|
Futbolun ezici üstünlüğü! |
|
|
|
|
Ceren ASLANBAY
|
Spor denilince akla ilk gelen dalı futbol olur. Gazetelerin spor sayfaları, sporu futbol olarak gösterir. İnsanlar spor denilince, futboldan konuşmaya başlar.
Bunun nedeni de bellidir. Ülkemizde spor sayfalarını takip edenlerin neredeyse hepsini erkekler oluşturur. Ve erkeklerin ilgilendiğini spor dalı futboldur. Futbol olmayan bir spor sayfasına, spor sayfası denilemez. Futbolu dışlamak değil bunun adı, bende bir bayan olarak spor sayfalarını takip ediyor ve futbolla ilgileniyorum. Ancak ülkemizde çok büyük başarılara imza atmış çok yetenekli sporcularda var. Bunların tek eksisi yaptıkları sporun futbol olmaması. Böyle olunca elde ettikleri başarılar, ödüller, dereceler de havada kalıyor ya da önemsiz bir habermiş gibi ufak bir kutudan giriliyor.
Spor, futboldan ibaret değildir. Ülkemiz sporda başarılı olmak ve adını duyurmak istiyorsa sadece futboldaki başarılarıyla övünmemeli. Sporu spor yapan şey, içinde bulunan tüm dallarıyla bir bütün haline gelebilmesi. Spor ancak bütünüyle yansıtıldığı zaman kendini tamamlayabilir. Sadece futbolu spor olarak göstermek, sporun her zaman bir bacağını eksik kılacaktır.
Bizim böyle düşünmemiz tabii ki buna çözüm getirmiyor. Medya sporu her anlamda yüceltmelidir. Futbol ile diğer spor dalları arasındaki denge eşit tutulmalıdır. Futbola aşık olan ve bunu bir parçası olarak kabul eden insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz ancak; diğer spor dallarıyla ilgilenen ve haberlerinin yapılmasını isteyen o kadar çok sporcumuz var ki. Spor sayfalarında bunlara da yer verilmesi, o sayfaların daha da çok okunmasını sağlar, daha çok hedef kitleye ulaştırır. Bu bir gerçek ama futbolun ezici üstünlüğü diğer dalları askıda bırakıyor.
Hal böyle olunca bize de yine futbol okumaktan başka çare bırakılmıyor... |
|
|
Ceren ASLANBAY
|
 Ceren ASLANBAY
Seri bozulmadı!
Futbolda heyecanın doruklarda yaşandığı ve saatler yaklaştıkça zafer çığlıkları atılmak istenen maçlardır derbiler... 25 Ekim tarihide nefeslerin tutulduğu günlerden biriydi. Taraftarlar trübünleri doldurmasına doldurdular ama kimsenin maç öncesi ve esnasında olacaklardan haberleri yoktu tabii..
Daha maç başlamadan futbolcular arasında çıkan kavga, atılan yabancı maddeyle kafası yarılan bir hakem, trübünlerde çılgına dönmüş bir taraftar topluluğu ve Disiplin Kurulu'nun verdiği 2 maç seyircisiz oynama cezası...
Sözde dünya derbisi Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşması! Acaba yaşanan bu manzarayı görseler ne yaparlardı? Eminim ki hayretler içinde kalırlardı. Dünyayı hiç mi hiç ilgilendirmeyen bir karşılaşma, bizdekilerin ise kendilerini avuttuğu bir derbi... Avrupa kulüplerinin maçlarının nasıl centilmence ve dostça geçtiğinden bahsetmeye gerek bile yok zaten... Daha kendi ülkesinin bir takımına saygı gösteremeyen ve çirkince kavgalara sebep olan kulüpler nasıl olurda bu karşılaşmayı dünya derbisi olarak nitelendirirler?
***
Gelelim 9 yıllık ezeli rekabetin sonucunun değişmemesine... Sonuç değişmedi, değişmeyecekte... Çünkü Galatasaray, Fenerbahçe'nin maçı kazanmak için ortaya koyduğu çabayı, içlerindeki galibiyet hırsını gösteremedi. Sarı-Kırmızılılar hiç bir zaman derbi maçına Fenerbahçe'nin psikolojisiyle çıkamadı. Galatasaray yıllardır Fenerbahçe korkusunu içinden atamadığı için maçı yine kaybetti...
Futbolcuların klasik bahanelerinden söz etmeye de gerek yok. Edilen küfürler, açılan pankartlar, hakemin aldığı yanlış kararlar... Bunların hepsi bahane, asıl iş Galatasaray'ın maçı kazanmayı Fenerbahçe kadar istememesinde bitiyor...
Sonuç belli aslında; Galatasaray bu maçı iyi oynamadığı için kaybetti. Olacaklara hazırlıklı olmalıydı. En azından 9 yıllık bir mağlubiyet serisine bir yenisini eklememek için daha fazla ter dökmeliydi... |
|
|
Alparslan Başkal
|
Yerel seçimleri bitirdik, şimdi muhasebesini yapıyoruz. Türkiye genelinde kimin ne kazandığı ile kaybettiği ulusal basın tarafından inceleme altına alınmış vaziyette. Kimi bilgi ve mantığına göre, kimi de meşrebine göre yazılar yazıyor veya televizyonlarda fikirlerini görüntülü olarak açıklıyor. Bütün bunları hepimiz izliyor, genel bir kanaate varıyoruz.
Peki, Bakırköy için ne gibi tezler ileri sürülüyor acaba?
Kanaatime göre; Bakırköylü, tercihini CHP’den yana kullanmakla;
1- Oyların bölünmemesi gerekliliğini…
2- Yaşam tercihinden ödün vermeyeceğini…
3- Uçuk vaadlerle aldatılamayacak kadar saf olmadığını…
ispatlamış bulunmaktadır.
Bakırköy’de 170 bin seçmenden 136 bini sandıklara koştu.
Geçerli sayılan 134.697 oyun
80.671 adedini % 59,9 ile CHP
29.987 adedini % 22,2 ile AKP
10.463 adedini % 07,7 ile DSP aldı.
Şu halde kim kaybetmiş, kazanmış kim diye düşünecek olursak:
CHP ile Ateş Ünalerzen’in kazandığı,
AKP ile Oğuz Satıcı’nın ve DSP ile Ahmet Bahadırlı’nın kaybettiği ilk cevap olabilir. Kaybedenler, kaybetmiştir de, kazanan sadece Ateş Ünalerzen değildir.
Gerçek kazanan Bakırköylüdür. Bakırköy’ün insanı yaşam kimliğini ön plânda tuttuğunu bu seçimde belirtmiştir. Bu seçim sonuçlarıyla, sadece kaybedenlere değil, kazananlara da çok belirgin mesajlar verilmiştir. Bundan böyle siyasi partiler, zamanın konjöktrüne göre değil, Bakırköylü’nün kriterlerine göre politikalarını ayarlamak durumundadırlar.
Bir dönem Adalet Partisinin, bir dönem SHP’nin, bir dönem ANAP’ın, bir dönem CHP’nin kalesi olarak görülen Bakırköy, tercihini her zaman değiştirebilir, diye düşünülmelidir.
KAYBEDENLER
AKP Bakırköy’de 2004 seçimlerinde Belediye Meclisinde 8 ve İl Genel Meclisin de de 4 üyelik kazanmıştı. Bu sayılar sırası ile 29 Mart 2009 seçimlerinde ise 5 ve 1’e geriledi.
