BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow YAZARLAR
YAZARLAR
Türkiye İle Alış - Verişte Yıldızı Parlayan Ülke Suriye PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu

ImageKüresel ekonomik krizin, hat safhaya ulaştığı bir dönemde, kriz en çok zengini, sanayiciyi, ve tüccarı vurdu. Her gün 60 bin kişinin işini kaybettiği ABD ve işsizlik oranlarının yüzde 12 yi geçtiği ülkemizle, coğrafi bölgedeki komşularımızdan sonra, en büyük nakitlerin  var olduğu, Ortadoğu ülkeleri de, ellerindeki sermayenin çoğunu  kaybettiler. Deniyor ki, Ortadoğu ülkelerinde paralar suyunu çekti. Gelir azaldı. Ve Ortadoğu ülkeleri 2,5 trilyon dolar kaybettiler. Zira Ortadoğu ülkelerinin bütün paraları ABD hazine bonosundaydı.
    İşte  bu kriz ortamımda, 640 km uzunluğundaki sınır komşumuz olan Suriye, turizm ve ihracatta, Türkiye’nin önemli bir ticari  partneri  olma yolunda.
    Turizm sektörünün Dünya çapındaki, en önemli 5 etkinliğinden biri olarak kabul edilen, EMİTT ( Doğu Akdeniz Uluslararası  Turizm ve Seyahat Fuarı )  2009 Fuarına Suriye, konuk ülke olarak katıldı. Suriye’yi, Fuarda Turizm Bakanı Dr. SADAALLAH AGHA temsil etti.
    Türkiye ile Suriye arasında son beş yılda, turizm potansiyeli gözle görülecek derecede arttı. 2003 yılında Suriye’ye, 23 bin Türkiyeli turist gelirken, 2008 yılında bu rakam  288 bine çıkmıştır.
    2003 yılında, Suriye ile Türkiye arasındaki, ticaret hacmi 100 milyon dolarken, bu rakam 5 yılda, 1 milyar 800 milyon dolara ulaştı. Beş yıl önce haftada 1 olan uçak seferleri bugün,  günde iki kez yapılıyor. 
Tüm bunların asıl göstergesi şudur. Suriye halkı ile, Türk halkının 700 yıl birlikteliğine dayanan, Osmanlıdan miras bir kültür birliği vardır. İki halkın arasındaki özlem, yollar açılınca birbirine yaklaşmıştır. Bizim yüzlerce seneye dayanan, müşterek bir tarihimiz var Suriye halkıyla. Suriye’den, Türkiye’ye gelen turist sayısı, Türkiye’den Suriye’ye gidenlerden daha fazla. Rakamlardan anladığımız, iki ülke arasındaki ilişkiler,  gelişmeye çok müsait.
DEİK  bünyesindeki,  Türk – Suriye iş konseyinin başkanı RUHSAR PEKCAN 2009 yılında, iş konseyi olarak hedefledikleri, iki ülke arasındaki, ticaret hacminin 2,5 milyar dolara ulaşmak olduğunu, bunun için,  sayın Bakanımız KÜRŞAT TÜZMEN’ de, buna destek verdiğini açıkladı.
Halep’teki kapalı çarşıda, Türk parası geçiyor. Asayiş dersen berkemal, kapalı çarşıda çin mallarının yanı sıra, ciddi miktarda Türk malı satılıyor. Halep’te her üç kişiden birisi, Türkçe biliyor. Suriye’deki bir arapa vereceğiniz en büyük hediye, İbrahim Tatlıses’ in, Sibel Can’ın veya Sezen Aksu’nun kaseti olur. Onlar Nazım Hikmeti bile biliyorlar. Nazım Hikmet çocukluğunda, Halep’te kalmış. Erol Büyükburç Halep’te okumuş. Antakya’dan, Gaziantep’ten, Halep’e , Şam’a her gün onlarca Türk otobüsleri gidiyor. Türkler en çokta Halep’teki,  “ Tembel Avrat Pazarını  ” gezmeye gidiyor. Bu pazarda kadınlar, yetiştirdikleri sebzeyi , meyveyi, hayvansal ürünleri, el işlerini satıyorlar.
Halep’te, 200’e yakın Osmanlı eseri var. Bunun dışında Halep’te, Roma’dan,  Bizans’tan, Hititlerden, Ermenilerden, Abbasilerden, Eyyübiler’den, kalan eserlerde var.
Pek çok Türk Halep’te, dükkan açmış. Gaziantep’ten, Antakya’dan, fabrika kuran işadamları var.

