına destek vermek ve çalışma grupları kurarak katkıda bulunmak,

 

e) Kent sakinlerinin birbirleri ve yönetimlerle olan ilişkilerini sevgi, saygı, anlayış ve işbirliğine dönüştürmek, Bakırköy’de yaşayan insanları, kentlerine sahip çıkan duyarlı bireyler olmaları yönünde teşvik etmek, kamu hukuku ve kamu kültürü duyarlılığını arttırmak.

 

Gittik, gördük ve yazdık. Yazmaya ve görüşleri bildirmeye devam…

 

Teşekkürler Sayın Başkanım. Size ve ekibinize başarılar ve devamını diliyoruz.

 

Eğrisiyle! Doğrusuyla! MEVZİ de buluşmak üzere…

 

Saygılarımla sevgiyle kalın BAKIRKÖY’LÜLER….

 NOT: Suudi Arabistan prensinin jandarmalara verdiği, vermek istediği parayı iade eden askerimizi subayımızı (Birlik Komutanı Jandarma Binbaşı Ergün CEBECİ’Yİ ve maiyetini kutluyor yanaklarından öpüyoruz.)

Aksi olsaydı TV’ler Medya haftalarca oynardı bu konuyu!... Niçin güzeli iyiyi görmüyoruz? Niçin niçin…

 
Terörün Askeri boyutu ve yorumlar PDF Yazdır E-posta

Image
“Kontrolsüz güç, güç değildir” düşüncesi ile şehitlerimizin acısıyla daha da bütünleşen yüce ulusumuzun tartışılmaz manevi gücünü bu erişilmez potansiyeli nasıl kullanabiliriz?

Genelkurmay Başkanımız Sayın Yaşar BÜYÜKANIT’IN ifade ettikleri gibi itidalle kararlı ve planlı olarak herkesin çok iyi düşünerek hareket etmeleri gerektiğini biz de hatırlatmak isteriz. Zira 1955’deki bir 6-7 Eylül olaylarına dönüşülmemesi, protestolar da etnik çatışmaların yaratılmamasına cadde ve sokaklarda yağmacılığa yönelik provokasyonlara dönüşülmemesi için dikkatli ve tutarlı olmamız gerekmektedir.

Yurt içinde olduğu gibi, yurt dışında da acılara ortak öğrenci, iş adamları, çalışan yurttaşlarımızın olduğunu biliyorsunuz. Sayın Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’IN Amerika seyahati öncesi İngiltere’de öğrenci Lale CAN ile karşılaşmaları aksi tesadüf mü tatlı tesadüf mü? Ne desek bilemiyorum? Zira karşılaşmaların değerlendirilmesi her iki kesim ve kişiler için her zaman tatlı tesadüf olmayabiliyor. Sorulan suallerde ve diyalog anlaşmazlığında… Nitekim Emekli Jandarma Yb. Şenol CAN ve edebiyat öğretmeni Neşe CAN’IN biricik kızları Lale CAN’IN, Recep Tayyip ERDOĞAN’IN Oxford Üniversitesi'ndeki konuşması sırasında; kendisinin de bir subay kızı olduğunu açıkladıktan sonra TERÖRÜN neden durdurulamadığını soran; ancak “ASKERİ BOYUTUNU BABANA SOR” karşılığını alan LALE kızımız: “Başbakanımızın yanıtını yorumlamak istemem” nezaketini de göstermiş ve “Sorumda bir provokasyon ya da kasıt yoktu” açıklamasını yapmış.

Jandarma Yb.mızın ailesini ve kızını tanımam. Ama yurtdışında ülkemizi temsilen okuyan ve dönüşünde ülkesine babası gibi sonsuz hizmetler vermekten kaçınmayacak düşüncesiyle yetişen ve yetiştiren bu aileyi kutlamak ve de tanışmak, dertleşmek istiyorum. Zira hepimizin çocukları var. Lale kızımız gibi babasından alamadığı bilgileri “Askerin üzerinde ben varım, onlar bana bağlıdır” diyen (nezaket kuralları ve demokratik düşünce doğrultusunda) yetkiliye bu suali sorması doğal değil midir?

