BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar arrow Necati Özdemir
Türkiye kimin ülkesi? PDF Yazdır E-posta

ImageAldık başımızı gidiyoruz. “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” deyişindeki gibi. Anayasa Mahkemesi, halkın iki dönem üst üste çoğunlukla seçtiği hükümeti oluşturan siyasi partiyi “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” kabul ediyor.  Öyleyse niye kapatılmadı?

Kapatılamadı? 

Kararın anlaşılır tercümesi şu; Bak Erdoğan, millet seni seçmiş, başbakan yapmış olabilir. Ancak bu ülkede öyle din- min lafları etme. Ülkenin temel siyasi ve sosyal sorunlarına müdahale etme. Vatandaşların kılık kıyafetini biz belirleriz. Sen karışamazsın 

Ha, bir de sivil anaya hazırlığı yapıyorsun Türkiye"nin sivilleşeceğini söylüyorsun. Bu iş o kadar kolay değil. Ateşle oynama. 

Şimdi paranı alıyoruz, devam edersen canını da alırız.  

Sen, Anayasada yazılı olan “anayasa değişiklikleri sadece şekil, usul yönünden denetlenebilir” hükmüne de takılma. Biz her şeyi düzenleriz. Eğer yeni bir Anayasa yapılacak ise, onu da biz yaparız. 

Hani “Egemenlik kayıtsız şartsız milletin”di?

Bizler de gerçekten inanmıştık. Ne kadar salakmışız meğer. 

Her gün her şehirde, insanları hunharca katleden, gasp eden, tecavüz eden, haraca bağlayan çeteler ortaya çıkarılıyor.

Öte yandan Cumhuriyet tarihinin en büyük çete davası yargılaması başladı. 

Bu dava ilginç şeyler ortaya çıkardı. Yıllardır sıkı bir komünist olarak bilinen siyasi lider Perinçek, bu davada sanık. Solcu olarak bilinen ana muhalefet lideri Baykal davanın ve sanıkların genel avukatı olmuş. 

Ülkeyi kırk yıl yöneten ve  ülkenin  sağcı lideri olarak bilinen Demirel ve yakın arkadaşı Cindoruk davaya “fasa fiso” diyorlar. 

Davada yargılanan sanıkların her birisi ayrı siyasi kişilikler. Biz saftirikler de neler düşündük, kimlere inandık yıllarca. Hakikaten salakmışız be. 

Kürtler, dağlarda yada yüksek yerlerde yaşayan Türklermiş. Kürtçe de,  Türkçenin bozulmuş bir lehçesi imiş. Yüksek yerlere yağan karın donmuş haline kartık, Kürtük denilirmiş. Bu sebeple de, yüksek yerlerde yaşayan bu kardeşlerimize kürt denilirmiş .

Bu sebeple, sınırlarımız içerisinde Türkten başka kimse yoktu, olamazdı. Türkiye Türklerindi. 

Ama gördük ve anladık ki; bu insanların ayrı bir ırkı ve ayrı bir dilleri varmış. Türkiye Cumhuriyetini de canlarıyla başlarıyla Türklerle beraber kurmuşlar. 

Nasıl da inandık yıllarca saçma sapan uydurma dayatmalara. Salak mıyız, değil miyiz? 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsalar bile,

Kürtler sakıncalı mı? Evet

Fethullah Gülen"i sevenler sakıncalı mı? Evet 

Herhangi bir tarikat yada dergaha bağlı olanlar sakıncalı mı? Evet

Dindar olan valiler sakıncalı mı? Evet 

Dindar hakim-savcılar sakıncalı mı? Evet

Başını örten sakıncalı mı? Evet 

Marksistler-Komünistler sakıncalı mı? Evet

Aleviler sakıncalı mı? Evet 

Azınlıklar sakıncalı mı? Evet

Ülkücüler sakıncalı mı? Evet 

Bir kısmının aidiyetini belirttiğim bu katagoriyi sayılandırın. Geriye sakıncalı olmayan kaç kişi kaldı dersiniz. 

“Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.” 

Hadi sıkıysa değiştirin anayasayı. 

Nasıl inandık yıllarca, temiz duygularımızla ve umutla. 

Ne salaklık ki sormayın...
 

 
Ne Oldu, Gerçekten? PDF Yazdır E-posta

Necati ÖZDEMİR
Necati ÖZDEMİR
Vaktin birinde, ağa ve gulam ‘ı (hizmetkâr) bir beldeye gitmek üzere yola çıkarlar. Ağa eşşeğin üstünde oturmakta, gulam da yaya olarak, yanında yürümektedir. Yol taşlık, dikenli çetin bir yoldur. Güneş ısınmaya ve kavurmaya başlamıştır.