Oğuz Satıcı’nın, bütün malî gücü ile yüklenerek seçim propagandası yapmasına rağmen, merdivende bulundukları basamağın bir üstüne çıkamadılar. Çıkamadıkları gibi birkaç basmak da aşağıya düştüler.
Bu başarısızlığı sadece Oğuz Satıcı’ya yüklemek haksızlık olur. Aslında başarısız olan AKP İlçe Başkanı ve onun yönetimi olmuştur. Bağnaz görüşleri ile toplumda iticilik yaratan tutumları başarısızlıklarının sebebidir. Köklü mahalle muhtarlıkları ile partilerini kavgalı duruma getirmekte gösterdikleri çabayı sevgi ve barışa harcasaydılar, kayıpları çok daha az olabilirdi.
Geçmiş dönemlerde partilerinin İlçe Başkanlığını yapmış olan Emine Nalbantoğlu, Bakırköy’de çok güzel bir diyalog kurmuş, her kesimle konsensüs sağlamış, hürmet ve sevgi gören bir kişilik sergilemişti. Acılı ve şaibeli bir kongre sonucu Emine Nalbantoğlu görevden alınmış, yerine şimdiki ekip getirilmişti. Ekibin arkasında; bir zamanlar Bakırköy’de de Belediye Başkanlığına aday olmuş ve kazanamamış olan şimdiki Bahçelievler Belediye Başkanı Dr. Osman Develioğlu’nun olduğu biliniyordu. Anlaşılan Dr. Develioğlu Bakırköy’den vazgeçmiş değildi. Kayınbiraderi Av. Mahmut Gürcan’ı Bakırköy’de AKP İlçe Başkanlığına getirterek Bakırköy emellerini sürdürmenin hesaplarını yapıyordu. Ne var ki, başarısız oldular. Üstelik hezîmete uğrayarak başarısız oldular. Başarısız yönetimler ise görevden alınırlar veya kendiliklerinden çekilirler.
DSP ise; şansını Ahmet Bahadırlı ile zorlamaya kalktı. Seçimlerden önce; Ahmet Bahadırlı, kendisinin Bakırköy’de yüzde 30 civarında bir oy potansiyeli olduğunu iddia ediyordu. Bu potansiyeli DSP ile birleştirdiğinde kazanan taraf olacaklardı. İl Yönetimi, Bakırköy İlçe Örgütünü görevden alarak İlçe Başkanlığına, Bahadırlı’nın yakın arkadaşı olduğunu ifade eden Namık Kemal Ocak’ı getirdi. Bakırköy’ün eski ailelerinden birine mensup Elektrik Y. Mühendisi Namık K. Ocak, samimi ve iyi niyetli bir kişiliğe sahip olmasına rağmen, Bahadırlı ile olan eski siyasî yaşamında yediği darbeleri unutmuş (Akıl Tutulmasına yakalanmış), siyasî istikbalini ve ikbalini tekrar Bahadırlı ile birleştirmişti. Bahadırlı ve Ocak’ın DSP ile hiçbir organik bağı olmayan kişilerden oluşturdukları yeni ilçe örgütünü İl Yönetimi onaylayınca çalışmalara başladılar. Ne olursa olsun DSP’nin Bakırköy’de bir oy potansiyeli vardı. Fakat Genel Merkez ve İl Yöneticilerinin akıllara ziyan bu davranışları, Bakırköylü DSP seçmenini gücendirdi. Sosyal Demokrat oyların çoğunluğu CHP’de birleşti. Bu zoraki davranış, partinin Bakırköy’de hezîmete uğramasına sebebiyet verdi.
Kaybedenler sadece AKP ile Oğuz Satıcı ve DSP ile Ahmet Bahadırlı değildi. Bir Kaybeden de CHP’nin Bakırköy İlçe Örgütü oldu.
Seçim öncesinden beri Belediye Başkanı ile barışık olmayan ilçe yönetimi, sadece İlçe Başkanı yerinde bırakılmak sureti ile görevden alındı. Seçim propaganda çalışmaları başlatması gereken ilçe, ne ufak bir çalışma yapıyor, ne adaylığını koymuş müstakbel meclis üyeleri ile temasa geçiyor, ne de en ufak bir harcama yapıyordu. Aksine örgüt içinde muhalif kanada geçmiş kişilerle birlikte olumsuz propagandalara sanki olanak sağlıyordu. Bu durumu tez fark eden İl Yönetimi, duruma el koyarak İlçe Örgütünün etkinliğini alıp, bizzat Ateş Ünalerzen’in kendisine verdi. Seçim çalışmaları Ünalerzen’in gayreti ve yönlendirmesi ile yapılmaya başlayınca etkili olmaya başladı.
KAZANANLAR
Kazanan, elbette Ateş Ünalerzen’dir.
Bakırköy’de CHP’nin yüzde 60’lara varan bir oy patlaması yaratması, tarihe geçecek bir olaydır. Bu tarihî olayı Ateş Ünalerzen tek başına yaratmıştır.
Gerçek kazanan ise Bakırköylüdür.
Olumsuz propagandaların, belden aşağıya vurmaların, fısıltı gazetelerinin, yandaş yerel medyanın menfî görüşlerini hiçe saymaksızın, Bakırköylü kendi iradesini ortaya koymuştur.
Bundan sonrasını ise yaşayıp göreceğiz.
Tabii ki, Belediye Başkanının icraatini ve kendisini anlatabilmesi açısından eksikleri vardır. Bunlar iyi niyetli ve çalışkan ekiple olur. Şayet bu eksikler giderilir ve halkla yakın temasa biraz daha önem verilirse başarı ve sevgi daha kolay yakalanacaktır.
Ateş Ünalerzen, şu andan itibaren kendisine ait bir meclisle çalışacak. Bundan sonraki eylemlerin günahı da sevabı da kendinin olacaktır.
Meclis üyelerine gelince; tutum ve davranışlarının birlik ve beraberliği sergilemesi çok önemlidir. Toplumun gözü ve kulağı onların üzerinde olacaktır. Olumlu işlemlerini takdir eder, olumsuzları ise tenkit etmekten geri kalmayız.
Önümüzdeki beş yıllık çalışma döneminde hepsine başarı dileklerimi iletiyorum.
Alparslan Başkal
NOT: Bu arada bir istatistikî bilgi daha vermek istiyorum.
İstanbul Belediye Başkanlığına aday olan
Kemal Kılıçdaroğlu’na : 88497
Kadir Topbaş’a : 32974
Bakırköylü oyu çıkmıştır.
Umarım bu bilgi Kadir Topbaş’a bir ders olur ve Bakırköy’le olan
ilişkilerini geliştirir. Bundan böyle Bakırköy’e yakasında parti rozeti olmaksızın
gelmesini bekliyoruz.
|
|
|
Alparslan Başkal
|
Yazımıza önce bir gazete haberi ile başlayalım:
“DSP Milletvekili Ahmet Tan; bir açıklama yaparak CHP Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim çalışmasına başladığını açıkladı.
