BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar arrow Tahsin ATAİZİ
Bakırköy'de Yaşam Güvencesi ve Yaşam Sevinci "BAKYAŞAM EVİ" PDF Yazdır E-posta
Imageİnsanoğlu; doğar, yaşar ve sonunda ölür. Yaşam süresi içerisinde bir yerlerde iz bırakılırsa gönüllerde isminizle ilelebet yaşarsınız. Ancak yaşam süresi içerisinde göremediğimiz, irdeleyemediğimiz bir gerçek vardır ki; dara, sıkıntıya, bakıma muhtaç duruma düştüğümüz zaman; algılayabildiğimiz gerçeklerle karşılaştığımızda kafamıza DANK eden gerçekleri o zaman görebiliriz. Fakat iş işten geçmiştir artık Sağlık ve varlık içinde yaşam güzel ve de kimseye muhtaç olmadan yaşamak... Lakin gün ola harman ola, öyle zaman gelir ki eski bir vakıf temsilcisi olarak izlenim ve tecrübelerimden aktarımları buraya yazsam bu sütuna sığmaz anlatacaklarım.

Acı gerçeklerle karşılaşmamak, hepimiz için bir temenni olsa da; insanoğlu olarak en yakınlarımız olan anne ve babalarını dahi, bakıma muhtaç durumda bırakanları da gördükten sonra; BAKIRKÖY BELEDİYE’sinin başta Başkanları Sayın Ateş Ünal ERZEN ve ekibinin de ön görüsüyle desteklenen planlanan ve projelendirilen BAKIRKÖY YAŞAM EVİ’nin Yönetim Kurulu Başkanı E. General Sayın İdris KORALP ile BAKYAŞAMEVİ için imza koyanları alkışlamamak haksızlık olur.

 Evet, yiğidi öldür hakkını yeme derler. Bu satırlarımızda kimseye methiye dizecek iltifat edecek değilim, ama doğruları ve gerçekleri şiar edinen, DOĞRU İLKELİ BAĞIMSIZ yerel-siyasi gazeteniz EKSPRES olarak güzeli doğruyu bulanları takdir etmek, okuyucumuzla paylaşmak ta sizin gazeteniz olarak bizim görevimizdir diye değerlendiriyorum.

 Lakin bu projeyi sadece alkışlarla desteklemek olmuyor. İnşaatın büyük bir kısmı bitmiş olan ve 2009-2010 da açılması planlanan BAKYAŞAMEVİ’nin elbette ki maddi desteğe de ihtiyacı olduğu görünen ve bilinen bir gerçek. O halde BAKIRKÖYLÜLER olarak birçok vakfın dahi hayal edip de gerçekleştiremediği bu projeyi destekleyelim. Öyle ki; bu destekte gelir farkı gözetmeksizin çorbada tuzumuz olsun misali bir kampanya ile sürdürelim istemez misiniz? Evet BAKYAŞAM EVİ’nin proje tanıtım gününde Belediye Başkanı Sayın Ateş Ünal ERZEN’in konuşmasında dikkat çeken bir hususu da bu satırlarda okurlarımıza aktarmak isterim. "Bu bir siyasi yatırım değildir. Bu projenin tamamlanması gereken yerleri isimlere paylaştırabilirim. Ancak düşüncem; bu konuyu tüm BAKIRKÖYLÜLERİN sahiplenmesini ve can-ı gönülden desteklemelerini istiyorum".

Bakırköy Belediye Başkanının ana fikri doğrultusunda ifade ettiği gerçek ve pragmatist düşünce bu...

Bu düşünceler doğrultusundaki konuşması şahsen bizleri etkiledi. Bizler de Bakırköy Ekspres ve Star Haber Dergisi olarak karınca kararınca projeye destek diyerek bu çorbada tuzumuz olsun kararına vardık.

Sevgili Bakırköylüler.