Gulam yalvarmaya başlar;  “ağam kurban olayım biraz dinlenelim”. Ağa dinlemez. Gulamın yürüyecek dermanı kalmamıştır. Ağlayarak ağanın ayağına yapışır.  “Ağam bo…nu yiyeyim, ya  biraz dinlenelim ya da sen biraz yürü”.

Gulamın çilesinden ve yakarışından şeytani keyifler alan ağa birdenbire sorar;

-    Ne diyorsun sen?
-    Bo…nu ağam , bo..nu yiyeyim.
-    Essahtan yen  mi ulan?
-    Yerim ağam vallahi de yerim billahi de yerim.
-    Yersen seni eşeğe bindirim he.
-    Yerim ağam.

Ağa bu. İner ve bağırsaklarını boşaltıp, gulama seslenir.

-    De hadi ye bakim

Çare kalmamıştır. Gulam bir avuç alır ve ağzına atar. Kendisine hizmet etmekten bitap düşmüş hizmetkârına, zulüm etmekten utanmayan ağanın keyfine diyecek yoktur.

-    Aferin len. Gel hadi gel bin şu eşeğe acık,

der ve eşşekten iner gulam biner. Fırsat geçmiştir gulamın eline ve bir daha inmez eşşekten.

Ağa başlar yalvarmaya. Koca gövdeyi taşımakta zorlanan ayaklar hareket edemez olmuştur. Tüm yalvarmaları, tehditleri boşunadır.

-    Ulan gulam sen benim kötü sözüme bakma. Bilirsin ben seni çok severim.

Gulam da tık yoktur.

-    Güzel gulamım bak etme, bo… nu yiyim etme.
-    Ne? Diyerek sorar gulam
-    Bo…nu yiyim canımın içi.
-    Yen mi?
-    Yerim.

Sıra ağadadır. Gulam içini boşaltır. Ağa pençele,r atar ağzına. Tekrar değişmişlerdir. Gulam yaya, ağa eşşek üzerindedir. Çok geçmeden amaçladıkları köye ulaşırlar.

    Gulam ağaya seslenir.

-    Ağa sana bir şey sorim mi?
-    Sor, der ağa
-    Ağa yav, biz evden çıktığımızda sen eşşekte ben yaya idim.
-    Eee
-    Aha geleceğimiz köye ulaştık, sen gene eşşektesin ben gene yayayım.
-    Eee ne var bunda?
-    Eee si var mı ağam, durum gene aynıysa, biz bu boku niye yedik?

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. (T.C Anayasası Md.2)
 

 
TÜRKİYE'NİN Yenilenme İhtiyacı PDF Yazdır E-posta
Türkiye‘nin geldiği noktayı nasıl tanımlamalıyız. Ülkenin kaderinden sorumlu temel kurumlar adeta birbirine girmiş durumdalar.

TBMM, TSK, Hükümet, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, muhalefet, üniversite cephesinin her birinden ayrı bir ses çıkmakta. Halk bu didişmeyi endişe içinde seyrediyor.

Ülke dar bir alana sıkışmış, yarınlarından ümidini kaybetmiş durumda. Laiklik sarmalına dolanmış sürekli kan kaybediyoruz. Adeta, acil serviste yatan ve ölümle pençeleşen  hastanın tedavisinden sorumlu doktorlar, kavgaya tutuşmuş gibiyiz. Doktorların kavgası sırasında hasta  ölüyor ama doktorların hastanın durumunu görecek halleri yok.

Bu didişme doğal olarak halkı kutuplaştırmakta.

Sonuç ortada. Dünyanın mutluluk sıralamasında 75., gelişmişlik sıralamasında 80., eğitim sıralamasında 85. sırasındayız. Toplumsal erdemlerimizi hızla kaybediyoruz. Birbirimize güvenmiyoruz. Çalışanları aylık 600--1.600 YTL aralığında maaşa mahkum etmişiz. Kurumlar güvenirliliğini yitirmiş. Otuz yıldır terörle mücadelede bir iğne boyu yol katedememişiz. Kendimizden olmayana hayat hakkı tanımıyoruz.

Bir milletin geleceğini ihtilal anayasasına bırakmış, bunun etrafında kavga ediyoruz.

Ben bu kavgaya inanmıyorum. Bu kavga benim kavgam değil.

Bir an için tüm saplantılarımızdan kurtulup düşünelim. Ülkemizde bulunan tüm insanların mevcut haliyle tam dindar (hangi dine inanıyorsa) olduğunu varsayalım. Yada tam tersi herkesin dinden uzak (laik) olduğunu kabul edelim. Kadınlarımızın hepsi çarşaflı yada hiç kapalı olmadığını kabul edelim.