Mesela İslam Tarihinden bahsedersek, Şam bir örnektir. Yaşayan en eski başkent olarak Şam, bu ortamda İstanbul’la, ortak özelliklere sahiptir. Şam Müslümanlığın olduğu kadar, Hıristiyanlığında beşiğidir. SAİNT PAUL, şam’da, kabul ettiği Hıristiyanlığı, bütün Dünyaya yaymıştır. Şam’daki İslam dininin,  en kutsal yerlerinden biri olan, EMEVİ CAMİ hem Müslümanlar, hem de Hıristiyanlar tarafından kabul edilen, YAHYA PEYGAMBER mabedine, ev sahipliği yapmaktadır. Aynı şekilde Halep’teki, PALMİRA ANTİK şehri, kesinlikle gezilmesi gereken bir yer. İçinde ASPENDOS gibi, antik Roma tiyatrosu var.
Halep’in nüfusu 3,5 milyon, yakın çevresi ile 5 milyon. Yani Halep Suriye’nin ticaret merkezi. Tıpkı İstanbul gibi.
Ulaşıma gelince çok kolay. Suriye’den, Türkiye’ye gelmek isteyenler, Halep’teki Türk Başkonsolosluğuna başvuruyorlar. Bu sayı günde 500 kişiyi geçiyor, hepsine de, aynı gün vize veriliyor.
Aynı şekilde, İstanbul’daki,  Suriye Başkonsolosluğuna başvurduğunuzda, aynı gün vizenizi alabiliyorsunuz. Hatta sınırda veya havaalanında vizeyi almak mümkün.   
Dedim ya, Türkiye ile, Suriye arasındaki ticaret, turizm ve kültür alanındaki gelişmeler taktire şayan olup, her üç alanda da, özellikle ihracat ve ithalat anlamında, büyük istikbal vaat etmektedir. Tavsiye ediyorum. Ey Türk işadamları bu kriz ortamında Suriye’yi tanıyın, Halep’i keşfedin, şam’ı keşfedin. Dilerseniz bir Haleplinin, sabah Hataya veya Gaziantep’e gelip, akşam Halep’e dönmesi gibi, sizde sabah kahvaltınızı Halep’te veya Şam’da yapıp, akşam yemeğinizi Türkiye’de yiyebilirsiniz.
                 
Saygılarımla
 

 
İsrail-Filistin Savaşında Erdoğan'ın Performansı ve Türkiye PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu

Imageİsrail’in,  Gazze ye  saldırmasıyla,  burnumuzun dibinde cereyan eden, çirkin savaşta, Ortadoğu’daki, liderlerin pek çoğu başlarını kuma gömdüler.  Ağızlarına fermuar çektiler. Allahın her günü onlarca çocuğun katledilmesine, okulların ve hastanelerin bile vurulmasına seyirci kaldılar.
Savaşın ilk günlerinde, İsrail’i orantısız güç kullandığı, bu çirkin saldırıda ilk kınayan Başbakan Recep Tayip Erdoğan oldu.

Ardından hemen Suriye ve Ürdün’ü ziyaret etti. Döner dönmez, yeni yıla basının karşısında girdi.  Ertesi gün,  1 ocakta Ankara da binlerce kişinin katıldığı, büyük bir toplantı düzenledi.  Ardından Mısır ve Suudi Arabistan’a gitti.  Ve nihayet Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün Mısır’a gitmesiyle, ateşkes kesinleşti.
Savaş boyunca da, tüm Türkiye’de yüzbinlerce kişi, her gün bir başka ilde mitingler düzenleyerek, bu  hayasızca saldırıyı, insanlık dışı vahşeti, protesto etti.
Bütün bunlardan şu sonuç çıkmıştır. Ortadoğu da, güçlü bir Türkiye vardır. Bunu da Dünyaya kanıtlamıştır. Bunun anlamı şudur.   Türkiye olmadan, Ortadoğu da, siyasi kararlar verilemez.  Haritalar veya sınırlar değiştirilemez.