BAKYAŞAM’ı merak ediyorsanız, Ahmet Taner Kışlalı Sokak No:10 Yeşilköy adresine gidin görün. Görün ki semtimiz Yeşilköy’de yükselen ve 2009 da bitmesi planlanan Yaşam Evi’nin maddi manevi desteklenmesi gerektiğini sizler de takdir edeceksiniz. Dolayısıyla en az bizim kadar hatta bizden fazla destek vereceğinize inanıyoruz. Hele hele yaşlı anne baba ve yaşlı yakınlarımız kimsesiz yaşlılarımızı düşündükten sonra vicdanımızla baş başa kalarak Bu projeye  bir kuruş da bizden, sevabıma, hayrıma ve geleceğime diyeceğinizden de hiç şüphem yok.

TEŞEKKÜRLER bu projeye imza atan düşünen gerçekleştiren başta Yönetim Kurulu Başkanı E. General İdris KORALP Komutanım ve Belediye Başkanı İle tanıtım toplantısında nakit bağışlarını açıklayan hayırsever işadamlarına,  bu konuya destek veren verecek olan tüm Bakırköylülere

Saygılarıml
 
ÖNÜMÜZÜ GÖRELİM BAKIRKÖYLÜLER PDF Yazdır E-posta

ImageBu satırlarımın devamını okuyanlar “Emekli asker olarak ne zamandan beri avukatlığa soyundunuz?” diye düşünebilirler. Haklı da olabilirler. Zira mesleğim avukatlık değil. Ancak herkesin düşüncesine saygımız var. Dolayısıyla bizim düşüncelerimize saygı duyacaklarından şüphem yok.

Bir konuyu, bir kişiyi, yerel yönetimi; yaptığı, yapmadığı ve yapamadığı hususlarda eleştirmek (ve de haklı olduğu hususları savunmak) için de AVUKAT olmamız gerekmez herhalde…

Hele, hele, YANLIŞA ve YANLIŞLIKLARIN savunucusu olarak AVUKAT’lık yapmak hem bu mesleğin etiğine, hem de; “DOĞRU İLKELİ BAĞIMSIZ HABERCİLİKTE BAKIRKÖY İLÇEMİZİN Yerel siyasi yaşam gazetesi olarak ilke ve prensiplerimizle bağdaşamaz.

Ana fikrimiz, “Bilmeden yazmak, görmeden yol almaya benzer ki, bir yerde gözünüz açılsa da fayda etmez.” Onun için görüp görüşüp detaylı bilgilerle donandıktan sonra; doğruyu da yanlışı da yazmak bize düşer. Düzeltmekte yanlışını kabul etme erdemliğini gösterecek kişi, kurum ve yönetimlere… İyi bilinmeli ki; YANLIŞA NEREDE DUR! Dersek, DOĞRUYU O AN ORADA BULACAĞIMIZI UNUTMAYALIM.

O halde bilip bilmeden, doğruyu bulmadan kulaktan kulağa fiskos habercilik, kaba tabir; DEDİKODU üretmekle bir yere varılamayacağı bilinmelidir ki zaten Bakırköy Belediyesi için bilmeden suç isnat edenlerde bu konuda Hukukun Adaletin duvarına çarpacaktır. Yerli, yersiz laf olsun torba dolsun(!) misali, asılsız iddia eden isnat edilen suçlamaları, dedikoduları basın yaygara niteliğinde çıkartabilmektedir.

Neymiş efendim? “Yok BAKIRKÖY layık hizmet alamıyor muş”, “ATAKÖY’de 100 milyon dolarlık haksız rant” , “CHP’li meclis üyelerinin yakınlarının belediyede işlerini takip etmeleri” ,”Kaçak yapılar, vs…” Bütün bunların savunucusu da kendine yandaş yerel BASIN yaratmakla suçlanan hedef kişi ve kişiler(!) varmış...

Bir kere daha belirtmekte fayda var sanıyorum, kimsenin avukatlığına soyunmadık soyunmayız. Ancak doğru ve doğruların yanında olarak, mütevazı konumumuzla kalemimizi kimse için haksız ve de ispatı olmayan suçlamalarla suç isnat etmeyiz, edemeyiz. Biz “İNSAN ODAKLI PROJE” üreten Belediye Başkanlarının partisi ne olursa olsun yanındayız. Demokratik Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız tarafsız gazetesi BAKIRKÖY EKSPRES olarak ATATÜRK İLKE ve İNKILAPLARI doğrultusunda DOĞRUNUN ve DOĞRULARIN YANINDAYIZ.

