BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar arrow Arif Verimli
Sonbahar depresyonuna dikkat PDF Yazdır E-posta

ImageDepresyon çok ciddi bir psikiyatrik rahatsızlık olup, beyin kimyasının değişmesiyle ilgili yaşanan birtakım davranış değişikliklerine yol açan tedavi edilebilir bir beyin hastalığıdır.
Cinsel istek azalması, sıkıntılı, çaresiz, neşesiz ve sinirli tavırlar, uykusuzluk çekme, yorgun ve bitkin uyanma, davranışlarda yavaşlama, geçmişe dönük pişmanlık duygusu, suçluluk duygusu, son derece bitkinlik ve yaşama dair isteksizlik duyma, iştahın kesilmesi ya da artması, hayattan zevk almama, kendini mutsuz, işe yaramaz ve değersiz hissetme gibi bir takım belirtileri olan depresyonun yaşam boyu bir bireyde görülme şansı % 20 olup, dünya genelinde de en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan bir tanesidir.
Sıcak, tasasız yaz günlerinin geride kaldığı, sararan ağaçların yapraklarının yerlere döküldüğü, puslu, kararsız ve kapalı gökyüzünün ortaya çıktığı sonbaharda, depresyon görülme sıklığı diğer mevsimlere göre % 60 artmıştır.
2003 yılında "depresyon" tanısıyla tedavi ettiğim hastalarımın % 60'ının sonbahar mevsiminde belirtiler göstermeye başlayarak, depresyonu en yoğun sonbaharda yaşadıklarını izledim. Bu oran 2002 yılında % 65 olarak görülüyordu.
Depresyon tedavi edilebilir ve tedaviye olumlu cevap veren bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Depresyon tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi olmak üzere iki ana yöntem kullanılır. Hastaların teşhisten sonra en az 6 ay ilaç kullanımına devam etmeleri tedaviyi olumlu sonuçlandırır.
Son olarak ise eklemek istediğim; depresyon ve mutsuzluk kavramları toplumumuzda birbirine çok karıştırılmaktadır. Ancak kesinlikle çok farklıdırlar. Depresyon kendi kendine tedavi edilemez, mutlaka uzman yardımı alınmalıdır.
 

 
Çocuk Yetiştirirken Anne ve Babalar Neler Yapmalı, Nelere Dikkat Etmeli? PDF Yazdır E-posta
ARİF VERİMLİ
Arif VERİMLİ
Günümüz, çocuklarımızın her türlü bilgi bombardımanı altında kaldığı iletilerle dolu bir gün. 1990'lar sonrası artan kitle iletişim araçları ile globalizmin etkileri çocuk gelişiminde hem olumlu hem olumsuz bir takım sonuçlar doğurmaktadır. Burada anne ve babalara düşen internet dahil tüm kitle iletişim araçlarının olumlu etkilerini maksimum düzeye çıkarmak, olumsuz etkilerini ise minimum düzeye indirmektir.

Globalizm dediğimiz olgu; insani, dinsel ve ahlaki değerleri dişli çarkların içerisinde ezmekte, hem fiziksel hem de ruhsal olarak gelişmemiş çocuklarımızı toptan ezip geçmektedir. Hiçbir şeyden tatmin olmayan, kısa yoldan ve emeksiz başarılı olmayı hayal eden, sapık ahlaki ve dini akımların ( satanizm gibi), alkol ve uyuşturucunun, yoz bir şöhretin peşinden koşan çocuk ruhları oluşabilmektedir.

 Her doğan çocuk önce kendi ailesinin, sonra eğitim ve sosyal çevresinin modellendirmesiyle kişilik gelişimini tamamlar, çocuklarımızın beyin bilgisayarlarına hangi programı yüklersek beyinleri o şekilde işlem üretirler. Yani çocuk yetiştirirken anne-babalar ne ekerlerse onu biçerler. Özellikle 5- 15 yaş arasında onları televizyonun, internetin ve yalnızlığın pençesine bırakırsak geleceğin suç potansiyeli yüksek, terör, uyuşturucu, mafya çetelerinin içerisinde odaklanmış, kişilik gelişimini sağlıklı tamamlamamış, ruhsal hastalıkları nükseden evlatlar yetiştirir ve bir daha da bunun önünü alamayız.