Oxford… Hangi okul veya üniversitede okursa okusun, babalarından bile bazı bilgileri alamayan, babaları görevdeyken onlara anaları ile birlikte dua ederek yetişen görevlilerin çocuklarına Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’IN cevabı reva değil, adeta tokat olmuş. Ki bu çocuklarımızı, tahsil süresince anaları televizyonlardaki acı haberlerden etkilenmesin diye uzak tutmuşlar. Hatta gazetelerdeki acı haberleri okutmamak için evlerine gazete dahi alınmadığı dönemleri bilen var mı acaba?…

Evet yıl 1984 - sene 2007. Şimdi ben emekli bir asker olarak yüksek müsaadeleriyle soruyorum. “TERÖR ne olacak Sayın Başbakanım?” Ben de mi babama sorayım? (Mümkün değil kendileri rahmetli) Komutanlarıma sormuyorum sormaya da hakkım yok. Zira onlar ne yapılacağını biliyor. Onlar gerektiğinde ne pasaport ne Amerika’dan icazet alırlar. Ama şu Avrupa birliği ve üzerinde oynanmaya çalışılan güzelim anayasamız da yok mu?… Ayıp olmasın, asker Avrupa birliğine girişi engelledi, asker çok konuştu demesinler yok muhtıra! yok bilmem ne!… Tenkitleriyle muhatap olmak istemez komutanlar. ASKER susmasını da, vatanın bölünmez bütünlüğü, ülkenin koruma ve kollama görevi söz konusu oluğunda konuşmasını da bilir… Gereğini de yapar. ATATÜRK’ün “Ordular ilk hedefiniz AKDENİZ ileri” dediği gibi “Haydi ilk hedef IRAK’taki bölücüler” de diyebilir. Ki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Sayın Yaşar BÜYÜKANIT komutanımız “Tezkere öncesi bize hedef verin, hedefleri belirleyin” diye de hükümete adeta yol da göstermiştir. Ancak, hükümetten tezkere çıkıncaya kadar askerlerimiz tezkeresini alamadan şahadet mertebesine ulaştılar. Maalesef askere taş atarak “Geciktiler, sorumluluk alamadılar” gibi yaklaşımlar bazı yayın organlarında yer aldı.

Gelelim kızımız Lale’ye Allah bağışlasın güzel bir çiçek ismi olan meslektaşımın kızının yolu bahtı, ailesi ve ülkesi için açık olsun. Hiç solmasın Lale’lerimiz, Gül’lerimiz, gencecik MEHMETÇİKlerimiz, fidanlarımız.

Kızım Lale; sen kimseye soramadıklarını emekli olan bizlere de sorabilirsin ama dersin ki; “Amca; senin yetkin ne ki etkin olsun?” Merak etme. Benim gibi, baban gibi emekli olup da emeklemeyen çok kişi var bu ülkede korkma. Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak. Bu sancağı bayrağı dalgalandıracak ismini yazamadığım niceleri var bilir misin?...

Lale kızımız ile ilgili 25 Ekim 2007 tarihindeki Milliyet Gazetesi Nevsal ELEVLİ, Utku Çakır ÖZER’İN Londra’dan bildirdiği özel haberi müsaadeleriyle bizim köşemize direk aktarıyorum.

“GURUR DUYMUŞTUM”

“Oxford Union’da yılda bir ya da iki kez böyle dünya çapında isimler gelir ve bizim sorularımızı yanıtlar. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı okuluma geldiği için öyle duygulanmış ve gurur duymuştum ki, yabancı arkadaşlarıma bile “Bu benim Başbakanım” diye övündüm.

Ertesi gün teslim etmem gereken kritik bir ödevim vardı. Orada olmak ve Başbakan’ı dinlemek için dersin hocasını arayıp durumu anlattım ve teslimi bir gün geciktirme izni istedim.

