BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar arrow Tahsin ATAİZİ
Merhabalar PDF Yazdır E-posta
Merhabalar
Saygılarımla
 
MEVZİ PDF Yazdır E-posta
MEVZİ
Saygılarımla 
 
POSTAL MI, CONVERSE Mİ? PDF Yazdır E-posta
POSTAL MI, CONVERSE Mİ?
Seçimler sonucu AKP’nin %47 ile iktidara gelişi Meclis aritmetiğine göre partilerin Milletvekili dağılımı AKP 340 MHP 70  CHP 98 DSP 13 DTP 20 Bağımsız 5 olarak yer aldığı hepimizce malum.Demokratik bir seçim sonucu ve TBMM’de Cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılan oylama sonucunda 3. turda Sayın Abdullah GÜL 11. Cumhurbaşkanımız olarak seçildi. Devletimize Milletimize hayırlı uğurlu olsun.

Devletimizin bazı kurumlarında, seçim sonrası spekülasyonlar yaratılmasına rağmen en yüce makam ve kurumlar arasında lüzumsuz gerginlikler, muhalefet ve iktidar yanlısı medyada çok değişik yorumlarla dış basına dahi yansıdı. Bu gerginliklerin gerek toplum huzuru gerekse piyasa, borsa ve ekonomide etkisini göstermesi kaçınılmazdı.

 

Sonuç; seçim neticelerinin herkes tarafından kabullenilmesi ve (tescili) ile Cumhurbaşkanlığı seçimi ve tabiî ki seçim sonrası seçilen kişinin Cumhurbaşkanlığı Makamında tebrik edilmesi tebrikleri kabul etmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ancak o yüce makama tebrik maksadıyla kabul edilen ve çıkan kişiler  “Genç Siviller Hareketi” öncüsü Turgay UĞUR’UN Genç Subaylara karşı hatta Postala karşı tepkisi olarak Cumhurbaşkanlığı Makam platformunu kullanması ne derece doğru tartışmaya açılmalı. İlelebet devam edecek T.C. Devletinin o yüce makamına nasıl ve ne tür kıyafetle çıkılacağı, postala protesto niteliğinde converse v.s ile çıkılmayacağı, huzura kabul edilmeyeceği de bazı vatandaşlarımıza hatırlatılmalı. Hatta izan kural bilmeyene de öğretilmelidir. Aksi takdirde bir kuruluşun bir grubun temsilcisi show maksadı ile çok değişik kılık kıyafet ile, çıkılan yüce makama yakışmayacak tarzda davranış sergileyebilir.

 Bu satırlarımda buraya kadar kimseye görgü nezaket kural dersi öğretmeye kalkmak haddime düşmez. Kişilerin tavrı, görüşü, düşüncesi, fikri varsa; protestosunu yapacağı yer, zaman, mekan seçimlerini de iyi düşünmeli. Önce kişi kendine, sonra makama saygı olarak tavır sergilemelidir.

Gelelim olayın bir başka boyutuna; “Genç subaylar rahatsız” ifadesine karşı Genç siviller rahatsız ifadesiyle ortaya çıkan ve liderlerinin ODTÜ mezunu Turgay U¼UR’un ve aynı zamanda da SABANCI ÜNİVERSİTESİ öğrenci işleri sorumlusu genç arkadaşımız Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı (davetine) resepsiyonuna CONVERSE spor ayakkabı ile katılmış. 22 Temmuz seçimi öncesi de AKP den milletvekili adayı imiş…. Benim şahsen bir itirazım olamaz kendileri resepsiyona bu şekilde kabul buyrulduktan sonra…

 Üzüntüm; 30 küsür sene postal giymiş emekli bir asker olarak Postala tepki olarak doğan ve özgürlüğü temsil ettiği için hareketinin simgesi CONVERSE ayakkabı ile POSTALa tepki mi olmalıydı? Kurtuluş savaşımızda özgürlüğümüzü nasıl çarık, yırtık postallarla kazandığımızı resimden çok iyi anlar karşıt fikirli converse li arkadaşlar!

Yapılan demokratik seçim sonuçları herkesin önünde iken; neyin özgürlüğü neyin tepkisi anlamış değilim. POSTALIN altında kalmış ezilmiş mi? Ezilen mi olmuş? Ne olmuş?