Çocuklarımız madem bizim geleceğimizse işte onları yetiştirirken dikkat etmemiz için bazı tavsiyeler:

 

    * Çocuklarınıza dokunun, sarılın, onları öpün ve sevginizi fiziksel olarak gösterin
    * Çok zaman onların yanında faydanız olmadan oturacağınıza, faydalı birkaç saat geçirin
    * Sorunlarını önemseyin, mantıksız da olsa fikirlerini küçümsemeyin
    * Evle ilgili bir değişiklik yapacaksanız onun da fikrini alın
    * Sohbet edin, derslerine yardımcı olun
    * İyi davranışa ödül, kötü davranışa eğitim verin
    * Öfkenizi bile yumuşak sözlerle anlatın
    * Çocuklarınızın yanında tartışmayın, başkalarının dedikodusunu yapmayın, onu başkalarıyla kıyaslamayın
    * Öğretmek istediğinizi lafla değil, davranışla gösterin
    * Zorlamayın, sıkmayın, boğmayın, onun kişiliğini zorla değiştirmeye çalışmayın, sabırla ve emekle onu kazanabilirsiniz
    * Endişeli, aşırı korumacı ve kaygılı davranmayın, ona sorumluluklar da verin
    * Arkadaşlarını tanıyın, arkadaşlarının aileleriyle tanışın
    * Sanat ve spor faaliyetlerinden uzak tutmayın
    * İlahi, tasavvuf müziği, klasik müzik gibi ruha terapi yapan müzikleri daha bebekken kulağına aşina hale getirin
    * Siz bir modelsiniz önce kendi eksiklerinizi eleştirin
    * Hayatta her şeyin maddiyat olmadığını öğretin ve hatta ezberletin
    * Şov dünyasını yansıtan programlardan uzak tutun, kimseye özenmesin,
    * Kitle iletişim araçlarını beraber kullanın

 
 
"SPOR VE ŞİDDET" PDF Yazdır E-posta

Image     Bilinçaltında aşağılık kompleksi yaşayan kişiler bir yeteneklerini geliştirerek aşağılık kompleksini aşmaya çalışırlar. Bu basit örnekte olduğu gibi bu psikolojik savunma mekanizmasına yüceltme mekanizması denir. Spor ve rekabet aslında bilinçaltındaki şiddet eğilimlerini kapatıcı bir yüceltme mekanizması olarak davranışlarda yer alır.

     Tarihte iki ordunun karşılıklı olarak çarpışması yerine seçilmiş iki dövüşçünün kavgası sonucu belli eder. İşte spor temelde saldırganlık şiddet ve rekabet dürtülerinin bir defansı olup kökünü şiddet ve saldırganlıktan alan ama onu gizleyen olumlu hale getirip sunan kabul edilebilir bir yüz kazandıran psikolojik bir mekanizmayı kullanır. Ayrıca özellikle birey anlamında benlik sayısı düşük kendisini geliştirmemiş ya da toplumun gelişme koşulları sunmadığı bireyler taraftarlık kimliği altında bir değer kazanırlar. "kendisi için hiçbir şey olan olmayan biri bir Galatasaray taraftarıysa ve Galatasaray o yıl şampiyonsa şampiyon Galatasaray' ın taraftarı olarak  kendini önemli hisseder."  Bu yüzden kişi önemsiz yenilgileri bile kendine atfederek öfkelenir, sinirlenir, önemini yitirmesine yol açacak olan karşı takımı yıkar geçer. Futboldaki şiddetin en temel sebebi budur.

     Spor aktivitelerini izleme bu kökünden başkalaşarak kitlelerin izlemekten keyif aldığı rahatladığı bir aktivite ve endüstri halini aldı. Bu yüzden maça gelen taraftar kafasında günlerin gerginliğini ve endüstri toplumunun yorgunluğunu da yanında getirir.  Sporun bu rahatlatıcı tarafıyla stad kapısından girildiği an birikimlerini boşaltmaya hazırdır taraftarlar.  Stad kapısından girince toplumsal değerleri ifade eden otokontrolü yani el frenlerini dışarıda bırakıyorlar.

 
Çok Takıntılı ve Evhamlı Bir Millet Olduk! PDF Yazdır E-posta
ARİF VERİMLİ OBSESSİF- KOMPULSİF BOZUKLUKLAR TÜRKİYE'DE ÇOK YAYGI

PEKİ, NEDİR OBSESSİF- BOZUKLUKLAR?

Evinizi, anahtarlarınızı, ütünüzü, prizlerini, arabanızı, yemek ocağını, pencerelerinizi, yatak altlarını, musluklarınızı, gün içerisinde defalarca kontrol edip asla emin olamıyor musunuz? Kendinizi sürekli kirli hissedip aşırı bir şekilde ellerinizi su ve sabunla yıkıyor (günde 30–35 kez), abdest alırken asla aldığınız abdestten tatmin olmuyor ve defalarca mı tekrarlıyorsunuz? Aklınıza takılan, zihninizden elinizde olmaksızın sürekli geçen, aşırı rahatsız eden ve kendi çabanızla uzaklaştıramadığınız bir takım gerçek ve ahlak dışı fikirlerle mi yaşıyorsunuz? Aşırı evhamlı, ters, olumsuz fikirler yürüten biri misiniz? Aşırı batıl  ve takıntılı bir şekilde bir takım objeleri uğur sayıp, otomobil plakalarından kelimeler mi üretiyorsunuz? Sayıların anlamlarına takıp tek veya çift olarak uğur getirdiğine inanıp aşırı batıl takıntılarla baş edemiyor musunuz? O halde Obsessif -Kompulsif  bozuklukla karşı karşıyasınız.