Hem Türkiye’de teröre verilen şehitler nedeniyle hem de yıllardır bu konuyu asker kızı olarak yakından bilen biri olarak o soruyu yönelttim. Eminim ülkemin lideri olarak ne yapılması gerektiğini hepimizden iyi biliyordur.”

Terörü öğrenmek için babasına sormaya gerek olmadığını belirten CAN şöyle devam etti:

“LOJMANIMIZ TARANIRDI”

“Babam jandarma subayı olduğu için yıllarca Doğu’da görev yaptı ve oralarda birlikte yaşadık. İlkokuldan İngiltere’ye geldiğim lise ikiye kadar babamın tayinleri nedeniyle Türkiye’nin 11 ilini dolaştık.

Güneydoğu’da çatışmalar sırasında sık sık lojmanlarımız taranırdı. Babam görevde olduğu zamanlarda annem hemen kardeşim ve beni kucaklayıp önce koridorda yere yatırırdı. Sonra da apartmanın altına inerdik. Terör tehdidi altında yaşamanın ne olduğunu biliyorum.

Başbakan’a verdiğim örnekteki babamın yakın çalışma arkadaşı üsteğmen Erdal KURTOĞLU’NUN şehit düşüşü de bunun bir parçası. Sanıyorum 1994’tü. Ben 7 yaşındaydım. Ama yıllardır aklımdan gitmez. Aslında kurşun babamı hedef almış. Ancak son anda annemin hazırladığı börekleri yemek için eğilince hemen ardındaki Erdal Amca’ya isabet etmişti. Bu olay babam ve bizim aile için unutulmayacak acı bir gündür.”

Lale kızımızın okul döneminde tamamını anlatamadığı ama zihnine beynine adeta kazınırcasına yaşadığı kabus dolu günlerden çok kısa anılarından buraya taşıdıklarımız…

Aynı dönemlerde güneydoğu görevine batı garnizonlarından giden Bolu, Kayseri vs birliklerin komutanları olarak çeşitli rütbedeki kişilerin (acemi asker misali!) 4 – 6 ayda bir 7 günlük izne ailelerini çocuklarını görmek için Bolu, Kayseri, Ankara vs gidip tekrar Güneydoğu görevi adı altında Şırnak, Gabar, Hakkari, Yüksekova, Bingöl, Tunceli, Silopi mezraları ve görev bölgelerine tekrar döndüklerini biliyor musunuz? Ve bu gidiş dönüşlerde askeri lojmanlar bölgesindeki evlerine giden silah arkadaşlarımın izne gelemeyen diğer komutan ve rütbeli arkadaşlarımın çocukları “Bizim babamız niye gelmedi?” diye mahsun kalıp ağlaşmasınlar diye 7 gün evde kapalı kalındığını ve göreve dönüşte akşamın karanlığında evinden kaçarcasına gittiğini biliyor muydunuz? Ben bir şey demiyorum. Yine de Allah’ıma şükrediyorum. Bizler döndük. Ya dönemeyen arkadaşlarım? Ya onlar? Yeni nişanlılar? Yeni evliler? Onlar nerede? Biz ve ben nerede? Ne mutlu onlara o rütbeye erişenlere. Şehit Alaattin Saraçyakupoğulları, Ferruh Dündar’lar, Feral Altun’lar, Coşkun Alp’ler, Korhan Zağralı’lar Allah rahmet eylesin. Hepinize selam olsun. Ailelerinizin ve çocuklarınızın yanındayız. Gönüllerimizde yaşıyorsunuz. Bu yalan mı arkadaşlar? Mithat, Müjdat, Bekir, Ünal, Tevfik, Cengiz, Süleyman, Zeki, Fikri, Abdullah, Nihat, Basri, Yılmaz, Muammer, Taner, Gürtan ve ismini yazamadığım nice kahraman subay, astsubay, erbaş ve er silah arkadaşlarım. Lütfen sizleri de köşeme bekliyorum. İhtiyacım var hepinize… Söndürelim yüreklerdeki yangını…

 

Sonuçta; yazılacak konuşulacak çok şey var. Yani; “Lafın ve sözün bittiği yer gibi”… yorumlara girmiyorum.