Tan’ın açıklaması şöyle:
“Yoksulluğu ve keyfiliği akıl almaz boyutlara sürükleyen AKP’ye İstanbul’un bir ihtar vermesinin şart olduğunu belirttik. Bu ihtar ancak AKP’ye karşı en güçlü aday olan Kılıçdaroğlu’nun desteklenmesiyle verilecektir.
Kılıçdaroğlu’na destek, AKP elinde tökezleyen demokrasiye, hak ve adalete de destek olacaktır.
İstanbul milletvekili olarak Kılıçdaroğlu’nun ekibiyle çalışmaya başladığımı açıklıyorum.”
(Hürriyet 22.3.2009-Yalçın Bayer)
Sayın Ahmet Tan’ın bu akıl dolu düşüncesini kendi partisi içinde destekleyenlerin çok olduğuna inanıyor ve aynı inancı Bakırköy’de yaşayan DSP’liler için de taşıyorum.
İNSANIN HIRSI AKLINDAN ÖNDE GİDERSE…
Ahmet Bahadırlı’nın seçim için bastırdığı propaganda broşürüne bakıyorum: Trafiği çözecekmiş, kültür merkezleri açacakmış, sağlık konusunu halledecekmiş. Raylı taşımacılık sistemi kuracakmış. Mış muş miş.
Neyle yapacaksın “Bizim Ahmet”? 8 yıl neden yapmadın? Şimdi mi aklın başına geldi? Vaadler vaadler. Boş vaadler.
Hırsın gözünü karattığı yerde yapabileceğin tek şey var. Oyların bölünmesini sağlayıp, AKP’nin kazanmasına hizmet etmek.
“Bizim Ahmet!” Sen Bakırköy’de Belediye Başkanlığı yaptığın dönemde, senin partin de hükümet üyesiydi. Raylı sistem o tarihte sana proje olarak getirildi. Getiren de DSP’li Av. Ahmet Sanay idi. Mesut Yılmaz Başbakan Yardımcısıydı. Projeyi ona götürüp, hükümet desteği ile yabancı sermaye sağlayabilirdin. Niçin o tarihte, en güçlü durumda iken yapmadın? Şimdi muhalefetteki bir partiden seçilirsen daha mı kolay yapabileceksin? DSP’den seçilip de daha sonra AKP’ye transfer olursan, yapabileceğini mi sanıyorsun? Böyle partiler arası transfer olasılığına yakın duruş sergilediğin, aday olmadan önce birkaç parti ile ayrı ayrı görüştüğün konuşuluyor. Gerekçe olarak da DSP’den önce AKP’nin kapısını çaldığın gösteriliyor. Bunları sadece ben duyum olarak almıyorum. Bazı gazetelerde hakkında yazılar da çıkıyor. Ben ihtimal vermiyorum ama, yapar mısın böyle etik olmayan bir davranışı?
TOPLUMA AŞILANAN YANLIŞ KANAAT
Sekiz yıllık başkanlık döneminde “Bizim Ahmet” çalıştı, çalışmasına… Ama bakın nasıl çalıştı.
Ayamama Vadisindeki araziye “İstanbul Ticaret Merkezi” yapılması için ruhsat verdi. Karşılığında sadece evrak üzerinde kalan, Belediyeye rant sağlayacak taahhüt aldı. Bu rant taahhüdünün yerine getirilmemesinde ne kadar katkı payı vardır, bilinmez. Ancak bilinen Ticaret Merkezi Binasında şahsına ait yeri olduğu bir gerçek.
Gene Ayamama Vadisine dökülmüş olan milyonlarca metre küp toprağın kontrolü için Zabıta Müdürlüğünü buraya taşıdı. Dökülen toprağın kontrolü bizzat Zabıta Müdürü tarafından yapılıyordu. Toprak dökümünden kimler, ne kadar rant sağladı, bilinmiyor.
Kartaltepe’deki Cumartesi Pazarının taşınması ile yeni yeri olan Osmaniye’de kaç pazarcıya ne kadar satış tezgahı, açıktan alınan ne kadar ücretle verildi. Buradaki rantı kimler paylaştı?
Bakırköy Adliyesinin Osmaniye’ye taşınması nedeniyle, civardaki arazi üzerine kimler tarafından gecekondu usulü dükkânlar yaptırıldı ve buradan elde edilen rantın miktarı ile kimler arasında paylaşıldığı bilinmiyor!
Karayolları ile anlaşma yapmadan, Londra asfaltının Akıl Hastanesi tarafından Bakırköy’e giriş yolu ve Yeni Adliye Binasının yan tarafından açılan yolla birlikte de inşa edilen taşıt köprüsünün maliyeti, Bakırköy Belediyesine kaça patladı? Halen bu yolların kullanılmasında sakınca olduğundan önlerine Karayolları tarafından barikat konmuştur.
Bakırköy’ün her tarafında Belediyeye ait olması gereken yeşil alanlara kondurulan “Baz İstasyonları” nın geliri kimler tarafından tahsil edilmiştir. Bunlardan Bakırköy Belediyesine aktarılan miktar, alınanın yüzde kaçıdır?
Belediye Başkanlığının bitimine 15 gün kala, Capacity Alış Veriş Merkezinin inşaat ruhsatı, hangi düşüncelerle ve hangi sorumluluk anlayışı ile imzalanmıştır?
Bütün bunları daha da arttırabiliriz, yeter ki, Ahmet Bahadırlı şimdilik bu sorulara cevap versin. Ondan sonra da yüzü varsa Belediye Başkanlığı seçimine devam etsin.
|
|
|
Alparslan Başkal
|
Biz Türkler, tarih boyunca her sırtımızı sıvazlayana anlayış ve yakınlık göstermişizdir. Bunun karşılığında da sırtımızı sıvazlayıp, yüzümüze gülenler, sinsice arkamızdan iş çevirmişler, varımızı yoğumuzu ellerine geçirmişlerdir. Tarih’te bunların örnekleri çokça görülür de bir türlü ders alamayız…
Mustafa Kemal, Cumhuriyeti kurduktan sonra, ilk işlerinden biri kaputülasyonları kaldırıp, ülkeyi kalkındırabilmek için iktisat kongresi toplamıştır. Aynı zamanda eğitime verdiği önemi belirtmek için “Öğretmenler, sizler bu ülkenin irfan ordusunu teşkil etmektesiniz, ülkemizin ve insanımızın kurtuluşu, siz değerli öğretmenlerimize emanettir” diyerek, çıkış yolunu göstermiştir.
Gel gör ki, bizler; saflığımızdan yararlanacak olanlara karşı kendimizi savunma eğitimini maalesef alamamışız. Hala kandırılıyoruz. Hala aldatılıyoruz ve bunların farkına da varamıyoruz. Sanki bir çeşit akıl tutulmasına yakalanmışız.
Adam diyor ki; “Babalar gibi satarım.”
Satıyor da… İletişim özgürlüğümüzü, iktisadi yaşamımızı, sularımızı, topraklarımızı satıyorlar. Geride bir tek namusumuz, şerefimiz kalıyor. Onlara da sıra gelecek mi??? Kimbilir…
Doğu, Güney Doğu topraklarımızda yeni sınırlar çizilip, yeni haritalar düzenleniyor. Biz istediğimiz kadar direnelim, sırtımızı sıvazlamaya Hillary Clinton’lar Barack Hüseyin Obama’lar geliyor. Bizlere verdikleri değer yüzünden buralara kadar yoruluyorlar.
