|
Laik Türkiye Mücadelesine Zarar Veren En Üst Seviyeden Bir Yönetici CHP'li Önder Sav |
|
|
|
 A. Ali SALMANOĞLU Yüzde 98’i Müslüman olan bu ülkede, halkımızın değerlerini bilmiyorsak, inançlarına saygı gösteremiyorsak, yapacağımız iş veya meslek asla siyaset olmamalıdır.
Sayın CHP genel sekreteri Önder SAV maalesef bu gafı yapmıştır. Ankara ELMADAĞ’ da, Hacca gitmek isteyen bir partiliye aynen şunları söylemiştir.
------ “ Hacca gidip Araplara para kaptırma ”…
Bu az gelmiş olmalı ki, daha da zalimcesini söylemekten geri kalmamış;
------ “ Bakarsın Muhammet seni orada bırakmaz ”…
Bravo Önder SAV’ a, demek ki bu güne değin siyaseti bu üslupla yapıyormuş, ya da bir başka deyişle, laiklik anlayışı bumuymuş acaba?
Sayın Önder SAV, namaz kılar mısınız? Bilmiyorum ama en azından mutlaka bir veya daha çok, yakınlarınızın cenaze namazına katılmış olduğunuzu düşünüyorum. Ve böyle bir ortamda da, Allahın elçisinin mübarek isminin önüne, Hazret – i koymanın peygamber efendimize İslam dinindeki, inanç ve saygının bir gereği olduğunu, mutlaka duymuş ve öğrenmiş olmanız gerekiyor diye düşünüyorum. Acaba “ Muhammed ” ismini sıradan bir isim gibi kullanmakla neyi kastetmişsiniz? Sorabilir miyim lütfen?
İslam dinine hakaret etmeyi mi? İslam dinin tek ve ahir zaman peygamberine saygısızlık etmeyi mi? Yüzde 98 i Müslüman olan Türk Halkına hakaret etmeyi mi? Bir Müslüman olarak inançlarımızı aşağılamayı mı? Veya şahsınızın bu inançta olmadığını mı? Ya da hiçbiri değil de, başka bir şey mi kastettiniz? Nedir, neyi kastederek bu cümleleri kurdunuz.
Lütfen bunu bizimle paylaşarak kamuoyuna açıklayınız. Aksi taktirde kafamızda şekillenen bir sorunun cevabını buluncaya kadar, ıstırap içinde olacağız.
Bir de diyorlar ki, sözlerinizin televizyon kameraları tarafından kaydedildiğini fark ettiğinizde, bir espri yapmak istemişsiniz.
Ve demişsiniz ki;
“ Ben burada kamera olduğunu bilmiyordum ”
Yani Önder SAV Beyefendi bunu size hiç mi hiç yakıştıramadım. Özrünüz kabahatinizden büyük. Bence siz hemen, hem de şimdi, bütün siyasi görevlerinizden istifa ediniz.
Bu köşeden Sayın CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL ’a, CHP yönetimine sesleniyorum. CHP olarak laiklik anlayışınız bu değilse “ eminim ki değildir. ” Lütfen hemen gereğini yapınız.
Yıllardır CHP olarak meydanlarda söylüyorsunuz. “ Dini ticarete ve siyasete alet edenlerin karşısındayız. ” Eğer bu sözler sizinse, bu sözlere sahip çıkıyorsanız, Önder SAV’ ın yaptığı gaf, laik devletten yana verdiğiniz mücadeleye zarar vermiştir.
Bu sözler bir densizlikten ibarettir. Mademki laiklik anlayışınız bu değil, mademki Önder SAV’ ın sarf ettiği bu talihsiz sözler CHP’nin laiklik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır, lütfen gereğini yapınız.
TV ekranlarına çıkın, Yüzde 98 ‘i Müslüman olan bu ülkeden özür dileyin. Önder SAV’ ı ihraç edin. Ne yaparsanız yapın ama mutlaka bir şey yapınız.
Susmakla, kaçmakla 70 milyonun yüreğinde açılan bu yarayı tedavi edemezsiniz.
Çok hassas bir dönemden geçen ülkemizde, laiklik mücadelesinde en çok zarar veren CHP’li olarak gazetelerden, televizyonlardan kaçan Sayın Önder SAV kaçarak bu ayıbı örtemez. Gerçeklerle yüzleşmekten asla kaçamaz. 70 milyonun önüne çıkıp, devirdiği bu çamdan ötürü özür dilemelidir. Özür dilemekte onurlu bir davranıştır.