İçimi dökemedim, anlatamadım hissiyle, ortak düşüncelerimiz olarak gördüğüm teşhislerimi aktarmaya devam etmek istiyorum.

Evet, hükümetin en yetkili kişisine Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’A nezaket ölçülerinde tevcih edilen soruda size öyle bir arz var ki; Cevap “Babana sor” olmamalı. Bilakis öngörülü terbiye ölçülerinde sual arz eden kişiye “Teşekkür ederim kızım” diye başlayıp daha uygun cevabı verebilir ve de İngiltere gibi bir yerde dünya basını ve medyanın gözü önünde size yapılan asistle sadece Amerika’ya değil dünya kamuoyuna da eski futbolculuk özelliğinizle tabiri caiz ise gol bile atabilirdiniz TERÖR belasına… Ne yapalım acele (cevapla) insanlar ofsayta düşebiliyor. Ancak milletimizi ofsayta düşürmeye hakkımız yok sanırım. Dağlarda, cephede kanını canını verip şehit olanlarla kazanılan bu topraklar, ofsayta düşülerek masa başında kaybedilmemeli. Dünya siyaset sahasında da futbol sahasında olduğu gibi yerinde durmasını adam eksiltmesini eski futbolcular çok iyi bilirler. Ama bilip de, uygulamanın esas olduğu unutulmamalı. Yeni federasyonlar oluşmasını kurulmasını düşünen, düşleyen dış mihraklar!... penaltılar verilse de takip edilen yoldaki kararsızlık ve gecikmeler aleyhimizedir. Dolayısıyla her türlü sahada yerimizi konumumuzu ve durumumuzu koruyarak  kimseye taviz vermeden dimdik ayakta olmak zorundayız.  

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Yalnız bu cevap yoğurt yemeye benzemez… Öyle değil mi sevgili okurlarım. Bilmiyorum şöyle bir cevap nasıl olurdu diye düşündüm: “Bush ikiz kuleler saldırıya uğrayınca ya bizden yanasınız ya teröristten yanasınız” demişti. Dolayısıyla karşılık olarak; “siz teröristten yana iseniz herkes kendi yoluna” Herkes kendi yoluna (Hande Yener’in şarkısı değil bu! “Sen yoluna ben yoluma” diye!) Resti, elimdeki kozlara göre oynayabilirdim. Ama ben sen, sen de ben değilsin. Ne zaman bizim düşüncelerimizde ortak paydada birleşir, BİZ oluruz; O zaman ne Amerika’dan icazet, ne de IRAK için pasaport… Gereken neyse o yapılırdı. IRAK’taki haddini bilmeyenlere... Dünya yıkılsa, yeniden kurulduğunda TÜRKİYE ve TÜRKLER kendine mutlaka bir yer bulacaktır. (İsmet İNÖNÜ’ye de rahmet olsun)

Sayın Başbakan, yurt dışındaki çocuklarımız dolayısıyla; sizin de çocuklarınız. Onların sesini de sözünü de dinleyerek kaile alalım lütfen. Siz Türkiye’mizi temsile giden başbakanımız olarak yurt dışındaki vatandaşlarımızın da devlet baba sıfatıyla manevi babası sayılırsınız. O halde önerimi normal karşılayacağınızı tahmin ederek bahse konu olan kızımızla tekrar diyalog sağlamanız sizin konumunuz itibariyle çok kolay olduğunu sanıyorum.