Gazze’de, ağır yaralıları, çocukları,  savaşın içinden ambulans uçakla alıp getiren,  en büyük gıda ve tıbbi yardımı Gazze ye tek başına ulaştıran Türkiye, yeni yıla güçünü ispatlamış, büyük bir ülke olarak, güçlü bir Başbakanla girmiştir.

ALEVİ VATANDAŞLARLA KUCAKLAŞMA
Hükümetin alevi açılımı tapuları yıkmaya devam ederek, ilk defa Diyanet İşleri Başkanı ALİ BARDAKÇIOĞLU tarafından, Alevilerin Kerbelada şehit olan, Peygamber Efendimizin ( S.a.v ) sevgili torunları, Hz. Hüseyin ve arkadaşları için, matem orucu tutanlara, muharrem ayında,  “ Aşure Mesajı ” yayınlandı.

TRT 1 ana haber bültenini Karacaahmet Camiinden yaptı.

NAZIM HİKMET – YILMAZ GÜNEY – “ AHMET KAYA ” YENİDEN

Türk Dilinin en büyük şairi NAZIM HİKMET yeniden Türk vatandaşlığına alınarak, Türkiye, Dünya kamuoyundaki, büyük bir ayıptan kurtarıldı. Türk Sinemasının en büyük aktörlerinden, YILMAZ GÜNEY  yeniden vatandaşlığa alınıp, tüm filmlerine ve eserlerine, Kültür Bakanlığınca sahip çıkılarak, ölümünden sonrada olsa, iadeyi – itibarı  verildi. Kürt sanatçı Ahmet KAYA’ nın şarkıları devletin televizyonundan yayınlanarak, Türkiye sanatçıyı bağrına bastı. 

Tüm bu yapılanlar, Türkiye’nin gerçekleriyle yüzleşip, tüm vatandaşlarıyla kucaklaşıp, ülkemizin huzur ve barışını, yeniden sağlam temeller üzerinde, inşa etmesidir.

Elbetteki bu yapılanlar, yerel seçimlere de etki yapacak. Sayın Recep Tayip Erdoğannın şahsında, Ak Partinin yerel seçimlerdeki oylarını arttıracak diye düşünüyorum.

Saygılarımla;
AHMET ALİ SALMANOĞLU
 

 
Küresel ekonomik kriz ve 1 milyar aç PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu

ImageDünya ekonomik krizle boğuşurken, 6,5 milyar olan Dünya nüfusunun, şu anda 923 milyonu açlık ve sefaletten ölümün pençesinde, tahminlere göre, 2009 yılında bu rakama 100 milyon insanın daha eklenmesi beklentisiyle, aç insanların sayısının 1 milyarı aşacağı tahmin edilmektedir.
Birleşmiş Milletlere bağlı Dünya Gıda ve Tarım Örgütünün ( FAO)  İtalya’nın başkenti ROMA da 24.Kasımda sona eren zirvesinin ana gündemi AÇLIKTI.
            Toplantı sonucu Küresel ekonomik kriz, doğal afetler, nüfus artışı ve iklim değişikliklerinin etkisi ile, tarım ürünlerinin azalması ve fiyatların artmasıyla birlikte aç insan sayısını önlemek için acilen önlem alınmasıydı.
            Krizin Türkiye’deki etkisi ise, yeni hissedilmeye başladı. Özel Sektör yatırımlarını durdurmaya başladı. Daralan iç talep büyüme verilerinde de kendini gösterdi. Yılın birinci çeyreğinde yüzde 6.5, ikinci çeyreğinde yüzde 3.4 artan hane halkı    tüketimi azalmaya devam ederek, üçüncü çeyrekte yüzde 0,3 oldu.  Merkez Bankasının mali ve reel sektördeki  karar alıcılarla her ay gerçekleştirdiği beklenti  anketinde piyasaların yıllık büyüme beklentisi yüzde 2,3 e 2009 yılı büyüme beklentisi ise, 1,7 ye kadar indi.
            Sanayi, inşaat paketinde küçülüp, vatandaş ve şirketler harcamayınca büyüme üçüncü çeyrekte yüzde 0,5 e indi. Milli gelir 768 milyon dolara ulaşmasına karşın son çeyrekte ciddi daralmalar bekleniyor.
            Sektörel  Dernekler Federasyonu ( SEDEFED )  BAŞKANI BÜLENT AKGERMAN ; açıklanan verilerin resesyona işaret ettiğini, acilen önlem alınmazsa, toplumsal gerilim yaşanabileceğini savundu.
            İstanbul Sanayi Odası ( İSO) Başkanı TANIL KÜÇÜK, 7 yıl aradan sonra göstergelerin yeniden alarm konumuna geçtiğini belirtti.
            Uluslararası para fonu ( İMF ) Başkanı DOMİNİGUE STRAUSS KAHN, finansal sistemi sorgulayarak, servetin paylaşımının doğru yapılmaması halinde, Yunanistan da bitmek bilmeyen eylemlerinin tüm dünyaya yayılacağını açıkladı. Daha önce Arjantin gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşanan sosyal patlamaların, artık gelişmiş ülkeleri de, tehdit ettiğini söyledi.
Hyundai Assan otomotiv Accent modelinin üretimine 3 hafta süreyle ara verdi. 600 işçi ücretlerinin yüzde 76 sı ödenerek izne çıkarıldı.
            Bu başlıkları daha çok uzatmak elbette mümkün. Zira küresel ekonomide kriz tüm dünya ülkelerini vurarak yayılmaya devam ediyor.
Türkiye henüz küresel krizi tam anlamıyla iliklerine kadar hissetmiş değil. Bankaların 2002 den sonra sağlanan sağlam alt yapısının yanında, İMF anlaşması beklentisi, önlem paketi hazırlığı ve olumlu geçen hazine ihalesinin etkisiyle, krizi en az hasarla atlatma beklentisine girmiş durumda.
İşsizler ordusuna geçen hafta 300 bin kişinin katılıp, oranın % 10,3 e çıkmasına rağmen, yazımı kaleme aldığım sıralarda, Merkez Bankasının çok radikal bir kararla, faizleri % 1,25  e indirmesi piyasalar ve ekonomi açısından sürpriz bir olumlu hava estireceğini sanıyorum.

 Üstelik bu anlamda göz ardı edilmeyecek önemli bir olayı burada belirtmek istiyorum. Aslında Türkiye bu krize hazırlıklı girmiştir. Neden mi ? Devlet özelleştirmeden elindekileri, krizden önce iyi bir fiyata satarak sağlam girdi. Bir çok çevre eleştiriyor ama, eğer elindekileri devlet satmamış olsaydı da, şimdi satsaydı, o  fiyatları şimdi bulamazdı. Sanki böyle bir kriz geleceğini biliyorlardı. Böylece devlet elindeki malları değerinin çok üstünde sattı. Kasasına para koydu. Doğrusu bu büyük bir başarı, kutlamak lazım. Bu da krizin etkilerini azaltabilecek önemli bir faktördür.
İleriki günlerde bekleyeceğiz ve göreceğiz. Küresel krizi en az zararla atlatmak dileğiyle, yeni yılınızı kutluyor, sağlık ve mutluluk dolu başarılı bir 2009 diliyorum.
 Saygılarımla
 

 
'Utan be adam!'- 'Tam bir rezalet' PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu

Image   Yukarıdaki başlıklar bizim değil, 1.si ‘Yeni Şafak’ Gazetesi’ne, 2.si de Cumhuriyet Gazetesi’ne ait.

    Günlerdir Türkiye’nin gündemini kilitleyen Hüseyin ÜZMEZ davasından bahsediyoruz. Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in 14 yaşındaki B.Ç.’ye yönelik cinsel istismarı nedeniyle, Türkiye birbirine kenetlendi. Kamu vicdanı oluk oluk kanamaya başladı. Her biri farklı bir kesimin sesi olan, birbirine zıt iki büyük gazete Yeni Şafak ve Cumhuriyet gazeteleri bile, aynı olay için, aynı ifadeleri içeren başlıkları gazetelerine sür manşet yaptılar. Bir başlık ta ben atmak istiyorum. Ve diyorum ki:

Sus be adam, sus artık!..