Aklımız tutuk ya! Öyle sanıyoruz. Bak biz adamları ayağımıza kadar getirtiriz, işte böyle…
Fakir-fukara edebiyatı, Sosyal Devlet yardımları gırla gidiyor. Sanırsınız ki, Köroğlu, zenginden alıp, fakire dağıtıyor. Kimin malını, ne zaman, nasıl dağıtıyorsun. Karşılığında mal veya para istemiyorlar, sadece oy verin yeter deniyor.
Yüksek Seçim Kurulu karar alıyor, seçim sırasında yapılan yardım, propaganda niteliği taşır, yasaktır, diyor. Onlar gene devam ediyorlar. Eh aklımız tutuk ya! Hukuk ayaklar altına alınmış, bize ne?
Seçim çalışmalarında AKP dışındaki partilerin yaptığı fukara propagandaya bir bakın. Bir de AKP’nin yaptığı zengin propagandaya bakın. Parlak kâğıtlara basılmış broşürler, el ilânları, posterler. Her tarafı kaplamış bayraklar. Kopan, yırtılanların yerine ertesi gün derhal yenilerinin asılması. Sinevizyon gösterileri. Yüksek Volümlü kolonları olan son model araçlar… Nereden geliyor bu harcamaların kaynağı? Aklımız tutuk ya! Biz para kaynağını bilemeyiz, bulamayız.
Bakırköy’de de durum aynı. AKP’nin Belediye Başkan adayı Oğuz Satıcı, seçim çalışmalarına bir girdi, pir girdi. Bütün bunları hizmet etme aşkıyla mı yapıyor dersiniz? Ah bir inanabilsem!
“Babalar gibi satarım” zihniyetinin uzantısı olarak Bakırköy’ü de ele geçirmeye çalışıyorlar.
“N’olacak canım, adamlar hizmet getirecekler” diyecek olanlar, çıkacaktır. Aklımız tutuk ya! Nasıl hizmet getirileceğini anlayamıyoruz.
Doğru, evet hizmet getirecekler. Meselâ, Ataköy Birinci Kısım, Zeytinlik, Cevizlik, Sakızağacı mahallelerini “Kentsel Dönüşüm Plânı” içine sokup, buralardaki oturumu kaldırarak yepyeni bir liman, alış-veriş merkezleri, otellerle donatacaklar. Büyük ve muazzam bir proje uygulanacak. İşte size hizmet! Peki insana yatırım yok mu? Hayır, insana yatırım, kömür, buzdolabı, çamaşır makinesi, erzak yatırımları ile olur. Yaşamaya alıştığınız yerden hele bir uzaklaşın, biz size nereyi gösterirsek oraya gidin, oralarda yaşamaya başlayın, o zaman yardımlarımızı ulaştıracağız, denecek.
Etrafınıza bir bakınız. Zeytinburnu İskelesini “Zeyport Limanı” yaptılar. Kendi içlerinden birine liman işletmesini verdiler. İstanbul’a uğrayan gemilerin bir çoğu artık Bakırköy açıklarında demirliyor, sintilerini bu sulara basıyorlar. Açıktaki gemilere malzeme ve yolcu hizmetlerini Zeyport’a bağlı teknelerle yapıyorlar. Bu teknelerden biri de Bakırköy’e ait eski Sümerbank önündeki “Taşiskele” ye korsan olarak bağlanıyor. Yani oranın sahibi olmadığı için, gerekirse yedek iskele olarak da kullanılıyor. Hatta Şehir Hatlarına bağlı gemi ve feribotlar da Bakırköy açığında bekletilen özel sektöre ait bir tankerden yakıt ikmali yapıyorlar.
Bakırköy önünde gemi beklet, liman ücretini başkası alsın. Zeyport’tan hizmet ver, gelirini yandaşına kazanç yap. Kentsel Dönüşüm Projesi ile insanları yerlerinden yurtlarından et, hizmet ettim de.
Süleyman Demirel’in bir lâfı vardı. “GAP’ı gaptırmam” diye. GAP’ı kaptılar, BOP yaptılar. Eşbaşkanlığına da RTE’yi getirttiler. Büyük Ortadoğu Projesini ABD, İsrail, İngiltere plânladı. Ortadoğu’yu yeni baştan yaratacaklar, yapabilirlerse!!!
Biz şimdilik Bakırköy’ü gaptırmayalım. Sonrasına ileride bakarız.
|
|
|
Kandırmak ve kandırılmak üzerine çeşitlemeler |
|
|
|
|
Alparslan Başkal
|
*Bir insanı sürekli aldatabilirsiniz. Bir toplumu ara-sıra aldatabilirsiniz. Ancak bir milleti asla aldatamazsınız.
Abraham Lincoln
Bu yazımda sizlere küçük anekdotlar aktaracağım. Geçen yazımda da bahis ettiğim gibi; “hafızaları nisyan ile malûl olan” bazı Bakırköylülere hafızalarının tazelenmesi hususunda yardımcı olabilme düşüncesini taşımaktayım.
Osmaniye Mahallesinin DSP Seçim Bürosunun açılışında sayın Bahadırlı, esmiş gürlemiş. Bakırköy çocuğu olduğunu, herkes tarafından “Bizim Ahmet” diye seslendirildiğini filan bahsetmiş. Doğru. “Bizim Ahmet mi? Ondan bişeycikler olmaz” anlamında da seslendirdikleri vakidir. Daha sonra; Bakırköy Belediyesinin 350 milyon liralık borç batağında olduğunu, söylemiş. Hani derler ya! Ufak at kuşlar da yesin! Bakırköy Belediyesinin borçlu olduğu doğru da bu kadar abartılı değil ve de son yönetim tarafından yapılmış borç değil. Çünkü bu borçların kendi mirası olduğunu söylemeye, yüzü elvermemiş zahir. Daha sonra eklemiş; “Bakırköy’ün o kadar büyük rantı var ki, bu borçları ben halledeceğim ve üstüne de Bakırköylülere rant aktaracağım”.
Bak sen:
Demek Bakırköy’ün 350 milyon lira üzerinde rantı vardı ve sekiz yıl boyunca sen bunu kendi yandaşlarına aktardın öyleyse…
Niçin Bakırköylüler senin sekiz yıllık iktidarın sırasında bunlardan yararlanamadı???
Şimdi mi aklın başına geldi???
Alan da kaçan mı???
Tekrar Belediye Başkanı olmak için 9 partinin kapısını niçin çaldığını da itiraf etmiş oluyorsun böylece.
Desene doymamışsın, daha iştahın yerinde…
BİRİNCİ ANEKTOD:
Belediye Başkanı Ali Talip Özdemir; ilk başkanlığı döneminde (1992-94) Bakırköy Postanesi arkasındaki sokakta, devamlı taşma yapan bir rögar kapağı için yanında teknik heyetle birlikte inceleme yapmaktadır. Aynı sokakta Diş Hekimliği Muayenehanesi olan Ahmet Bahadırlı, penceresinden başkanı görünce sokağa iner ve yanına giderek kendisini takdim ettikten sonra konuşmaya başlarlar. O sıralarda Bakırköy’ü tanımaya çalışan Ali Talip Özdemir, Bahadırlı’nın teklifi üzerine çay içmek üzere muayenehanesine gider. Bahadırlı, bilgisayarındaki THY uçuş personelinin isim listelerini Özdemir’e gösterir. Bu listedekilerin kendisine bağlı kişiler olduğu iddia ve izlemini yaratır. A. Talip Özdemir, bu temiz yüzlü diş hekimini beğenmiştir. Daha sonraki görüşme fırsatlarında karşısında ceketinin önü ilikli ve el pençe divan duruş taşıyan Bahadırlı’yı 94 seçimlerinde Belediye Meclisine sokar.