Eğer Önder SAV bu özrü dilemezse, bu sorumsuzluğunun, bu halkının değerlerini bilememenin, bilemeyip te üstüne bu değerlerle DALGA GEÇMENİN bedelini, bu halk er ya da geç sandıkta keser.
CHP Genel Başkanı Sayın Deniz BAYKAL’ a ve CHP sayın yönetimine sesleniyorum. Gelin Laik Demokratik bir Hukuk Devleti olan ülkemizde, bir ilke imza atın. Laik Türkiye mücadelesine zarar veren bu yöneticinizi onurlu davranarak, istifa etmediği taktirde, gerekeni siz yapın, partiden ayrılmasını sağlayın.
Yerel ve genel seçimler geliyor. Bu halk bu sözleri unutmayacaktır. Sorumsuzluğunun, duyarsızlığının, haddini bilmezliğinin faturasını bu halk, her zaman sandıkta söylenen sözlerin sahibine veya sahiplerine ödetmiştir. Ödetmeye de devam edecektir.
|
|
|
SAYIN; KADİR TOPBAŞ'A TEŞEKKÜR EDİYORUZ |
|
|
|
Olumsuzlukları, ülkemizin ve İstanbul’ un sorunlarını yazdığımız bu köşemizde, yapılan hizmetleri ülke kalkınmasında, çağdaş ve uygar bir seviyeye gelmemizde, bu ülkeye emeği geçen herkesi de yine köşemizde yazmak boynumuzun borcudur.
Bakırköy özgürlük meydanındaki, olumsuz tabloyu yazdığımın ertesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin özgürlük meydanındaki çalışmalarını görünce çok sevindim. Müthiş bir şeydi bu. Yıllardır Bakırköy’ün sembolü olan özgürlük meydanı, bakımsızlıktan dökülmekte, işporta pazarına dönüşmüş olup, bir çöplük görünümündeydi, bu da Bakırköylüleri oldukça rahatsız ediyordu.
İşte böyle bir ortamda, Büyükşehir Belediyesinin özgürlük meydanını modernize etme çalışmalarına başlaması, Bakırköylüleri oldukça sevindirmiştir. Büyükşehir Belediyesinin bu meydanı daha önceki yazımızda belirttiğimiz gibi, çağdaş ve modern bir görünüme kavuşturacağına yürekten inanıyoruz.
Buradan, yapılan çalışmalardan ötürü Bakırköy ve Bakırköylüler adına, İstanbul adına, Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı KADİR TOPBAŞ’ a teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz. Yerel seçimlerin yaklaştığı bir dönemde, Büyükşehir Belediyesinin yaptığı bu çalışma Bakırköy’e sahip çıkma açısından, Bakırköylüler için oldukça önemlidir.
Sayın KADİR TOPBAŞTAN, ZAMLANAN ELEKTRİK İÇİN DE, BAKIRKÖYLÜLER ADINA BİR DİLEĞİMİZ VAR.
Malum elektriğe Ocak 2008’den bu yana, % 39 luk bir zam geldi. Bu zam evlerde kullanılan elektrik faturalarını oldukça yükseltecektir.
Zira petrol fiyatları rekor üstüne rekor kırmaktadır. Yılbaşından bu yana % 40 değer kazanan ham petrolün fiyatı, geçen hafta yeni bir rekora imza attı. ABD ham petrolün Ağustos kontrat fiyatı 2 dolar birden yükselerek, en büyük zamların rekoru olan 142.26 dolara çıktı. Uluslararası Enerji Ajansı Nabuo Tanaka bu aybaşında Dünyanın ÜÇÜNCÜ BÜYÜK ENERJİ KRİZİNDE olduğunu söyledi ve enerji devrimi çağrısı yaptı.
Ayrıca OPEC başkanı Şekip Celil ‘de yaptığı açıklamalarda, petrol fiyatlarının bu yaz 170 doları geçebileceğini ancak, ABD ile İRAN arasındaki atom programı gerginliğinin tırmanması halinde, petrol fiyatlarının 200 – 300 hatta 400 doları görebileceğini söyledi. Sonuç olarak elektriğe zamlar sürebilir. Bu nedenle de, nasıl ki geçmiş dönemde, İstanbul su tasarrufu yapmaya başladıysa, bu günde elektrik tasarrufu yapmak zorundayız.