    Özrü kabahatinden büyük diye buna derler herhalde. Tüm bu olaylardan sonra, utanıp evine kapanıp susacağına, adam TV’de de, kanal kanal gezip, 70 milyon Türkiye’nin karşısında konuşmadı mı? İşte o an ipler koptu. Tüm Türkiye tek yürek oldu. Bu olayı kınamaya, daha da ötesinde sorgulamaya başladı. Hele cezaevi çıkışında onu almaya gelen karısının kameralar karşısında pişmiş kelle gibi sırıtması yok muydu, adeta kanımızı dondurdu.

    Bunun hesabını kim soracak derken, yiğit bir ses ben soracağım diye yükseldi. Bu ses Bakan Nimet ÇUBUKÇU’nun sesiydi. Öyle de olmalıydı.

    Sayın Bakan, “Çocuk hakları ve korumasıyla ilgili yasalar var artık. Onlar şikayetçi olmasalar bile biz tarafız ve şikayetçiyiz” diyerek bu olayın ciddiyetle üzerine gideceğini belirtti.

    Adama bakın yahu, ben insan içine nasıl çıkarım diye övünüp utanacağına, ekranlara çıkıp, hindi gibi kabarıyor, bir de kendince tehdit savurma babında, “Ben gazeteci vuran adamım” diye övünüyor, pes doğrusu. Küçük bir kız çocuğuna cinsel istimarda bulunulması, kamuoyu vicdanında emsalsiz bir yara açmıştır. Sanık durumundaki kişinin ise, orada burada uluorta konuşması, insanlığımızı tam anlamıyla tedirgin edip, aşırı derecede rahatsız etmiştir.

    Ben Adli Tıp Raporu’nun nasıl verildiğine, mahkemeden nasıl tahliye edildiğine girmek istemiyorum. Yargıya intikal etmiş bir konuda, fikir yürütmek haddimiz değil. Ama buradan şunu seslendirmek istiyorum. Bir ulusal gazetede yazar çizer olan, üstelik islami konularda ilahiyatçı olarak ahkam kesen Üzmez’in bu haline bakıp, Adli Tıp’tan asıl Üzmez’in kendisi için, bir rapor alınması gereğini tavsiye ediyorum.

    Ayrıca ülkenin birçok olayında bu güne değin önemli incelemeler yaparak, birçok olay aydınlatan Adli Tıp Kurumu’nu da, yıpratılmaması gereğine herkesin dikkatini çekmek istiyorum.

    Bu olay Türkiye için değil, bu suçu işlerken rol alanlar için, bir utanç kaynağı olacaktır.
    Saygılarımla



 

 
Laik Türkiye Mücadelesine Zarar Veren En Üst Seviyeden Bir Yönetici CHP'li Önder Sav PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu

A. Ali SALMANOĞLU
A. Ali SALMANOĞLU
Yüzde 98’i Müslüman olan bu ülkede, halkımızın değerlerini bilmiyorsak, inançlarına saygı gösteremiyorsak, yapacağımız iş veya meslek asla siyaset olmamalıdır.