YANLIŞI gördüğümüzde YANLIŞI anında KESER,  DOĞRUYU bulur ve kalemimizle de DOSDOĞRU yazarız.

Yerel YÖNETİM olarak doğrularını gördüğümüz Bakırköy Belediye ve Meclisine çalışmalarında başarılar diler, alternatif düşünceleri olanları da köşemize bekleriz.

Yeter ki; çalışana engel olunmasın, suyu bulandırma bahaneleri olmasın. Dönen çarka çomak sokulmasın.

Saygılarımla

Not: ASLAN ile Maymun hikayesini bu satırlarda yazmak istemiyorum. Öğrenmek isteyenlerle mail adresimden yazışabiliriz.

 
 
Şehitler ölmez vatan bölünmez PDF Yazdır E-posta

“SÖZ KONUSU VATAN İSE GERİSİ TEFERRUATTIR”   Atatürk

Anneler gününde; HAKKARİ’den gelen, şehit haberleri hepimizin yüreklerini bir kez daha dağladı. Her zamanki gibi “ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ. “KAHROLSUN PKK” haykırışlarımızla ŞEHİTLERİMİZİ memleketlerinde toprağa, acılarını da yüreklerimize gömdük.

Elbette hepimizin acısı çok büyük. Ancak “AĞLARSA ANAM AĞLAR” GERİSİ DE YALAN AĞLAMAZ ama; aslında yaşamın gerçeği ANA yüreğinin çektiği acı ve ızdırabını ancak ANALAR çok daha iyi anlar hisseder ve acıyla yaşar kendinden kopan bir parçanın acısıyla.

Şehitlerime Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabırlar diler, ülkemizin savunması bölünmez bütünlüğü için oğullarını yetiştirip (vatan hizmetine) askere gönderen şehitlerimizin ANNE ve BABALARININ ellerinden öperiz.

Bu vesileyle Milliyet Gazetesi köşe yazarı Sayın Cemal ERSEN’in ‘Başkent Kulisi’ köşesinden ‘Kuralına Uygun’ başlıklı yazısını aynen aktarıyorum:

“Belli ki minareyi çalan kılıfını da hazırlıyor. Ama açıkçası yadırgıyorum. Bakıyorsunuz, ligin devre arasında askerlik sorunu nedeniyle Yunanistan’a transfer olan Tümer Metin, Fenerbahçe antrenmanında.

Neden? Avrupa Şampiyonası öncesi Milli Takım için hazır olmalıymış.

Her şey kitabına uygun, kim ne diyebilir ki? 20 yaşını dolduran Mehmet de üniversiteye giremedi diye karavana başına!

Fikrimi söyleyeyim, savaşa da karşıyım, savaşın getirdiği acıların yaşanmasına da. İsteyen gitsin, istemeyen istediği yere gitsin. Ancak askerlik konusunda böyle bir düzenlemeniz yoksa, vicdanlar bu tablo karşısında rahatsız oluyor.

İnsanlar niçin sınıflandırıldıklarını sorguluyor. Ve malesef yanıt bulamıyor!

Can sıkıcı olan, bugün “sporculuk hayatımın en verimli dönemindeyim” gerekçesine sığınanların, yarın bir başka sebeple ayrıcalıklı yaşamlarını sürdürmeye devam edecek olmaları.”