Geçen yaz su tasarrufu için İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul için sudan nasıl tasarruf edebiliriz? Sorusuna açıklık ve alternatifler sunan büyük bir resimli şıtandı Bakırköy özgürlük meydanına koymuştu. O şıtand su tasarrufu konusunda pek çok vatandaşımıza yapıcı sonuçlar vermişti.
İste Sayın KADİR TOPBAŞ ’tan tekrar rica ediyoruz. Elektrik tasarrufu için de neler yapılabileceğini gösteren resimli bir şıtandı, meydana koyarlarsa, meydandan her gün gelip geçen milyonlarca insana, bu elektrik tasarrufu şıtandının çok önemli faydaları olacağına inanıyorum.
Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız lütfen! “ ELEKTRİK TASARRUFU ”için de, böyle bir şıtandı hazırlayıp, özgürlük meydanına koyar mısınız?
Buradan, bu köşeden sayın başkana yaptığım bu çağrının, karşılıksız kalmayacağına yürekten inanıyor, Sayın KADİR TOPBAŞ’ a Bakırköylüler ve İstanbullular adına bir kez daha teşekkürlerimi, saygı ve selamlarımı sunuyorum.
Saygılarımla
|
|
|
SAHİPSİZ ÖZGÜRLÜK MEYDANI VE YEREL SEÇİMLER |
|
|
|
 Özgürlük satın alınamayacak kadar pahalıdır demiş bir filozof. Demokrasi deyince de, ilk akla gelen ÖZGÜRLÜKTÜR. İnsanlar için
İşte bu meydan, bu adını, bu kadar güzel bir tanımdan almış. Almış almasına da günde en az bir milyon, hafta sonları 2 3 milyon insanın özgürce üstünde dolaştığı bu meydanın, ne yazık ki, kendisi özgür değil.
Bakırköy Özgürlük Meydanından bahsettiğimi anladınız sanıyorum. Evet, bu gün, Bakırköy Özgürlük Meydanını yazmak istedim.
Bir inşaat, bir şantiye olmamasına rağmen, orda burada moloz yığınları yığılmış kalmış. Kışın açılıp kırılmış Arnavut Kaldırım Taşlarının arası çöp ve sigara izmaritleriyle dolmuş. Biraz ilerleyince tam istasyon girişi hizasına doğru, bu çatlak ve kırıklara dökülüp sıkışan yemek artıkları, 30 dereceye varan yaz sıcağının etkisiyle öylesine kokuyor ki, burnumuzu tıkayarak geçmek zorunda kalıyoruz. Biraz sola doğru döndüğümüzde daha kötü ve müthiş bir koku genzimizi ve bedenimizi tiksindirici bir duyguyla ürpertip geçiyor. Mevcut direklerin boyaları, sıvaları dökülmüş, yerler ve merdivenler harabeye dönmüş, tam bir terkedilmişlik. Çevre kirliliği hat safhada, yerlerde hijyenden eser yok. Sıcaklar böyle giderse, kokuların daha çok artıp, yerlerin hastalık saçacak duruma gelmesi dahi düşünülebilir. Ya da ileriki safhada bu meydan işporta pazarı veya taze meyve pazarı gibi, sıfatlar alabilir. Ama bunları asla düşünmek bile istemiyorum.
Bakırköy gibi gündüzleri nüfusu 3 milyona çıkan, çağdaş modern bir ilçenin tam göbeğindeki bu meydanın sorumlusu kim? Dergisini Gazetesini tanıtıp, satan bu meydana geliyor. Siyasiler stand ve afişlerini buraya dikip, asıyor. Toplumsal ve sosyal tüm çağrılar, faaliyetler bu meydandan seslendiriliyor. Önüne gelen, ihtiyacı olan her kurum, kuruluş bu meydanı tepe, tepe kullanıyor. Büyükşehir Belediyesi meydanın müdavimlerinden. Bakırköy Belediyesi, tanıtım ilanları, Siyası - Sosyal faaliyetleriyle, afişleri ve stantlarıyla her gün özgürlük meydanında.