İKİNCİ ANEKTOD:
Artık Bahadırlı, A. Talip Özdemir’in “has adamı” olmuştur. Bakırköyspor Kulübünün Yönetim Kurulu üyeliğine de getirilmiştir. Bahadırlı, Başkanının her işine koşmaktadır. Özel gereksinimlerini dahi karşılar. Her sabah erkenden kalkarak sevgili başkanının Etiler’deki evinin önünde, makam şoförü ile birlikte kendisini bekler. Kış günlerinde dahi üzerinde ceketi, soğuktan titreyerek başkanının emirlerini almak üzere hazır ve nazırdır. Sabah kahvaltısı için hazırlanan Özdemir ailesinin ev sahibesi bu soğukta titreyen delikanlıya acıyarak içeri çağırır ve sıcak çay ikram ederler. Bir süre sonra Genel Seçimler için A. Talip Özdemir, milletvekili adayı olur. Meclis üyelerinden Kenan Deniz’in Çatalca’daki çiftliğinde verilen bir barbekû partisinde; kendi yerine Ahmet Bahadırlı’yı bırakmayı düşündüğünü ve herkesten ona biat etmelerini ister. Meclis üyeleri aralarında homurdanmalarına rağmen A. Talip Özdemir’in o günkü güçlü kişiliği itirazların olmasını engeller.
A. Talip Özdemir, milletvekili olur, A. Bahadırlı da Belediye Başkan Vekili… Ve arkasına Ali Talip Özdemir’in desteğini alan Bahadırlı, Anavatan Partisinin rakipsiz tek adayı olarak 1996’nın Haziran ayında yapılan ara seçimde resmen Bakırköy Belediye Başkanı seçilir.
ÜÇÜNCÜ ANEKTOD:
Bakırköy Belediye Başkanı Ahmet Bahadırlı’nın makama oturmasından sonra ilk yaptığı icraat Ali Talip Özdemir’in Bakırköy Belediyesi içerisine yerleştirmiş olduğu diğer has elemanlarını tasfiye etmek olur.
Bu vefasız davranışı karşısında A. Talip Özdemir’in Bahadırlı’ya olan tepkisi sadece “Sen beni üttün” demek olacaktır. (Sen beni üttün: Sen beni kandırdın, yendin)
Ancak Bahadırlı’nın artık A. Talip Özdemir’den çekincesi yoktur. Çünkü bu kez arkasını daha güçlü koruyuculara dayamıştır. Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın eşi Berna hanım, Bahadırlı’yı pek sevmektedir. Kayınbirader Turgut Yılmaz da bu hürmetkâr çocuğu beğenmektedir. Kısacası Ahmet Bahadırlı, Mesut Yılmaz’ın kanatlarının altına girmiştir ve bu koruyuculuk 2002 Genel Seçimlerinin kaybedilmesine kadar sürecektir.
Bu anekdotları şimdilik burada kesip, Bahadırlı’nın 1996-2004 yılları arasındaki evrimine bakalım. Bu evrim sırasında oluşan anekdotları ileride yazabiliriz. Belki de kitap haline getiririz.
SÖZ VER YERİNE GETİRME
Birine veya birilerine söz verip de yerine getirmeme alışkanlığını (virüsünü) Ali Talip Özdemir’den kapmıştır Bahadırlı…
İnsanların bitmez tükenmez beklenti ve istekleri, üst makamlar tarafından bıkkınlıkla karşılanır. Bu talep ve istekleri akıllıca yönlendiren becerikli yöneticiler, gerekli olanlarını karşılayıp, gereksiz ve haksız olanlarını da, kimseleri kırmadan, incitmeden bertaraf ederler. Bir de bu istekleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek kurnazlığını gösterenler vardır. Bu konuda Ali Talip Özdemir’in rahle-i tedrîsinden geçmiş olan Bahadırlı, dersini iyi çalışan ve çabuk adapte olan bir kabiliyet göstermiştir.
Verilen söz, şayet kişisel çıkara yarayacaksa, yerine getirilir. (Kişisel çıkardan kastımız; temsil etmiş olduğu makamın başarısı anlamındadır. Başka türlü anlamayınız lütfen!)
Bir örnek verelim:
Cumartesi Pazarı; yıllarca Terakki Caddesini kapattığından, Kartaltepeliler tarafından çeşitli zamanlarda şikayetler yapılıyordu. Bahadırlı, Pazarcılar Odası Başkanını ikna! etti. Kaymakam Kadir Akın’ın desteğini aldı ve Cumartesi Pazarını Londra asfaltının kenarına taşıtarak Kartaltepe sakinlerini bu dertten kurtardı. Artık Terakki Caddesine Ambulâns, İtfaiye araçları rahatlıkla girebilecek ve diğer araç trafiği de rahatlayacaktı. Böylelikle verilen söz yerine getirildi. Bu arada yeni yerine taşınan Cumartesi Pazarının tezgah sayısı 300 adet fazlalaştı. Eh, tezgâh başına 3000 TL. gibi bir avanta olduğu söylentilerine aldırmamak lâzım!!!
Bana diyorlar ki, çok uzun yazıyorsun. İnsanlar okumaktan sıkılıyorlar. Ben de yazıya başladım mı, kaptırıp gidiyorum. Yine uzun olduğunu hissettiğim bu yazıyı şimdilik burada kesiyorum.
Devamı gelecek yazımızda olur inşallah.
“Az sonraaa!!!”
|
|
|
SEÇİM YASASI DEĞİŞMEDEN OLMAZ! |
|
|
|
|
Alparslan Başkal
|
HEBDOMONLU’DAN BAKIRKÖYLÜ’YE
Alparslan Başkal
Bakırköy; hızlı ve çarpık kentleşmenin olumsuz sonuçlarından etkilenen garip bir ilçedir.
19 asrın sonlarına doğru Sultan Abdulhamit tarafından Fransız kökenli şehircilik mimarı Alyon efendi’ye yaptırılan planlar sonucu Bakırköy, üst yapı olarak denize doğru amfi şeklinde inen dik sokaklarla gene denize paralel sokaklar şeklinde inşa edilmiş şirin bir tatil kasabası iken 1950’den sonra her önüne gelenin plansız-programsız, günün şartlarına göre yaptığı geçici projelerle allak bullak edilmiştir.
Ülkemizde Cumhuriyet sonrası şehir planlamacılığının en önemli örneklerinden biri olan Ataköy dahi çarpık kentleşmeden nasibini almış ve almaya da devam etmektedir.
Tüm bunların müsebbibleri gelmiş-geçmiş belediyelerdir. Önceleri imar planları Merkezi otoriteye bağlı iken daha sonra imar konuları belediyelere terk edilmiş, daha sonra Büyükşehir Belediyesi ile İlçe Belediyeleri arasında imar planları yapılmaya başlanmıştır.