 Biz emekli olduk postallarımızı çıkarttık ama, ÖZGÜRLÜK diye show yapanlar, işlerini kazançlarını refah seviyelerini en üst düzeye çıkarmak için hayatın güzelliklerini yudum yudum tadarlarken postalını giymiş bu vatan savunması için Güneydoğu’da, hudutlarda… nöbetlerde… Kıbrısta da vatanımızın korunmasında devleti anayasal biçimde koruma ve kollama görevini (yürütenlere) yapanlara karşı biraz ayıp olmuyor mu? Evet, converse giyerek yabancı sermayeye destek verdikleri yetmiyormuş gibi…

Öğrenci işleri sorumlusu genç arkadaşıma ve özgürlük adına show meraklılarına o kadar çok yazmak anlatmak isterdim ama, kısaca şunu hatırlatmak kafi gelir mi bilmem? Bu kişilerin de mutlak askerlik yapmış, postalı hakkıyla giymiş aile bireyleri vardır. Olmayanlar yurt içi ve yurt dışı seyahatlerinde havaalanları nöbetçilerine o postalına kurban olduğum o askerime bir  baksınlar uçağın küçük penceresinden ufka kadar… bir şey göremezlerse eğer; lütfen o askerin başında sevk idarede (iskarpin veya CONVERSE) giymeyen postallı; komutanlarına sorsunlar danışsınlar.

 Danışmaktan çekinirlerse 20 Eylül 2007 tarihli Hürriyet gazetesi yazarı Sayın Yılmaz ÖZDİL’in “ÖZGÜRLÜ¼Ü ENGELLEYEN ANAYASA!” adlı yazısını HÜRRİYET gazetesinin internet sayfasından okuyabilirler.Çanakkale savaşlarında İngiliz bir gazeteci tarafından çekilmiş yırtık postallı çarıklı 2 askerimizin haline bir bakın! Bugünlere gelmemize borçlu olduğumuz kişiler sayesinde şuanki yaşantımıza bin şükürler olsunAllah, vatanımızı korumak için (dahili ve harici bedhahlarına karşı) size, hepimize kuvvet versin. Benim postallarım hazır. Olmayana ödünç de bulur, bu vatan için yalınayakla da savaşmaya hazır oluruz. Ancak bizler, yüce makama yakışır bir  şekilde çıkılmasını tavsiye eder; protestomuzu yeri ve zamanında! postalsız da converse giymeden de fikir ve düşüncelerimizle yaparız.Postala tercih converse ise; ileride pabucun bedeli pahalı olur.Biz bu cumhuriyeti nasıl kurduk? Özgürlüğümüzü nasıl kazandık? Bu resim size bir fikir vermiyor mu?

Saygılarımla…

 