Şimdi buradan, önce Bakırköylü vatandaşlarımın adına, sonrada tüm İstanbul adına soruyorum: BU MEYDANIN SORUMLUSU KİM ? Kullanırken tepe tepe kullanıyorsunuz. Ama bakıma gelince, bu meydana çivi çakmaya gelince, Kimse yok ! Hepimizin ortak malı olan Bakırköy’ün göbeği, İstanbul Avrupa yakasının önemli bir meydanı olan, kamuya mal olmuş, özgürlük meydanına lütfen sahip çıkalım. Ve ey bu meydanı kullanan, Bakırköy’den, Bakırköylülerden, İstanbullulardan, oy almış seçilmişler, size sesleniyorum. Artık bu meydanı adına yakışır bir şekilde restore edip, yenilemeliyiz.
Yerel seçimler gün sayıyor, siyasi partiler en güzel tanıtımlarını bu meydandan yapacak, siyasi partilerin adayları en ateşli nutuklarını bu meydanda söyleyecek. Ama kim kazanacak biliyor musunuz? Bugünden bu meydanı Bakırköy’e, Bakırköylülere özgürlüğe yakışır şekilde restore edebilen, özgürlüğün bir başka simgesi kırmızı karanfilleri, bu meydandan geçen, geçecek olan milyonlarca insana, kadına, erkeğe, çocuğa Bak işte İstanbul’a, Bakırköy’e, insanlarımıza, size yakışır bir meydan yaptım diyerek, gülümseyecek, verebilen, verebilecek olan, siyasi irade kazanacaktır. Eminim, inanıyorum, inancım tamdır.
Çevre kirliliği olmayan, özgür ve özgürlüğe yakışan, bir özgürlük meydanı dileğiyle, tüm Bakırköylülere ve Bakırköy’de yaşayanlara saygılarımı sunarım.
Saygılarımla |
|
|
O GÜN BAKANDI... BUGÜN BELEDİYE BAŞKANI!.. |
|
|
|
Ne acı bir gerçektir ki, tekerrür eden tarih gelişen ülkemizi, en önemlisi sağlığımızı bu çarpık anlayışa “ Siyasi Şov’a ” kurban etmektedir.
Aksaray’dan gelen ilk haberler, binlerce kişinin hastanelere ishal, bulantı ve kusma şikayetiyle akın ettiğini belirtiyordu. Aksaray’daki bu vakaların hemen arkasından, Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinden de, benzer şikayetlerle vatandaşların hastanelere başvurduğu haberleri gelmeye başladı. Bir telaştır başlamıştı. TV ler de, gazetelerde bir anda gündem değişmiş herkes bu konu üzerine yoğunlaşmıştı. TV ekranlarında bir sürü uzman boy gösteriyor, bol, bol ahkam kesiyordu. Medyada uzmandan geçilmiyordu. Bir sürü sebep sıralanıyordu ama asıl sebebin ne olduğu henüz tam net değildi.
İşte bu sırada bazı uzmanlar, bu kadar çok vatandaşın, sayıları on binleri bulan hastaların, bulantı, ishal ve kusma şikayetlerinin olsa, olsa içme suyundan kaynaklanacağını söylediler. Tespit doğruydu. Öyle ya yaşamımızın olmazsa olmazlardan biride “ SU ” idi. Bu kadar insanın hastalanması içme suyunun dışında başka bir şeyden olabilir miydi ? Vay sen misin bunu diyen !.... Belediye Başkan Vekili ÖZDİL hemen kameraların karşısına geçmiş, elindeki bardağa su doldurup, doldurup içerek şovunu yapmaya başlamıştı. Ve tarih tekerrür ediyor;
“ İşte içiyorum, sizde için ” diyerek, Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cavit Aral’ı hatırlatmıştı.
Ve ne acıdır ki, bu şovla vatandaşı yanlış yönlendiren Belediye Başkanı vakaların artmasına, hasta sayısının on binlere ulaşmasına sebep olmuştu.
Yıllar önce o zamanın Sanayi ve Ticaret Bakanı Cavit Aral’da, Çernobil faciasının Karadeniz’i etkilemediğini göstermek için, yine kameraların karşısına geçip çay içmişti.