İlçe belediyesinin yapmış olduğu 1/5000 planlar Anakent Belediyesi tarafından onanmasına onanır. Onanır da… İşte orada bir (da!) var.
Bakırköy ilçesinde artık tek santimlik inşaat yeri kalmamıştır. Elbette boş yerler vardır. Bu boş yerler, ilçenin sakinlerinin nefes alması gereken yerlerdir. Öyle olmasına rağmen çıkar düşüncesi, ayrı ayrı partilerin meclis üyelerinin birlikte hareket etmesini sağlamaktadır. Belediye meclisine kapağı atan, acaba nereden kendime bir rant sağlarım şeklinde düşünürse bu toplumun hali nic’olur???
Kaldırımlarımıza varıncaya kadar işgal altındayız. Hoş görü, bazen (ve çoğunlukla) zarar getirir olmuştur. “Bırakın canım, adam ekmek parasına çalışıyor, tezgah açmasın da hırsızlık mı yapsın” korumacılığı iyi insanları kötü bir şekilde cezalandırmaya yöneliyor.
Ne yapmalıyız?
Tavrımızı ortaya koymalıyız. Oy vereceğimiz siyasi partinin yerel yönetim örgütüne hesap sormalıyız. “O listelere koyduğu falanca kişileri tanımıyoruz. Tanıdıklarımızın içinde de yeterli olanlar yok. Hele bazıları ise hem yeterli değil, hem de şaibeli” demeliyiz. Bunu teker teker söyleyemiyeceğimiz zaman sivil toplum örgütlerinin yardımını almalıyız. Hekim isek; Tabibler birliğinin, mühendis isek; Mühendisler odasının, sade vatandaş isek yöremizin harhangi bir derneğinin üyesi olarak bu soruları sormaya hakkımız var.
Ben sizler adına örneğin CHP Bakırköy İlçe Örgütü Yönetimine soruyorum.: Sayın İlçe Başkanı; Belediye Meclis Üyesi aday listenizin 1. ve 3. sıradaki isimlerini tanımıyorum. 4. sıradaki isim ise ilkmektep mezunu, meslekî hiçbir özelliği ve yeteneği olmayan kişi. Sizin partinizde benim bildiğim kadarı ile üç dört dil bilen Yüksek Okul Mezunu, hiçbir şaibeye karışmamış kişiler varken, çok mu aradınız da bu kişiyi 4. sıraya oturttunuz. Haydi cevap verin.
Gene örneğin DSP İlçe Örgütüne soruyorum.: Meclis Üyesi aday listelerinizi yaparken, “kendi örgütümüze hizmet edenleri bu listeye sokmayacağız” diye and mı içtiniz?
Hadi hatırı kalmasın. MHP İlçe Örgütüne de sorayım. Evet belki değerli kişiliği olan bir insanı Başkan Adayı gösterdiniz. Peki Bakırköy İlçesinde oturup da aynı değerleri taşıyan başkası yok mu idi?
AKP’ye gelince: Belediye Başkan adayınız Bakırköy’ü ikamet ettiği Beşiktaş’tan mı yönetecek?
Bu sualleri geliştirip, çoğaltabilirsiniz. Ancak mutlaka sorulması gereken soruları da sormalısınız. Yoksa tüm partiler, toplumun gereksinmelerinden ziyade kendi bildiklerini bizlere seçtirdikleri kişilerle, kendi bildikleri gibi uygularlar.
En önemli husus da; Seçim Yasasının bir an evvel değişip, çağdaş, demokratik bir yapıya kavuşmasıdır.
|
|
|
"Aklı olan aynı konuda iki defa aldanmaz" |
|
|
|
|
Alparslan Başkal
|
HEBDOMON’LUDAN BAKIRKÖY’LÜYE
"Aklı olan aynı konuda iki defa aldanmaz"
40 defa aldananlara selam olsun…*
“Hafıza-i beşer, nisyan ile malûldür” sözcüğünü Adnan Menderes söylemiş. İnsan hafızasının unutkanlık hastalığı (sakatlığı) vardır, demek istiyor.
Buraya almış olduğum iki deyimin birbiri ile olan ilgisi ne ola ki, diye sorulduğunu hisseder gibiyim. Eh! Evet, aklı olan iki kez yanılmaz, ama aradan uzun zaman geçince unutkanlık hastalığı, evvelce olanları hatırlamadığı için bir daha aldanmasına sebebiyet verebilir.
Ahmet Derya Bahadırlı, 1996 ara seçiminde Bakırköy Belediye Başkanlığına seçildi. 1999 seçiminde de oylarını biraz daha yükselterek tekrar Belediye Başkanı oldu. Anavatan Partisinin bu cevval çocuğu Bakırköylülere umut vaat ediyordu. Tüm Belediye Başkanlığı boyunca Bakırköy’ün sokaklarında gezindi, gördüğü herkesin elini sıktı, çocukların yanaklarını okşadı, yaşlı hanımlara “annem” diye sarıldı. Sabah erkenden kalkıp bir taksi durağının önünden geçerken, “Haydi! Bana da bir çay koyun da içeyim” diyerek, taksicilerle sohbet koyulaştırdı. Caddede yürürken geri geri park etmeye çalışan otomobilin şoförüne, “sağ yap gel, şimdi düzle ileri al” gibi sözcüklerle yardımcı oldu. Mütevazı, cana yakın, halk adamı, içimizden biri imajlarını çok güzel yarattı. Herkeslere birçok sözler verdi. Hiç birini yapmadı. Dağarcığında “hayır, olmaz” diye olumsuz kelimeler barındırmadı. Hep “evet” dedi. Ama yerine getirmedi. Bu arada Bakırköy’ün gelir kaynaklarını har vurup, harman savuruyordu. Ne gam! Bunlar toplum tarafından görünen, anlaşılan şeyler değildi. İnsanlar; Başkan bana sarılıyor ya, yolda gördüğü zaman durup konuşuyor ya! O bize yeter diye düşünüyorlardı..Hala da aynı şekilde düşünenler olduğu izlenimini alıyorum. Ancak bu arada Anavatan Partisi ve onun Bakırköy’deki yerel yöneticileri aleyhinde de toplumda bir kanaat oluşmaya başlamıştı
Belediye’yi yönetirken yapmış olduğu birçok usulsüzlük için hakkında kovuşturmalar açılmış, bunların bir çoğu yargıya intikal etmişti. Ancak kamuoyunun bunlardan haberi olmuyordu. Derken zaman acımasız bir şekilde tükendi ve yeni seçim dönemine girildi. 1996-2004 arasında geçen sekiz yıllık iktidarın kaybedileceği endişesine kapılınca seçildiği partiyi bir kenara atarak CHP ve AKP ile görüşmelere girişti. (Bu konuda 2004 yılında Köyümüz Gazetesinin 54. sayısında açıklayıcı bir yazı yazmıştım). İstediği desteği bulamayınca, bari seçilecek partiden yana tavır koyayım, onlara yardımcı olayım diye düşündü. Bu düşüncesi sebepsiz değildi. Hakkında müfettişlerce yapılan araştırmaları belki yeni gelen Belediye Başkanı durdurabilirdi. Seçimlerde, birçok elemanını CHP adına propaganda yapmaları için görevlendirdi. 2004 seçimlerini Cumhuriyet Halk Partisi, Ateş Ünalerzen ile kazanınca, devir teslimi yaptıktan sonra bile her gün geceleri belediye binasına gidiyor, çeşitli bilgilerle yeni Belediye Başkanını aydınlatıyordu. Ancak bu Belediye Başkanı yasal prosedüre müdahale etmiyor, aksine doğruların bulunması için teşvik gösteriyordu. Bu arada Bakırköy Belediyesinin şişirilmiş kadrolarında “Ahmet Bahadırlı adamı” olarak bilinenleri de teste tabi tutuyor, hiçbir becerisi olmayanları Park ve Bahçeler ile Temizlik İşleri bölümlerinde istihdam ediyordu. Bu şişirilmiş kadro elemanları doğru dürüst iş yapmamalarına rağmen işçi kadrosundan aldıkları bin lira maaşın üzerine, her ay bin lira civarında mesai ücreti alıyorlar, yemek, yol, yakacak, giysi vs. gibi yardımlarla aylıkları ortalama 2.500 lirayı buluyordu.