Herkes kendi yanlışında; yanlışın neresinden dönerse doğruyu o an orada bulacaktır. Oxford’da öğrenci olarak bizi temsil eden ve Türkiye’ye çok çok hizmetleri olacak kızımızı kucaklayın. Çocuklarımızın baba olarak bizleri üzmemesi için soramadığı soruların cevabını yetkili ağız olarak açıklar mısınız? Yoksa çok bilinmeyenli denklem gibi herşey kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarda mı kalır? Ama tarihin her şeye ışık tutacağı kaçınılmaz. Bir gün kimlerin ne zaman, nerede, nasıl, neler yaptığı zaten açık olarak ortaya çıkar. Ama zaman kısa; ne olur bildiklerinizi bilmemiz gereken prensiplere göre şimdi açıklayın. Yoksa “Genelkurmay Başkanlığı bana bağlı bir kurumdur.” (Herkes gibi biz ve silahlı kuvvetler mensupları da biliyor bunu) Bu sözler biz emeklilerin düşüncelerine gem vuramaz, milliyetçi duygularımızı bağlamaz.

Pkk terör örgütünü koruyan ve yanında olan benim de düşmanımdır düşüncesindeyim.

Amerika’nın Talabani ve Barzani’nin ve Türkiye’nin hedefleri TERÖR noktasında bir noktada odaklaşmıyor, kesişmiyor. Yapılacak harekat hükümetten gelecek siyasi direktifli olarak ve mutlaka;

1 – Ekonomik

2 – Siyasi

3 – Politik

4 – Askeri cephesi düşünülerek yapılmalı. Ve bu dört ayaktan Askeri ayağı kaldırmak olmaz. Mücadele 4. maddeyi de kapsayan top yekün mücadele olarak mütala edilmelidir.

1992de ekim ayında rahmetli Orgeneral Eşref BİTLİS ve Orgeneral Necati ÖZGEN zamanında sınır ötesi harekatta ne pasaport ne Amerika’dan icazet almadan gereği yapıldı.

Yurt dışı gezilerim:

Vatandaşın vergisi, devletin imkanı, komutanlarımın lütfu sayesinde 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman DEMİREL ve heyetiyle birlikte Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutan yardımcısı olarak, güney doğu (Şırnak – Dargeçit) dönüşü bilgim, görgüm, tecrübem artsın moral motivasyon açısından yurtdışına gönderildim. Bu kısa seyahatlerimde bile acaba bir Türk vatandaşı ile karşılaşır mıyım heyecanı ile dolu doluydum. Ve gittiğim her yerde çok şükür ki nice Türk vatandaşı ile karşılaştım, mutlu oldum sarıldık sarmaş dolaş olduk. Sanki en yakın akrabalarım kardeşlerim gibi hasretlik giderdik. Bu güçlü bağlılığın hiçbir ulusun fertlerinde olduğunu zannetmiyorum. Bu özelliğin genlerimizden kaynaklandığı şüphesiz.

Kanarya Adaları, Arjantin, Brezilya, Amerika, Romanya ve kısa geziler… Bu gezilerden Romanya’da T.C. Büyükelçimiz Volkan BOZKIR’a nezaket ziyaretine gidip Cumhurbaşkanlığı Muhafız A. K.lığı forsu olan şildi teslim ettiğimizde bize sarılması kucaklaşması ve ilgilenmesi bu satırlarda ifade edilemeyecek kadar güzelliklerle doluydu.

Mutlaka diğer devlet büyüklerimiz ve hükümetin en yetkili kişileri ile büyükelçilerimiz de yurtdışında görev yapan, okuyan, çalışan vatandaşlarımızı da kucaklıyor, dertlerini dinliyordur. Yoksa gayet acılı suallerde alınganlık gösterip “Sen onu babana sor oğlum, kızım” demiyorlardır.