 
ŞEHİTLERİME, ANNE-BABALARINA ve YÜCE ULUSUMA! PDF Yazdır E-posta
ŞEHİTLERİME, ANNE-BABALARINA ve YÜCE ULUSUMA!
Tarifi imkânsız duygular içerisinde kaleme aldığım bu satırlarımda; hayatının baharını göremeden VATAN GÖREVİNİ seve seve yapmak uğruna Anadolu’muzun dört bir yanından davullarla zurnalarla uğurlanan gençler, ana baba kuzuları… Vatani görevinize gidişinizde sizlere “Güle güle” derken, dönüşünüzü göremeyip “Hoş geldin” diyememenin, tekrar kavuşamamanın, sizlere sarılamamanın hasret ve üzüntüsünü çeken anne ve babalarınızın yanındayım.
Duygularımın ifadesi olan bu satırlarda gönlümden, onlara zaten ulaştım. Keşke bedenen ve ruhen de onların o güzel mertebesine ulaşabilseydik.
Sizleri yetiştiren, şehit anne babaları! Oğullarınız aslında ölmedi. Onlar bizim gönüllerimizde ilelebet yaşayan taptaze birer fidan gibiler. Onları yetiştiren siz anne ve babalar, ne kadar gurur duysanız azdır. Bizlerin bu toplumun fertleri olarak hayatımızı, yaşantımızı devam ettirebilmemiz ve bayrağımızın dalgalanması, yetiştirdiğiniz evlatlarınızın sayesindedir.
SİZ AZİZ ŞEHİTLERİMİZ!!! Bu vatana sahip çıkmak uğruna canınızı çekinmeden verdiniz, “ŞEHİT” olarak, o en yüksek mertebeye eriştiniz.
Biz, bizler ne mi yaptık? Şu anda ne yapıyoruz?
Sizleri anmak, yâd etmek mi sadece görevimiz? Bunu bile eksik yapıyorsak bağışlayın bizleri. Suallerimizin cevabını millet olarak düşünsek mi acaba? O, şehit anne babalarının yerine kendimizi koysak mı bir kere?
Sizleri anmak, yâd etmek her an boynumuzun borucudur. Kabriniz başında olmadığımız anma günlerinde de onların yokluğunu her an hisseden, yaşayan anne babaları düşünelim. Her yönden, maddi ve manevi, acılarına merhem olalım.
Avrupa Birliği’ne girmeden, gireceğiz diye ödünler vermeden önce kendi birlik beraberliğimizde kenetlenelim. Kenetlenmiş gibi değil, kırılmaz bölünmez gerçek bir zincirin halkaları olalım.
Yoksa vatan hizmetine gönderirken “En büyük asker, bizim asker!” diye konu komşu çoluk çocuk bayraklarla, davulla, zurnayla coşkuyla uğurladığımız evlatlarımızı da hazin bir sonda yalnız bırakmayalım ki; o fedakâr aileler “VATAN SAĞOLSUN” tevekkülüyle kendi yanan yüreklerinin ateşi ile kavrulan kişilerin acısına ortak olalım. O ailelerin tekbir çiçeği, fidanı olan evlatlarının; hele hele o evin geçimini sağlayan tek ferdiyse… Düşünün yüreklerindeki yangını…
Mutlaka düşünüldüğünü de tahmin edebiliyoruz; ama (maddi-manevi) onlara ne derece katkıda bulunabiliyoruz? Bu işi somut olarak nasıl yapabiliriz, diye kendi kendimize bir kez daha soralım mı acaba?
Aziz şehitlerimiz! Rahat uyuyun.
Sizler gönüllerimizde ilelebet yaşacaksınız. Yalnız değilsiniz. Bu millet sizinle ve sizleri yetiştiren ailelerinizle gurur duyuyor.
Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Ruhları şad olsun.
 1999–2001 tarihleri arasında Eğirdir’de KOMANDO Alay Komutanlığı görevimde iken; her yemin töreninde, vatani görevini yapmaya gelen askerlerimize ve onların değerli ailelerine hitaben “Her yemin töreni yeniden doğuş ve tazeleniştir bizim için” derdim.
“Daha nice törenlerde doğacağız çoğalacağız her celp her döneminde…”
“Bir kere ölünüz, binlerce kez diriliniz, ilelebet yaşarız gönüllerde .”
Şehit ailelerine tekrar taziyelerimi sunar, şehit anne ve babaların ellerinden öperim.
“ŞEHİTLERİME, Anne- Babalarına ve YÜCE ULUSUMA” mektup olarak kaleme almıştım bu makalemi.
  
1999- 2001 tarihlerinde 26 bin 71 komando askerimizi o dönemde yetiştiren Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı’nın KOMANDO ALAY Komutanlığı bünyesindeki tüm subay, astsubay, ve uzman çavuşları eğitici personeline emekleri için buradan şükranlarımı sunuyorum.
Bizden sonra görevi devralan başta Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanları’nın bizlerden daha güçlü, daha iyi KOMANDO’LAR yetiştireceği inancı ile başarılarının devamını temenni ediyor ve saygılarımı sunuyorum.
ATATÜRK’ün gençliğe emanetinin, bizlere tevdi ettiği görevlerin ve İNKILÂPLARININ bekçisi olarak daima göreve hazırız. Yasalardan ATAMIZ’ı silmeye, AB yardakçılarının tavsiyesi ile duvarlardan portelerini indirtmeye çalışanlar bilsinler ki, O’nu kalbimizden beynimizden kazımalarının çıkartmalarının adeta imkansız olduğunu öğreneceklerdir.
 
SEÇİM mi, GEÇİM mi? PDF Yazdır E-posta
SEÇİM mi, GEÇİM mi?
Özdemir  ASAF
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 16 - 20 Toplam: 21