Bütün bunların önlenmesi, yapılan yolsuzlukların ortaya çıkarılması, belediyenin girmiş olduğu borç batağından çıkarılması gibi çalışmaları ise yeni Belediye Başkanı Ateş Ünalerzen, kendisine bağlı birkaç elemanı ile birlikte yürütüyordu. Sonuçta borçların önemli bir kısmı ödenirken, şişirilmiş kadronun kimi emeklilikle, kimi diğer belediyelere atanmakla tasfiyeye tabi tutuldu. Gene de Belediyenin içinde “Ah! Nerde Ahmet Bahadırlı” diyerek eski saltanatlı günlerini özlemle arayan bir kısım personel kalmış bulunuyor ve Bahadırlı’ya önümüzdeki seçimleri kazanması yönünde gizli desteklerini sürdürüyorlar. Ateş Ünalerzen hakkında ise birileri tarafından alttan alta güdülen sinsi bir propagandayla; toplum içine çıkmadığı, kimseleri kucaklamadığı, insanlarla sıcak temas kurmadığı için “soğuk ve sevilmeyen kişi” olarak nitelenerek, topluma ve medyaya bu aşıyı tutturmaya çalıştılar.
Mart 2009 seçimlerine yaklaşırken, Bakırköy’de de yerel seçimin heyecanı herkesleri kavradı. Sekiz yıllık yöneticiliğinde Bakırköy Belediyesini batma noktasına getiren Ahmet Bahadırlı da eski şaşaalı günlerinin özlemi içinde kendi arayışlarını sürdürmeye başladı. Öncelikle “soğuk ve sevilmeyen kişi” olarak aleyhte propagandası yapılan Ateş Ünalerzen yerine CHP’den aday olmanın hesaplarını yaparak temas kurmaya çalıştı. CHP Bahadırlı’ya hiç yüz vermedi, ama Ateş Ünal Erzen hakkında Genel Merkezce bir geniş kapsamlı araştırma yapılarak fısıltı dedikodusunun özü araştırıldı. CHP’den yüz bulamayan Bahadırlı, Bakırköy’ün ikinci güçlü partisi olarak gösterilen AKP ile flört devrini başlattı. Bu arada ikinci bir sevgiliyi de elde bir tutuyordu: DSP.
Her iki tarafı da Bakırköy’de yüksek oy potansiyelinin olduğuna ikna etmişti. AKP Bahadırlı’ya sıcak bakıyordu. Ayrıca AK Partideki güçlü kişilerin desteği ile İl Yönetimine nüfuz etmeyi başardı. Hatta Belediye Başkan aday adaylığına başvurmasını salık verdiler. Gene de Bahadırlı bu başvuruyu bizzat yapmayı arzulamıyordu. İstiyordu ki, bizzat Genel Başkan Recep Tayip Erdoğan tarafından adaylığı açıklansın. İşler tam o kıvama gelirken, çevresinden gelen büyük bir itiraz davranışını değiştirmeye zorladı. Çevre; Bahadırlı’yı desteklemeyi kabul ediyordu, ancak AKP olursa bu desteği gösteremeyeceklerini belirtiyordu. Bunu bir gizli anketle de doğrulatınca, Bahadırlı için AKP flörtü sona erdi. Ani bir kararla DSP’yle flörte başladı.
DSP Yönetimi seçim umudunu esasen kaybetmiş görünüyordu. Bu arada Bakırköy İlçe Yönetimine de el çektirip, yeni atama yapmışlardı. Ahmet Bahadırlı’nın partilerine katılımı, yeni bir kan değişimi gibi göründü. Belki de Bahadırlı üzerinden elde edecekleri oy miktarını yükseltebilecekleri düşüncesine kapıldılar. Bahadırlı’nın istekleri doğrultusunda hareket edecekleri sözünü verdiler ve son dakikada DSP Bakırköy Belediye Başkan adayı; Ş. Ahmet Derya Bahadırlı olarak açıklandı. Bahadırlı da evvelce tespit ettiği ve 200’den fazla insana vermiş olduğu sözler çerçevesinde seçim kadrosunu oluşturdu. DSP İlçe örgütünde yıllarca çalışmış, partisine gönül vermişlerin bir anda dışlanmaları uğruna Bahadırlı ve kadrosu paraşütle DSP İlçe Örgütünün üstüne düşüverdi.
Bütün bunların büyük bölümünü, siyasetle uğraşanlar biliyor. Bir kısmı ise, küçük bir zümre tarafından biliniyor. Ancak oy kullanacak büyük kitle ise bilmiyor. Ahmet Bahadırlı’nın 2004 seçimleri ve şimdiki 2009 seçimleri öncesi partiden partiye dolaşmalarının ne kadar “etik” bir durum arz ettiğinin hükmünü kamuoyu belirlemelidir. Kamuoyunun bilgilendirilmesi de en başta yayın organlarının görevleri arasındadır. Biz Bakırköy’de yayınlanan bir gazete olarak bu sorumluluğun gereğini yerine getirdiğimize inanıyoruz.
Ancak toplumu yönlendirenlerin hiç mi sorumluluğu yoktur? Elbette olmalıdır. Siyasi Partiler; sadece kazanmayı, ne olursa olsun kazanmayı değil, hakkınca kazanmayı, etik olarak kazanmayı, dürüstlükle kazanmayı düşünmelidirler. Bu sebeple siyasi partilerin ileri gelen toplum mühendisleri “etik” olmayan konuları da kamuoyuna bildirmek gibi bir sorumluluğu taşımalıdırlar. Bu başlangıçta aleyhte bir durum gibi gözükse de kamuoyu kendisinden hiçbir şeyi gizlemeyeceğine inandığı insanları mutlaka takdir edecektir. Dürüst ve ahlaklı olunduğu sürece kamuoyunun takdiri ebediyen sürer.
Bir sözüm de DSP Üst Yönetimine…:
Bakırköy’de Yerel Seçimlere girecek hiç mi kadroları yoktu da (CHP+ANAVATAN+DYP+DP+YTP) karışımı kırk ambar bir kadro ile seçime gidiyorlar? Böylesine bir kadrodan Bakırköy’e ne hayır gelecek? Olsa olsa DSP biraz daha fazla oy alıp, daha fazla itibar kaybedecek.