Ne çıkar sevgili okurlar. Allah aşkına söyleyin ne çıkar. Bu cehalet, bu fukaralık içinde ne değişir. Yukarıda sıraladığım sorunların hangisi çözülür.

Fukaralığa ve cehalete düçar olmuş bir toplumda açık olsa, kapalı olsa, sağcı olsa, solcu olsa ne fark eder?

Ne Atatürkçüyüm diyenler, ne laikim diyenler, ne dindarım diyenler ne de demokratım diyenler samimi değil. Çünkü bu kavramların içinde sevgi var. İnansalar birbirlerine önce insan gibi bakarlar.

Bunların hepsine soruyorum. Ne yaptınız? Mustafa Kemal ‘den sonra hanginiz ne yaptınız? Ülkeyi getirdiğiniz nokta ortada. Hangi yüzle, neyin kavgasını yapıyorsunuz?

Sevgili okurlar her şeye rağmen ben ümidimi kaybetmedim. Sizde kaybetmeyiniz. Bu fetret döneminin ardından mutlaka selamete çıkacağız.

Kısa bir süre sonra anayasadan başlayarak gerekli tüm yasal altyapı değiştirilecektir. Yeni bir ruh, yeni bir heyecanla tüm kurumlar hem görev, hem yetki bakımından yerine oturacaktır.

Bizler, birbirimizi “öteki”leştirmek isteyenlerin oyununu bozalım yeter. Birbirimizi tanımaya, anlamaya, saygı duymaya çalışalım. Bütün varlığımızı, çocuklarımızın mümkünse dünyanın en iyi okullarında eğitimlerine harcayalım. Kapalı, açık demeden korkmadan eğitelim.
Peki, ya bu kavga! Bizi ilgilendirmiyor. Bu kavga onların çıkar, ikbal, mevki ve makam kavgaları. Yani amacı sefil, sonucu hüsran olan bir kavga. Anadolu çocukları ülkelerini sırtlayacak ve “muasır medeniyet” seviyesine çıkaracaklardır. Az kaldı göreceksiniz.

 
BAKIRKÖY MİSYONU PDF Yazdır E-posta

ImageMerhaba sevgili okurlar.    Yazarlar, yeni bir gazetede yazmaya başladığında, bir mahalleye ilk defa gelen yabancı gibi olurlar. Şaşkın, biraz ürkek ve çekingen. Hele bu semt eğitimli kişilerin çoğunlukta bulunduğu bir yer ise, biraz da baskı eklenir üzerinize.

Doğrusu bende anlattığım duyguları yaşıyorum. İstanbul ‘u hiç görmemiş birine İstanbul ‘da hangi semtler var diye sorsanız, ağzından ilk çıkan yer birinci olmasa bile ikinci sırada “Bakırköy” olur.

Bakırköylü olmak ayrıcalık haline gelmiş İstanbul içinde. Bu sosyolojik tespite birçok neden bulabilirsiniz. Ancak bana göre en önemlisi “eğitim”  ve “eğitim seviyesi”dir.

İstisnalara rağmen Bakırköy bu anlamda homojen bir yapıya sahiptir.

Bilirsiniz şehirler, semtler de canlı varlıklar gibidir. Her birinin kendine has karakteristik özellikleri vardır. Bu özellikler içindeki “baskın hal” etkileyen ya da etkilenen olma vasfını hazırlar. 

Doğal olarak mevcut yapı, dışardan gelen unsurlardan etkilenir. Ya da tersine, geleni etkiler. Hem değişir, hem değiştirir.

Ülkemiz son yirmi beş yıl içinde birçok sosyal değişimlere tabi olmuştur. Bakırköy ‘de öyle. Özellikle göç, farklı kültür yapılarından ve farklı coğrafyalardan gelen insanlar yeni yerleşim bölgelerine eski özellikleriyle gelmişlerdir.

Değişim doğal sürecinde ya kondukları yeri geldikleri yere benzetmiş, ya da kendileri kondukları yere benzemişlerdir.

Birinci hale uğrayan semtler-şehirler hızla bozulmaya başlamış, ikinci halde, gelenler olumlu değişimler yaşamaya başlamıştır.

İşte Bakırköy bu ikinci haldeki semtlerimizin başında gelmektedir. Bu güne kadar hiçbir unsur Bakırköy ‘ü değiştirememiş, aksine Bakırköy’e gelenler olumlu yönde değişmiştir.

Tıpkı yabancı olduğumuz mekanda, bir beyefendi gördüğümüzde kendimize çeki düzen vermemiz gibi.

Bu yüzden Bakırköy ‘de olmak ayrıcalık kabul edilebilir.

Merhaba Bakırköy,

Merhaba Bakırköy Ekspres okuyucuları..