Yurtdışında bir devlet erkanı, bir hükümet başkanı, başbakanla karşılaşmak ne büyük şans… Ve o anı yaşamak büyüklerimizle konuşmak ve paylaşmak ne kadar güzel bir duygu. Bu duygudan eksik olanlar bu duyguyu yaşayamayanlar üzülmeyin. Kişiler makamlar gelip geçicidir. Bu devlet ilelebet kalıcıdır. Dolayısıyla; devlet baba çalışanını da yurt dışında okuyanını da her zaman kucaklar. Her zaman vatandaşına sarılır. Acı günde, elemde, kederde ve sevinçte bir yumak gibi oluruz üzülme kızım Lale CAN. Seni bu satırlarımda Allah’ın bir kulu devletin emekli bir ferdi emekli bir asker olarak kucaklıyor, öpüyor başarılarının devamını diliyorum. Bana ulaşman bu iletişim çağında hiç zor değil ( Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır ) istediğin soruları bize de sorabilirsin. Bildiğim kadarını cevaplarım. Bilemediklerimin cevabını tarih zaten size verecektir. Biz o cevapları duymasak dahi, sizler o cevapları duyacaksınız… Tarih yazacak bu günleri ve de nesiller köklerini okuyacaklar… İnşallah muasır medeniyetler seviyesine gelerek Atatürk’ümüzün de ruhunu şad etmiş olacağız o zaman…

    

Saygılarımla

 
Şehitlerimiz - Gazilerimiz PDF Yazdır E-posta
Şehitlerimiz - Gazilerimiz
    Millet olarak Ulusça, terör olayları sonucunda kaybettiğimiz genç fidanlarımız evlatlarımızın MEHMETCİKLERİMİZİN acısı yüreğimizde. Bu acının, ateşin düştüğü yeri daha derin izler bırakarak yaktığı tartışılmaz.Ulus olarak bu acıyı yurdun ( güneyi - kuzeyi, doğusu – batısı) her tarafında paylaşmaya çalıştık, çalışıyoruz. Ne yazık ki gidenler gelmiyor.Şehitlerimize rahmet ailelerine başsağlığı ve sabırlar dilerken, hudut görevine şark hizmeti dolayısıyla 3. kez giden (şarka gitmek istemeyen genç, doktor, öğretmen, bürokrat vs kamu görevlilerinin dikkatine arz olarak sunulur) genç arkadaşlarımızdan Yarbay İsmet ZEREN’in “ŞEHİT KİMDİR” tarif ve yorumlarını o acıyı bizzat çeken silah arkadaşımızın yüreği hançerisinden çıkan (bize sevgi ve saygılarıyla) gönderdiği ifadelerini köşemize taşıdım. Bu vesile ile komutanlarım ve tüm silah arkadaşlarıma görevinde başarılarının devamını diler sevgi ve saygılarımı sunarım.  

 

ŞEHİT KİMDİR?

 

Bebeğini sevmeden, ona isim veremeden bu kutsal toprağın kara bağrına düşen fidanlardır. Kanıyla al bayrağını, canıyla, aziz vatan toprağını yaratanlardır. Şehit olmak ülküsüyle savaşan, elinde sancağıyla o mertebeye ulaşmak için en önde koşanlardır.

 Hücumdan yılmayan, korku nedir bilmeyen, kurşun yaraları gül kokan hürriyete sevdalı, istiklale hülyalı olanlardır.

Ölümün üstüne bilerek, merminin üstüne gülerek gidenlerdir.

Tüfeğine yar mezarına bahar diyenlerdir.

Esareti ihanet, kelepçeyi cinayet kabul edenlerdir.

Kendisi cihan öyküsü destandır.

Mermi yarasını gizleyen, hücum narasını özleyenlerdir.

Ekmek torbasında 2 metre bez ve bir kalıp sabundan başka bir şey bulunmayanlardır.

Arkadaşı şehit düştüğünde ben olamadım diye için için ağlayandır.

 Ruhunu imanı ile aklayan, bedenini milletine saklayanlardır.

Barışta Furkan, savaşta volkandır.

Şahadeti şerbet bu dünyayı gurbet sayanlardır.

Şehit olup Tanrı’ya kavuştuğunda tekrar şehit olmak için bu dünyaya dönmeyi dileyenlerdir. Hayini tüfekle değil imanıyla yıkanlardır.

Ölmekten değil unutulmaktan korkanlardır.

 Bu dünyaya gelişleri herkes gibi olan, ama bu dünyadan gidişleri hiç kimse gibi olmayanlardır.