Ve SU şebekesine KANALİZASYON karışmış. Evet, Belediye Başkan Yardımcısı Sadi ÖZDİL’ in şebeke suyundan bardakla su içerek, suyumuz temiz diye şov yaptığı Aksaray’daki, salgın hastalığın nedeninin, içme suyu şebekesine, kanalizasyon karışması olduğu anlaşılmıştır.
Bu önemli açıklamayı Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Seracettin ÇOM yapmıştı. Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ’ da “ Aksaray’da, 4 Mayısta su şebekelerinde tamirat yapılmış ve bir hafta sonra ishal salgını görülmüş ” açıklaması yaptı.
Heyette bulunan Ankara Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Şefi Doç Dr. Hürrem BODUR da, salgına “ Norovirüs” ün neden olduğunu, kanalizasyon şebekesinin kısa bir sürede içme suyuna karışmasından aynı anda çok kişiye bu virüs bulaşmış, şeklinde açıklama yaptı.
Ne yazık ki, şovun gafı devam ediyordu. Bu kez de Aksaray Belediye Başkanı Nevzat Balta bunca bilimsel bulgu ve tespitlere tepki gösterip, “ Sağlık Bakanlığının yaptığı açıklamayı kabul etmiyorum ” deyip, midesi karışan vatandaşımızın kafasını da karıştırmayı becerdi doğrusu.
Bu şovlar olmasaydı, belkide hasta sayıları Aksaray’da 10 bine, Konya’da 5 bine ulaşmayacaktı.
Sağlığımızla oynayan, sağlığımızı hiçe sayıp kameralar karşısında şov yapan herkesi kınıyorum. Bu suçu işleyenlerin Türkiye Cumhuriyetinin Bağımsız Yargısının önünde bu sorumsuzluklarının hesabını vereceklerine inanıyorum.
Gazetemizin kıvılcım köşesinden, AKSARAY – ŞEREFLİ KOÇHİSAR ve KONYADAKİ tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun der, acil şifalar diler, birilerine de
“ GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM ” sözünü hatırlatır. Tarihin bu tablosu bir daha tekerrür etmez inşallah dileklerimle, saygılarımı sunarım.
|
|
|
Anneler gününde "vahşet" asla milletimizin bir yaşam tarzı olamaz |
|
|
|
700 yıllık şerefle, şanla, sanatla, insanlık örnekleriyle
dolu olan kültürel tarihi bir zenginliğe sahip
geçmişimiz, 20. yüzyılda toplumsal yaralar almaya başladı.
Nereye gidiyoruz ? Büyüklerin küçükleri sevdiği, küçüklerin
büyükleri saydığı, Zenginlerin
yoksullara yardım ettiği, örnek meziyetlere sahip olan, tüm bu özellikler
genlerinde var olan, Müslüman Türk
Milleti bu yozlaşmayı, yaşanan vahşetleri, kaldırabilir mi ?
Neden mi bahsediyorum; “ SON BİR AYDA YAŞANAN BEŞİNCİ ANNE
CİNAYETİNDEN ” Elini öpüp, hayır duasını aldığımız, büyüdüğümüzde baş tacı
yaptığımız ANNELERİMİZİ boğazlamaya başladık.
Son bir ayda Mersin, Ankara, Konya ve Bursa’ da yaşanan
çocukları tarafından katledilen talihsiz annelere 5. si eklendi.
İlk katliam 21. Martta Mersinde yaşandı. 42 yaşındaki Durdu
YAŞAR, 71 yaşındaki yatalak annesi
Gülkız YAŞAR’ ı acı çekiyor diye,
boğazını keserek öldürdü.
24. Martta Ankara da yaşayan, annesi ve babası ayrı
olan, hem de hukuk öğrencisi 21 yaşındaki
“ Başak AYDINTUĞ ” annesi Prof. Dr. Olcay TİRYAKİ’ nin boğazını
keserek öldürdü.
Bu cinayetten sadece bir gün sonra, Konya’ da yaşayan 33
yaşındaki Benal SÖNMEZ, 64 yaşında olan
annesi Sebahat GÜLBEYAZ ’ı bıçaklayarak öldürdü. Vahşete bakın, öldürdükten
sonra kafasını, kollarını ve bileklerini keserek cesedini parçalamış, ben
bunları yazarken bile ürperiyorum. Seni doğurup Dünyaya getiren, seni besleyip
büyüten, sana ninniler söyleyen, sacını okşayan o güzel ellere nasıl kıydın ?
nasıl kesip parçalayabildin. Tıpkı bir vahşetin korkunç film kareleri gibi.
