Çevreci olmanın, olmazsa olmazı, geriden gelen neslimize, çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak. Küresel ısınma, tüm Dünyanın yavaş yavaş yok olmasının eşiğindeki en büyük tehlike.
Dünyanın çevresini saran ve sera gazları dediğimiz karbondioksit, metan azotoksit gibi gazlar, normal koşullarda gezegenimizi, canlıların yaşaması için uygun olan, 18 derecelik sıcaklıkta tutarlar. Sanayi devrimiyle atmosfere salınan sera gazı miktarında ciddi bir artış oldu. Ve Dünyanın ısınmasına yol açtı. Hâlihazırda ortalama sıcaklıkta 0,8 derecelik bir artış gerçekleşti. Bilim adamlarının yaptığı araştırma sonucunda 2 derecelik bir artıştan sonra küresel ısınmanın geri dönüşü olmayan bir noktaya geleceğini gösteriyor. Bu araştırmayı yapan Bilim Adamları ülkeleri ciddi anlamda uyarıyor.
Türkiye’nin durumu ise birçok açıdan farklılık içermektedir. 1997 deki ilk metinde kendisini OECD ülkesi olduğu için gelişmiş ülkelerin yanında bulan Türkiye, uzun yıllar yükümlülük alacak ülkeler arasında yer aldı.
Türkiye’nin ilk yıllarda küresel ısınmaya gereken ilgiyi göstermemesi nedeniyle, bu sorun fazlaca gündeme gelmedi, işin ciddiyeti daha sonra anlaşıldı. Ve Türkiye 2001 yılında Fas’ın Marakes kentinde taraflar toplantısında ( Cop ) kendi özel durumunu kabul ettirerek, Ek – B adı verilen listeden ismini çıkarttırdı. Bugün protokole imza atan Türkiye, 2001 yılına kadar yükümlülük almıyor.
2009 Aralık ayında Danimarka’nın kopenhog kentinde yapılacak toplantıya Türkiye’de katılacak.
05 Şubat 2009 da KYOTO protokolüne taraf olan Türkiye, protokolle birlikte tüm yaşam biçimini değiştirecek bazı taahhütler altına da girmiş oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu ( TUİK ) verilerine göre, 1990 yılında Türkiye’nin 170 milyon ton karbondioksite eş değer olan seragazı emisyonu 2006 yılı sonunda 331 milyon tonu geçti.
Bu da yüzde 95’lik artış anlamına geliyor. Ve Türkiye’yi dünya birincisi yapıyor. Türkiye’yi % 50 ile ispanya izliyor.
Ülkelerin karşılaştırılmalarında kullanılan bir diğer kriter ise, kişi başına düşen sera gazı salımı 5 tona yaklaştı. Bu rakam dünya ortalamasının, Çin ve Hindistan gibi, ülkelerin üstünde ve AB – 25 ortalaması olan 10 tona yakın.
Üç yıl boyunca Türkiye’yi etkileyen en büyük yükümlülük Birleşmiş Milletlere verilecek olan raporların daha detaylı olarak hazırlanacak olması. Takip edilecek makro politikalarda şu hedefler takip edilecek.
01) Sanayinin yapılanması yeşil teknolojiye göre olacak.
02) Toplu taşıma yaygınlaştırılacak, karayollarından demir yollarına geçilecek.
03) Rüzgar güneş ve biyokütle gibi temiz enerji kaynaklarının kullanımı
artırılacak.
04) Orman alanları ve su havzaları kesinlikle korunacak.
05) Ev ve işyerlerinde yalıtım ve enerji verimliliği olan cihazlar kullanılacak.
06) Geri dönüşüm için çöpler ayrıştırılacak, gelişigüzel atık çıkarılmayacak.
Kyoto protokolünde bugüne kadar, 185 ülke taraf oldu ve küresel ısınmaya yol açan seragazı emisyonlarını 2012 sonuna kadar, 1990 yılındaki seviyenin en az % 5 altına çekmeyi kabul ettiler. 1997 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde ortaya çıkan anlaşmada bu sorumluluk tüm taraf ülkelere verilmedi. Gelişmiş ülkeler olarak adlandırılan grup indirim taahhütlerini kabul ederken, gelişmekte olan ülkeler için yatırım içermeyen tedbirler kabul edildi. Bugün protokole taraf olan Çin, Hindistan gibi ülkeler bu nedenle, 2008 – 2012 yılları arasında seragazı emisyonlarını indirmek zorunda değiller.
Avrupa Birliği ( AB ) Kyoto protokolüne top yekün taraf olarak, tüm üyelerin sorumluluk almasını şart koştu. Türkiye’nin AB ye girişinde de, Kyoto’ya taraf olması şart koşulmuştu.
AB – 15 üyeleri 2013’e ortak bir hedef belirledi ve seragazlarını 1990’a göre toplamda % 8 azaltmayı kararlaştırdı. Bu ortak hedefe ulaşmak için, her ülkeye ayrı hedefler verildi. Bazı ülkeler 1990 yılına göre sınırlıda olsa artırım hakkı kazanırken, Almanya, Danimarka ve İngiltere gibi ülkeler AB ‘nin ortalama % 8 indirimi yakalaması için yüksek hedeflerle yola çıktılar.
Avrupa Çevre Ajansı AB ye üye olan 27 ülke içerisinde, sadece İspanya, İtalya ve Danimarka’nın, bu hedefleri yakalamayacağı ve ikinci dönem için daha fazla yükümlülük alacağını tahmin ediyor.
Bu bilgiler ışığında ülkemizin taahhüt ettiği makro politikalara, bizlerinde bireysel olarak katkıda bulunmamız, gelecekte çocuklarımız için temiz bir çevre, yaşanabilir bir ülke bırakmak için bilinçlenmemiz ve çalışmamız gerekiyor.
Saygılarımla