Obsessif- Kompulsif bozukluklar çok ciddi bir Psikiyatrik rahatsızlıktır. Toplumlarda görülme oranı % 3-5 tir. Bu oran ülkemizde % 5–7 gibidir.  Obsessif- Kompulsif  bozukluklar kesinlikle bir hekim kontrolünde, ilaç ve psikoterapiyle tedavi edilmelidir. 2002 senesinde Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Ayaktan Tedavi Ünitesine Başvuran ve tedavileri başarıyla tamamlanan 9000 hasta içerisinde Obsessif- Kompulsif  Bozukluk teşhisiyle tedavi gören 150 hastanın demografik özelliklerine baktığımızda başvuruların en çok İstanbul'dan yapıldığı ( %85 ) , en çok ev hanımlarının bu tedaviyi gördüğünü ( %70 ) saptamış bulunmaktayız.

Obsessif- Kompulsif bozukluklar mutlaka bir Psikiyatrist tarafından teşhis edilmeli, ilaç tedavisi başlamalı ve sorunun kaynağı bilimsel olarak belirlenmelidir. Takıntı ve evhamlar hafife alınmamalı ve toplum tarafından da tanınmalıdır. Çünkü ciddi bir Psikiyatrik rahatsızlıktır. Hasta tedaviye genellikle olumlu cevap verir.
 
SOKAK ÇOCUKLARI ÜZERİNE PDF Yazdır E-posta

ImageSokak çocukları suçlu mu madur mu? Tecrit edilmeli mi? Sokak çocukları bizce madur. Her gece hangi sokaktan hangi çocuğun kaçırılarak hangi ormana götürüldüğünü ve burada hangi organının alınarak organ mafyası tarafından nereye gömüldüğünü ve ya hangi denize atıldığını; her gece hangi sokaktan hangi sokak çocuğunun kaçırılarak cinsel istismar aracı olarak kullanıldığını; her gece hangi sokaktan kaçırılarak kapkaç mafyasına üye yapıldığını biliyor muyuz?

Farkında mısınız son yıllarda en çok gündeme gelen toplumsal sorunlardan bir tanesi "sokak çocukları" diye kolay bir tabirle tanımlanan sorundur.    Bu çocuklar kendi istekleriyle bu hale gelmediler. Sokaklara hayatın acımasız tekmesini yiyerek daha hayatın ne olduğunu bilmeden atılıyorlar. Ya çalıştırılmak için ya dilendirilmek için ya da ailesi içerisinde şiddete maruz kaldıkları için sokaklarda yaşamaya mecbur bırakılmış zavallı çocuk yüzleridir onlar. Sokaklarda da onları her türlü acımasızlık çepeçevre sarmalıyor. Fiziksel şiddet, dayak aşağılama, cinsel taciz, uçucu madde bağımlılığı (tiner, bali,hap.) . Birkaç yazı halinde bu sorunu bugünü ve çözüm yollarıyla tartışmak istiyorum

Sokakta çalıştırılan çocukların % 12.26'sını 13-15 yaş arası çocukların oluşturduğunu ve her 100 sokak çocuğundan 40'ının evde fiziksel ve cinsel şiddet gördüğü için sokaklarda yaşamayı tercih ettiğini, 3-7 yaş sokak çocuklarının çok düşük ekonomik gelirli evlerden çıktıklarını, sokak çocukları üzerine yapılan bir araştırmaya göre: aile içi şiddet gören çocukların %30'unda anne veya babanın üvey olduğunu, %85'inin sigara, %65'inin bali, tiner, hap, esrar gibi uyarıcı madde kullandığını, %41'i nin sokak çetelerine katıldığını, %82'sinin kesici delici yaralayıcı alet taşıdığını, %43'ünün fiziksel %54'ünün cinsel ve duygusal şiddet gördüğünü biliyor muydunuz?

Eğer bilmiyor ve sokak köpeklerine verdiğiniz değeri bu çocuklara vermiyorsanız bence bir an önce bu konuda duyarlaşmalısınız. Çünkü gün geçtikçe sayılarının artması özellikle büyük kentlerde çok daha büyük toplumsal sorunlara yol açacaktır.

Konuya durumun hassasiyetinden bahsederek ve bazı oranlar vererek bir giriş yapmak istedim. Unutmayınız ki onlar çocuk. Onların saldırganlıkları kişiliklerinden değil, toplumun onlara nefret dolu bakışından oluşuyor. Onlara sevgiyle, şevkatle yaklaşarak ve duyarlılıkla davranmak bence atılacak en doğru ilk adım olacaktır. Daha sonra ise sorunu asla örtmeden, tüm gerçekliğiyle toplumun tüm kesimlerinin tartışması ve çözüm yollarının aranması bence bir insanlık vazifesidir

Hele de bu soğuk kış günlerinde bizim çocuklarımız sıcacık evlerde huzur içerisinde yaşarken onlar sokakların tüm acımasızlığıyla yaşıyorlar. Lütfen bunu görmezden gelmeyelim.