Bu düşüncelere saygı duymamak elde değil…

Evet 20 yaşında askerlik çağına erişen MEHMETLERİM üniversiteye giremeyince “uygun adım marş! Doğru ASKERE... Nöbete...” Ama şartlarını, kendine ve kuralına uygun olarak hazırlayan, tabiri caizse; Minareyi çalıp kılıfına uyduranlar, yurtdışında paravan şirketlerde kendisini çalışır gibi gösterip belgelendiren ikametini belli bir süre çalıştığı yerde gösterenler ise, kısa dönem askerlik yapanlar kurallar böyle çalıştığı için birşey söylemek haddim değil. Yalnız bu işin vicdanı muhasebesini, kuralları koyanlara ve bu kurallara göre askerlik yapanlara bırakıyorum. Öyle ki tıpkı futbolunu en verimli çağında devam ettirip istikbalini düşünen sporcusuyla, işini en dinç, en verimli çağında kurmuş küçük esnaf sanayici iş adamı dahil şartların eşit olarak uygulatılması inancındayım. Yoksa işini kurmak üzere olanla, üniversiteyi tek dersten vs. den kazanamayan kaybedenin de tanınmış futbolculara tanınan haklardan istifade etmesi de söz konusu olur. ”Ancak söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.” Aksi takdirde K. Atatürk’ümüzün veciz ifadesine hepimiz ters düşeriz...

Kısa dönem askerlik hizmetini yapanları asla kınamıyorum. Döviz ve işgücü kazandırdığı da düşünülse dahi kural eşitsizliği ve uygulama sonucu döviz getirenler dünyalar bağışlasalar bir şehidimizi geri getiremezler. O halde savunduğum; fırsat eşitliği- eşitsizliğinin yorumlanmasıdır ki bu uygulamayı da Meclis ve Genel Kurmay’ın bundan sonra alacağı ortak kararlarında, bu konuların mutlaka özümlenerek, çözümlerin ülkemiz menfaatlerine ve Kamu vicdanına göre hareket edileceğinden asla şüphem yoktur. Kısa dönem askerlikte konu sadece döviz girdisi olarak düşünülürse koşullar dolayısıyla aynı imkanlara sahip olamayıp ta normal askerlik yaşında askere nöbete giden MEHMETLERimizin ŞEHİT olup nöbetinden ana kucağına dönemediğini bir düşünürsek uygulamaların vicdani muhasebesini çok daha iyi yapmış oluruz. Tahsin Ataizi

 
Siyasetin Kargaları ve Tilkileri PDF Yazdır E-posta

ImageKarga-Tilki masalını hepiniz bilirsiniz… Sesini güzel zanneden kargaların, günümüzün şarkılarını içeren o güzelim güfteleri “Enflasyon-Gayrisafi Milli Hasıla-Kalkınma Hızı” hakkındaki şarkılarını devlet büyüklerimizden radyo ve TV’lerde her haber bültenlerinde dinliyoruz. Besteleri kimlere ait bilmeyen yok!.. Güfteleri ise daha net bir şekilde medyanın boyalı TARAFSIZ! Yayınlarından okuyabilirsiniz.

 

Şarkıları yorumlayanlardan Sayın Maliye Bakanımızdan dinlemek bir başka rahatlık veriyor insana. Anadolu tabiriyle “Arpa ektiğin tarladan darı, kocadan geç kalkandan karı olmaz” veciz ifadeleri şarkı halinde bestelenip yorumu da dinleyiciye bırakırsanız, herkes arpa değil MISIR(!) eker şarkının sonunda evinin bahçesine… Sonra mı? Birkaç kümes hayvanı ile yumurtacılık ve likid fon(!)... Pardon likid yumurta... Likid yumartayı da mısır ununla karıştırdın mı al sana MIHLAMA…

 

Yanlış anlamayın bu mıhlama Karadeniz usulü çok lezzetli bir yiyecek türü. Tereyağlı da olursa yeme de yanında yat.

 

Mısırı evin bahçesinde ekmeğe gerek kalmıyor. Vergiyi düşürtüp ithalatını serbest bıraktın mı işlem %50 tamam. Çocuklarınızın aldığı küçücük gemilerle de ülkemize getirip şahsi kalkınmanıza ailenize küçük katkılar da sağlayabilirsiniz. Arta kalan farklar da ülke kalkınmasına yararı olur ki; bol tereyağlı MIHLAMA’yla bir yerinize(!) bir yere ÇAKILIP MIHLANIP kalırsınız. Oturduğunuzda farkına bile varmazsınız… Yediğiniz kazığın…

 