Ve 4. Vahşet Bursa
da yaşandı. 03.NİSAN. 2008 Bursa’ da,
psikolojik tedavi gören 25 yaşındaki Sunay YILDIZ annesini tam 12 bıçak
darbesiyle öldürüp, ablasını da yaralıyor.
5. Vahşet yine Bursa da ama ne vahşet , vahşetin sebebi
cinayetten daha da korkunç. Bursa’ daki Fatma ÇAKIR, 2 yıl önce kocasından
boşanmış. Birisi erkek olan 4 çocuğu ile, Bursa da Alemdar Mahallesine taşınıp
ev kiralamış, Fatma ÇAKIR eşinden ayrılmış, 4 çocuğuna bakmak için çalışıyor
didiniyor, onlara kol kanat geriyor. Gecesini gündüzüne katıp, annelik görevini
özveriyle yapmaya çalışıyor. Bir kızı var “ Zeynep Dayı ” Zeynep İzmir İlahiyat Fakültesinde okurken,
3. sınıfta bazı psikolojik nedenlerle okulu terk eder, annesinin yanında
yaşamaya başlayan Zeynep Dayı, bir gün annesine, ---- Beni neden evlendirmiyorsun ? diye
çıkışır. Tartışma sonunda da,
annesine ---- “ KISMETİME MANİ OLUYORSUN ” diye bağırarak
annesini bıçaklar.
57 yaşındaki talihsiz anne Fatma Çakır, evde karnına
yediği bıçak darbesinden sonra, kızının
bıçak darbelerinden kurtulmak için, kendisini dışarıya atar. Atar ama nafile,
koklayıp büyüttüğü, yemeyip yedirdiği, içmeyip içirdiği, uyurken başını
okşadığı, üstünü örttüğü kızı ZEYNEP
Azrailli olmuş peşindeydi.
Ve Zeynep annesi Fatma Çakır’ı merdivenlerde yakalayıp, tam 19 kez annesini bıçaklıyor. Evet tam 19 defa sebep ?
kısmetime mani oluyorsun……..
Sevgili okurlarım vahşete bakın. Elini öptüğümüz, cennet
ayaklarının altındadır dediğimiz, ayaklarını bile duraksamadan öpmemiz
gerektiğine inandığım o ak saçlı nur yüzlü annelerimizi boğazladığımıza inanmak
istemiyorum. Ama ne acıdır ki, bunlar
maalesef gerçek.
VE BİR VAHŞET DAHA !....
“ BURSADA ALKOLLÜ
ZORBALAR, GECE 94 YAŞINDAKİ
KADININ CAMINI KIRIP, EVİNE
GİRDİLER. 94 YAŞINDAKİ KADINA ZORLA TECAVÜZE KALKTILAR ”
Biz nereye gidiyoruz ? Nasıl bu günlere geldik. Bunu hep beraber sorgulamamız gerekiyor. Sorgulayacağız sebebini bulacağız, ve yeniden
özümüze , kültürümüze, saygı ve sevginin hakim olduğu toplumsal yapımıza döneceğiz. Bunun için herkese görev
düşüyor. Başta Anne ve Babalara,
Medyaya, Milli Eğitim Camiasına ve Devletimize.
Lütfen görsel medya
TV ler, şiddet içerikli filmleri kaldırsın. Öğretmenler, Anne ve Babalar
çocuklara şiddet uygulamasın. Sokakta, trafikte birbirimize saygılı
olalım. Ve devlet tüm bunları hakkıyla
denetlesin.
Ve bizler, çocuklarımız, yeni yetişen nesil gençlerimiz, sadece bayramlarda değil, her gün evden çıkarken, o ak saçlı nur yüzlü
annelerimizin ellerini öpelim. Hep birlikte oturup, bu vahşeti lütfen
sorgulayalım.
Hunharca boğazlanan ANNELERDEN toplumumuz adına, Milletimiz
adına, özür diliyorum. Eli öpülesi
saygıdeğer tüm ANNELERE
saygılarımı sevgilerimi sunuyor,
ellerinden öpüyorum.
A. Ali Salmanoğlu
|
|
|