Bu milletin, bu devletin istikbalinin kararmaması için kendi istikbalini karartanlardır.

 Yanan yürekleriyle bize ne kadar acı söz söylerlerse söylesinler “ elleri öpülecek anaların, babaların günahsız evlatlarıdır.

İsimleri yad edildikçe ruhları şad olan. Ruhları şad oldukça isimleri abad olan, isimleri anıldıkça ruhları bayraklaşan, ruhları bayraklaştıkça isimleri anıtlaşan, cesur yürekleri ve kahramanlıkları ile ezelden ebede koşan önce kurşunla sonra tanrıyla buluşan yiğitlerdir.

Tanrıya kavuşurken; göz bebeklerindeki ışık yıldızlar kadar parlak; bakışlarındaki sıcaklık güneş kadar yakıcı; car verişlerindeki gurur ulu çınarlar kadar heybetli; son sözleri ve vasiyetleri hadisler kadar iman yüklü ve manidar; naaşları kardelen çiçekleri kadar masum ve muhteşem; mezarları en isyankar yürekleri sakinleştirecek kadar huzur verici, bu dünyadan şan ve şerefle ayrılmış en şanslı ve en bahtiyar fanilerdir.   Bize bugünleri yaşatan Atatürk’ümüzü şehit ve gazilerimizi şükranla anar CUMHURİYETİMİZİN  84. Yıldönümünü kutlar, şehitlerimizi yad ederken gazilerimizi de unutmamak gerekir. Dolayısıyla Yarbay İsmet Zeren’in duygularıyla kaleminden; GAZİ KİMDİR?... 

GAZİ KİMDİR?  

Kaybedilen kol bacak, kazanılan hür toprak!

Kaybedilen el ayak, kazanılan al bayrak!

Kaybedilen göz kulak, kazanılan ak şafak

Gazi derler onlara… İyi tanı! İyi bak! 

Onlar şehitlerin şahitleridir.

Onlar şehitlerin unutulmamak için Türk milletine bıraktıkları en şerefli emanettir…

Onlar muzaffer Türk ordularının zafer nişanesidir…

Gazi yaşayan mazidir…

Gazilerini silen milletlerin, tarih de mazilerin siler…

Şehitler destanı yazmakla, gaziler destanı yaşatmakla görevlidir…

Onların kaybettikleri her uzuv, Türkiye’nin aydınlık geleceğine atılmış çelikten bir köprüdür.

Türk oğlunun tanrıdan ilk dileği gazi gibi yaşamak, son dileği şehit gibi ölmektir.

Şehitlik bir insanın tanrı katında ulaşacağı en yüksek makam, gazilik bir insanın bu dünyada alabileceği en onurlu ve en yüksek rütbedir…

Gazilerin vücudundaki her şarapnel parçası Türk milletinin onurunun bir parçası, her mermi çekirdeği bu milletin milli birliğinin mayasının çekirdeği, kesilen her organ yükselen milli ülkünün en haysiyetli işaretidir…

Gazilerin yüzüne baktığında; Türk bayrağını görmeyen, gazilerin gözlerine baktığında bu cennet Türkiye’yi düşünmeyen ve eksilen her uzuva baktığında yüreği kabarmayanların ben Türk’üm demeye hakkı yoktur.

Şehidin gaziden tek farkı üzerine örtülen ay yıldızlı kefendir. O kefen gazinin yüreğindedir.

Gazinin mermi yarası vatan sevgisinin darasıdır.

Yara gazide güzel, onuru Türk milletine özeldir.

Gazi sırtta değil yürekte taşınmak ve elde değil gönülde alkışlanmak ister.

Yaraları, gazilerin yaşadıkça onur madalyası, öldükten sonra Türk milletinin gurur mirasıdır.  

Mektubunda bizleri duygu seline sürükledin. Teşekkürler İsmet Yarbay’ım…

Saygılarımla

 
Mevzi PDF Yazdır E-posta
Mevzi
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 11 - 15 Toplam: 21