İşte böyle okurlarım. Nereden çıktı bu “Arpa buğday daneler.. amanın…” türküsü…

 

Torunumla; ben karga, o tilki misali, her akşam aynı oyunu oynarken, güfte ne olursa olsun, nasıl olsa Dede olarak beni dinliyorlar diye kafama göre dizeleri kafiyeleyip anında yorumluyorum. “Bed” sesimin güzel olduğunu söyleyen torunum her (defasında) GAK deyişimde PEYNİR’imi kapıyor. Sonunda, o mutlu, ben mutlu birlikte gülüyoruz. Aslında bu oyunun mutluluğunda; ne sesimin güzelliği var, ne de, torunumun peynirle doyduğu. Sadece mutluluk oyunu. Adeta Polyanna’yı oynuyoruz. Sadece ben onu oyalıyorum… Nereye kadar sürecek bu oyun bilemem. Annesi işten gelinceye kadar mı? Yoksa torunum büyüyüp okul bitirip iş aramaya başlayınca mı bitmiş olacak bu oyunumuz…

 

Evet! Gerçek hayattaki oyun başladığında; yalan oyunlar bitmiş olacak. Bugüne kadar bestelenen güftelerin (Enflasyon Kalkınma Hızı vesairenin) yalan olduğunu anlayacak. Ayrıca Torunum, şarkıları kendine göre yorumlayanları da ne şekilde suçlayacağını bu satırlarda yazamıyorum… Emekli asker dedesine (o zamana kadar yaşarsak ne alâ) “Dede sen de bizi hep kandırmışsın. Karga Tilki oyunuyla. Dün bir parça peynir, bugün nohut-bulgur fasulyeye talimle her ramazanı geçiriyor (geriye kalan) 11 ay hayat-ı idameyle iş aramayla vakit geçiriyor oyalanıyoruz” demesin inşallah. Der mi? Demez mi? Zaman gösterecek. Ama görünen köy kılavuz ister mi? Dilerim geçen zaman içerisinde; Atatürk devrimleri, Demokratik Laik Türkiye Cumhuriyeti o zamana kadar rafa kaldırılmış kitaplarda kalmaz. O günleri görmez torunlarımız. Bu yazdıklarım da kötü bir rüya bir masal bir mizansen olarak kalır ve sesini güzel zanneden şarkı söyleyen KARGA misali DEDE ile, TORUN TİLKİ Hikayemiz… Torunuyla oynamaktan zevk alan bir dedenin sesinin güzelliğine inanmadığı halde kötüye örnek teşkil eden kurnaz TİLKİ’nin yerini almak isteyen TORUNum CAN ile birlikte kurguladığımız mizansen de yanlışı oynayan kötü bir DEDE olarak anılmayı rüyalarda bile yaşamak istemiyorum. Çünkü; torunlarımızla geleceğimizin TEMİNATININ MIH’ları ATATÜRK’ün İLKELERİ’dir. Aksi takdirde Cumhuriyet öncesine tarihin derinliklerine, dönüşü olmayan bir yere bizi çakacaklar... Adeta “MIHLA”yacaklar! Buna müsaade etmez inşallah çocuklarımız torunlarımız…

 

Bu yazım kötü bir rüya ve hayal mahsulü hikayedir.

 

Merak etmeyin! Türkiye Cumhuriyeti ATATÜRK İLKELERİ doğrultusunda muassır medeniyetler seviyesinde ilelebet AYAKTA ve LAİK kalacaktır.

 

Saygılarımla...

 
GAZETE ve GAZETECi "İDEALİST MİLLî ENAYİLER?.." PDF Yazdır E-posta

ImageBelli bir birikim sahibi her okuryazar gazetede yazabilir ama GAZETECİ olur mu? Gazete, aç karnına fırın önünde ekmek kuyruğunda insanoğlunu bekleten bir nesnedir adeta, dünyayı ve günlük olayları takip eden tiryakiler için…

Tabii ki; haberler taze, yorumları çarpıcı, göze hoş, gözü doyuran, okunduktan sonra paket sarmak için kullanılacak tarzda hazırlanmadıysa…

iddialı ve güzel bir gazete olmanın birinci şartı; tarafsızlık ilkesinde dürüst kişilerin sahip olabileceği, kalemleri kiralık, düşünceleri satılık, takiyyeci olmayan, gerçek tirajıyla ve okur sayısıyla doğru orantılıdır diye fikir yürütsem abartmış olmam herhalde.