Akılları olup da; bir daha aldanmaya şartlandırılmışlara ve bellekleri unutkanlık hastalığına yakalanmış dostlara sesleniyorum.
Pişman olmamak için halen vaktiniz var.
Kırk defa aldananlara selam olsun!!!
*Başlık; İnternette dolaşan bir yazıdan biraz değiştirerek alınmıştır.
Alparslan Başkal
|
|
|
Bakırköylülerle beraber 15 yıl... |
|
|
|
|
Tacettin Aktaş
|
Bakırköylülerle beraber 15 yıl...
Bakırköy’ün tarafsız sürekli etkili bağımsız cesur siyasi yaşam gazetesi olma gururunu yaşarken, Bakırköylü hemşehrilerimede teşekkür ediyorum. 15 yıl önce başladığımız yayın hayatına o günkü heyecan nasılsa, şimdi de o heyecanı duyuyoruz. Her sayımızda okurlarımızdan gelen olumlu tepkiler beni ve ekip arkadaşlarımı oldukça sevindirdi. Şimdi iyi bir şeyler yapmış olmanın hazzı ve sizlerin bu desteğiyle, yükümüzün ve sorumluluğumuzun daha da arttığının farkındayız. Her sayının bir öncekini aratması, hatta bir öncekilerden daha iyi olması gerektiğinin bilincindeyiz. Bir Bakırköylü olarak Bakırköy’ün gelişmesi ve gözde bir ilçe olmasını her zaman istemişimdir. Bundan dolayı bize düşen görevi en iyisini yapmaya çalışmışımdır ekip arkadaşlarımla. Önümüzde bir yerel seçim var. Yerel seçimlerde partiden önce başkan adayı ve meclis üyeleri adayları çok önemlidir. Şuan Bakırköy’de adaylar netleşti. Bakırköy için en iyi projesi olan, profesyonel ekip ve dürüst bir yönetimin her zaman kazanma şansı yüksektir. Bakırköy’ün kültür seviyesi yüksek olduğu için boş vaatler ve hediyelerle seçmen kandırılamaz. Bakırköylü vatandaşların karşısına çıkıldığında, yerel yönetimlerdeki büyük projelerini anlatmalı, iyi bir vizyonla seçmenin karşısına çıkmalıdırlar. Bakırköy her şeyin en iyisine layıktır. Bakırköy için elele vermeliyiz. Tüm adaylara başarılar diliyorum. Eleştiri, istek ve şikayetlerinizi bekliyoruz.
Sevgi ve saygılarımla
|
|
|
Ankara'dan TDH'e Genç Katılımcılar |
|
|
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
Rahmi Turan’ın, Hürriyet Gazetesindeki 30 Kasım 2009 tarihli yazısında, “CHP’liler dört defa partiden ihraç ettikleri Mustafa Sarıgül’ü küçümsüyor, AKP’liler dudak büküyor, MHP’liler de önemsemiyor. Kim ne derse desin görünen o ki, Sarıgül hareketi büyüyor” demişti.
Dolayısı ile bu büyümeye Ankara’dan ivme kazandıracak genç yaşta Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden emekli olan, uzun süre TBMM Taburu Sosyal Tesislerinde görev yapmış, Hamza DÜRGEN’i de özellikle vurgulamak isteriz.
13 yıl gibi uzun bir süre TBMM Muhafız Taburunda siyasetçilerin ve askeri personelin birlikte kullandığı sosyal bir tesisi başarıyla yönetmiş bir isim Hazma DÜRGEN.
Şimdi Sarıgül’ün yanında olan Hamza Dürgen, Mustafa Sarıgül’ün başkanlığını yaptığı Türkiye Değişim Hareketi Partisi (TDH) Ankara ili yönetiminde siyasete başladı. TDH’de siyasete atılan böyle genç katılımcılar ile Mustafa Sarıgül ve partisinin Ankara’da güzel bir ivme kazanacağına inanıyoruz.
Haktan, hukuktan, adaletten, insan haklarından bahsetmediğimiz gün yoktur. Bu hususta bilen bilmeyen, hukukcu olsun olmasın, ahkam keseriz. Bizim gibilerin ahkam kesmesi kimseye zarar vermez. Ancak, iktidarın verdiği maddi ve manevi güçlerle yaptırım uygulayanların ahkamı, toplumun yapısında adaletin terazisinde dengeleri bozar.
Cumhuriyet Savcılarının, Adalet Bakanlığı’nın, Başbakanlığın, siyasi iktidarın maiyetindeki memurları gibi görülme eğilimlerinin olduğu bu dönemde; İsviçre’de hukuk doktorası yapmış Mahmut Esat Bozkurt’u hatırlamak ve hatırlatmak üzerimize düşen bir görevdir.
Atatürk’ün; hukukçu olarak kadrosuna dahil ettiği, Cumhuriyet’in felsefesini özümsemiş birisi olan Mehmet Esat Bozkurt’un “Cumhuriyet Savcısı” ünvanının isim babası olduğu söylenir.
Öyle ki; Atatürk Mehmet Esat Bozkurt’a sorar.”Neden sadece savcılara Cumhuriyet Savcısı denmişde diğer kamu görevlilerine, Cumhuriyet Başbakanı, Cumhuriyet Valisi değil de, savcılara Cumhuriyet Savcısı diyeceğiz?” Mehmet Emin Bozkurt’un cevabı açık ve net; “Cumhuriyet Savcısı denilmesi gerekir. Çünkü öyle zaman gelir ki; Cumhuriyet’e karşı suç işleyen başbakandan, validen, büyükelçiden hesap sorulması gerekir. İşte o zaman; Demokratik-Laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde o hesabı soracak olan ancak Cumhuriyet Savcıları’dır.
Ama öyle olmuyor galiba; İsmailağa ve Fethullah GülenCemaatleri ile ilgili soruşturmayı başlatan Erzincan Cumhuriyet Savcısı’nın Adalet Bakanlığı tarafından ne tür soruşturmalardan geçirildiği herkesin malumudur, Cumhuriyet Savcıları’nın, Adalet Bakanlığı’nın memuru gibi muamele yapılarak saygınlığının yitirilmemesi gerekmez mi?
4 Aralık 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin aşağıdaki haberi, yazdıklarımızı ne derecede doğruluyor? Biz yorum yapmıyoruz. Yorumu, okuyucularımıza bırakarak Hürriyet Gazetesi’nin haberini kısaca hatırlatmak istiyoruz.
“Başsavcı için 26 yıl istendi”
Adalet Bakanlığı, İsmailağa ve Fetullah Gülen cemaatlerine yönelik iki ayrı soruşturma başlatan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında görevi kötüye kullanmak, imar kirliliğine neden olmak ve resmi belgede sahtecilik suçlamalarıyla dava açtı. Bakanlığın 30 Kasım tarihli kovuşturma izni ile hazırlanan iddianamede şüpheli Başsavcı Cihaner’in 26 yıla kadar hapsi isteniyor.
Bu konuyu gündeme getirirken hukukun üstünlüğünü asla tartışmıyorum. Bunu kimsenin gücünün yetmeyeceğini biliyoruz. Dolayısıyla Erzincan Cumhuriyet Savcısı’nın yargılama esnasındaki konumunda yargıyı tesir edecek bir zihniyetle olmadığımızı da özellikle belirtmek isterim.
|
|
|