GAZETECİ, gerek siyaset arenasında görünen olayları, dönen dolapları, gerekse toplumsal olayları haber yapmaya, yorum getirmeye çalışan toplumu yönlendirici, aydınlatıcı, meslektaşları ile zeki ve dürüst bir şekilde yarışan kendisini topluma adamış, meslek ilkesini hakkıyla yerine getiren topluma ivme kazandıran sektörel bir kuvvettir diye özellik ve güzelliklerini eklersem bu meslekte özdeşleşmiş olanlara az bile…derim.

GAZETECi: gazetesine, sağa sola uçuşarak malzeme konu haber arayan adeta kuş gibi, balık avına çıkan, zaman gelip eli boş dönüp kaderine küsen balıkçı, haydi rastgele diyerek ava çıkan avcı misali, haber belge bilgi toplamak ister, tesir sahasına alabildiği tiryakileri, okurları için… Buldukları onun için bir azık bir yemdir. Ancak bu yemi ararken asfalta son sürat giden otomobil gibi değil. Zaman gelir yoluna taş konur, yem ararken gem bile vurabilir. Hatta TCK 301 ve basın kanununa göre, birikimlerini belgelerle, düşündüklerini de birilerine dokunarak belirtmek zorunda kaldıysa: istikamet(!) girişi kolay, çıkışı zaman alan demir parmaklıklı koğuşa… sonrası Allah kurtarsın! Dünyada 21.yüzyılın düşünce özgürlüğünde örneğin; “Bir kediyi yumağa doladın” diye düşün düşün…b.kdur(işin) Mahkeme koridorlarında. Vereceğin savunmayı mı? Ödeyeceğin tazminatı mı? Düşünmek, olayı yaşayanlar için kolay olamasa gerek…

Bu satırlarımı yazarken; ne karaladığını bilmeyen 5 yaşındaki F.B.’li torunum CAN da bana özenmiş olacak ki; çalışma masamın kenarına ilişip, yazdıklarıma bakıp, okuma yazma bilmemesine rağmen bir şeyler karalıyor defterine. O da kendince bir şeyler yazıyor güya. Ne yazdığını ben de bilemiyorum. Zira anlaşılmaz kargacık burgacık karalamalar ve şekiller… Eminim ki ifade edemeyip yazamadıkları onun hayal dünyası kadar çocuksu pırıl pırıl tertemiz ifadeler var diyorum o karalamalarda…

Benim yazdıklarıma gelince; yoruma açık, kimine göre saçma sapan berbat şeyler… ve de yorumsuz olarak özetliyorum bu kadar kelime çokluğundan üretilen cümlelerimi.

Sonuçta, itiraf etmem gerekirse; “BEN GAZETECi DE⁄iLiM” diyerek, torunum kadar olmasa bile, ben de bir şeyler ifade etmeye çabalıyorum okurlarıma…

Ancak, bir gerçeği tekrar hatırlatmak istiyorum. “Herkes gazeteci olamaz ama herhangi bir gazetede yazabilir.” Hele hele, kişinin yazdığı yerel gazete KARTALLARIN-AKBABALARIN medyasında muhitinde sesini ancak duyurabilen çırpınan GÜVERCiN gibiyse… Kim duyar sesimizi, kanat çırpınışlarımızı? Yaz Allah yaz… Nasılsa okuryazarlığın var ya, yazarsın elbette…

Sayın Hıncal ULUÇ’un Sabah gazetesindeki köşesinde fiARKÖY’de yerel gazete çıkaran gazeteci Sayın Yakup ÖNAL’a ve yerel gazetecilere genelleme yaparak, yazdıklarından aşağıdaki alıntıyı okuyucularıma da aktarmak istiyorum.

“Yerel bir gazete çıkarmanın nasıl bir zahmet, yük, risk olduğunu bilen bilir… Bir yığın iDEALiST MiLLî ENAYi’ dir bu işle uğraşanlar…” Teşbihte hata olmaz derler… Bu benzetme benim hoşuma gitti. Diğer yerel gazeteciler de alınmasın (i.M.E.) sıfatı bizlere layık görülüyorsa… Zira; Akıllı geçinip “Devletin malı deniz yemeyen domuz”, diyenlerin üçkağıtçı, uyanık, kapkapçı, terörist, hırsız, vergi kaçıran bir o kadar sahtekar, görünümü güzel içi ve dışı hepimizi yakanların yanında ömrümüzün sonuna kadar iDEALiST MiLLi ENAYi (i.M.E.) sıfatı ile yaşamak ve anılmak isterim. Sizler istemez misiniz?

“insanlar ölür ama ideallerine göre yaşamadılarsa, zaten doğmamışlardır, yaşamamışlardır.

Evet hem GAZETECi hem de idealist olmak kolay değil. Zira, her eline kalemi alan gazeteci, eline fırça ve tuval alan ressam, eline bir enstrüman alan müzisyen, sahneye her çıkan da sanatçı olsaydı ben de gazeteci olurdum o zaman.

Nasıl ki; “Her Türk asker doğar” misali olsa da, her asker elbisesi giyen de ASKER olur diyebilir miyim? Kesinlikle hayır. Evet bu satırların kalemin sahibi (emekli ASKER) iki satır karaladım diye ben de kendime GAZETECi diyebilir miyim? Kesinlikle HAYIR. Bu “hayır” cevabım; sevgili Avukat bacanağım ismail’e. Neden mi? Tavla maçlarımızda zar gelmediği zaman sinirlenip, (iki çift lafıma karşılık) “Başımıza GAZETECi kesildin be bacanak” demez mi?.. işte o zaman, (iki mars bir oyun) galibiyetlerimin tadı da tuzu da kalmıyor, lâyık olmadığım (o güzel mesleğin) GAZETECi sıfatını yakıştırdığı için…

Onu yatıştırmak ve kızdığında hakkım olmayan sıfatlar beni yıkmasın diye de tavlada müteakip partiler de ben yıkılıyorum… (Nasıl mı? Açıklarsam ayıp olur şike derler sonra…)

Kalemi satılık olmayan, bu mesleğin duayenlerini, kalemlerini kılıçtan keskin, mermiden daha delici ve sonsuza dek tesirli, tüm bağımsız tarafsız gazetecileri beni meslektaş saymasalar bile selâmlıyor saygılarımı sunuyorum.

Ancak “Madem gazeteci değilsin neden sen de bir gazete köşesinde adeta köşe kaparcasına karalamalar yapıyorsun?” derseniz; sözüm yok kimseye. Ben bu köşede misafir olarak kabul edildim, gazeteci olarak değil. Bana ayrılan köşe(m)de, gönlüm kadar geniş. Dolayısıyla; tüm okurlarımı da misafir edebilirim. Hepinizi eleştiri ve yorumlarınızla köşeme bekliyorum… ( Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır )

Saygılarımla,

NOT: (iMF) değil, (iME)

Yazıdaki iME kısaltmamız göz alışkanlığı ile iMF olarak algılanmasın. Zira bağımlılık getiren özgürlüğü çaktırmadan alan, milleti borca gömen, “Borç yiğidin kamçısıdır.” diyerek kandıran asla iMF değil iME’ dir yeğlediğim. Sözün özü; yerel gazete çalışanları olarak bir yığın (iME) idealist Millî Enayi olarak hizmetinizdeyiz.

“Biz bilinmeyen olabiliriz. Bizi kimse de bilmek zorunda değil. Ancak biz gazetemiz ile sadece doğruları yazmak adına yola çıktık” diyen Sayın Büşah GENÇER’e “Doğru söze ne denir?” diyerek, deyişlerine bende katılıyorum.

  
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 6 - 10 Toplam: 21