    Sayın CHP genel sekreteri Önder SAV maalesef bu gafı yapmıştır. Ankara ELMADAĞ’ da, Hacca gitmek isteyen bir partiliye aynen şunları söylemiştir.
   ------ “ Hacca gidip Araplara para kaptırma  ”…     
Bu az gelmiş olmalı ki,  daha da zalimcesini söylemekten geri kalmamış;
------ “  Bakarsın Muhammet seni orada bırakmaz ”…
Bravo Önder SAV’ a,  demek ki bu güne değin siyaseti bu üslupla yapıyormuş, ya da bir başka deyişle, laiklik anlayışı bumuymuş acaba?
Sayın Önder SAV, namaz kılar mısınız? Bilmiyorum ama en azından mutlaka bir veya daha çok, yakınlarınızın cenaze namazına katılmış olduğunuzu düşünüyorum. Ve böyle bir ortamda da,  Allahın elçisinin mübarek isminin önüne, Hazret – i koymanın peygamber efendimize İslam dinindeki, inanç ve saygının bir gereği olduğunu, mutlaka duymuş ve öğrenmiş olmanız gerekiyor diye düşünüyorum.  Acaba “ Muhammed ” ismini sıradan bir isim gibi kullanmakla neyi kastetmişsiniz? Sorabilir miyim lütfen?    
İslam dinine hakaret etmeyi mi? İslam dinin tek ve ahir zaman peygamberine saygısızlık etmeyi mi? Yüzde 98 i Müslüman olan Türk Halkına hakaret etmeyi mi? Bir Müslüman olarak inançlarımızı aşağılamayı mı? Veya şahsınızın bu inançta olmadığını mı? Ya da hiçbiri değil de, başka bir şey mi kastettiniz? Nedir, neyi kastederek bu cümleleri kurdunuz.
Lütfen bunu bizimle paylaşarak kamuoyuna açıklayınız.  Aksi taktirde kafamızda şekillenen bir sorunun cevabını buluncaya kadar, ıstırap içinde olacağız.
Bir de diyorlar ki, sözlerinizin televizyon kameraları tarafından kaydedildiğini fark ettiğinizde, bir espri yapmak istemişsiniz.
Ve demişsiniz ki;
“ Ben burada kamera olduğunu bilmiyordum ”
Yani Önder SAV Beyefendi bunu size hiç mi hiç yakıştıramadım. Özrünüz kabahatinizden büyük. Bence siz hemen, hem de şimdi,  bütün siyasi görevlerinizden istifa ediniz.
Bu köşeden Sayın CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL ’a, CHP yönetimine sesleniyorum. CHP olarak laiklik anlayışınız bu değilse “ eminim ki değildir. ” Lütfen hemen gereğini yapınız.
Yıllardır CHP olarak meydanlarda söylüyorsunuz.  “ Dini ticarete ve siyasete alet edenlerin karşısındayız. ” Eğer bu sözler sizinse, bu sözlere sahip çıkıyorsanız, Önder SAV’ ın yaptığı gaf,  laik devletten yana verdiğiniz mücadeleye zarar vermiştir.
Bu sözler bir densizlikten ibarettir. Mademki laiklik anlayışınız bu değil, mademki Önder SAV’ ın sarf ettiği bu talihsiz sözler CHP’nin laiklik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır, lütfen gereğini yapınız.
TV ekranlarına çıkın, Yüzde 98 ‘i Müslüman olan bu ülkeden özür dileyin. Önder SAV’ ı ihraç edin. Ne yaparsanız yapın ama mutlaka bir şey yapınız.


Susmakla, kaçmakla 70 milyonun yüreğinde açılan bu yarayı tedavi edemezsiniz.
Çok hassas bir dönemden geçen ülkemizde, laiklik mücadelesinde en çok zarar veren CHP’li olarak gazetelerden, televizyonlardan kaçan Sayın Önder SAV kaçarak bu ayıbı örtemez. Gerçeklerle yüzleşmekten asla kaçamaz. 70 milyonun önüne çıkıp, devirdiği bu çamdan ötürü özür dilemelidir. Özür dilemekte onurlu bir davranıştır.
Eğer Önder SAV bu özrü dilemezse, bu sorumsuzluğunun, bu halkının değerlerini bilememenin, bilemeyip te üstüne bu değerlerle DALGA GEÇMENİN bedelini, bu halk er ya da geç sandıkta keser.
CHP Genel Başkanı Sayın Deniz BAYKAL’ a ve CHP sayın yönetimine sesleniyorum. Gelin Laik Demokratik bir Hukuk Devleti olan ülkemizde, bir ilke imza atın.  Laik Türkiye mücadelesine zarar veren bu yöneticinizi onurlu davranarak, istifa etmediği taktirde, gerekeni siz yapın, partiden ayrılmasını sağlayın.
Yerel ve genel seçimler geliyor.  Bu halk bu sözleri unutmayacaktır. Sorumsuzluğunun, duyarsızlığının, haddini bilmezliğinin faturasını bu halk, her zaman sandıkta söylenen sözlerin sahibine veya sahiplerine ödetmiştir. Ödetmeye de devam edecektir.

 
SAYIN; KADİR TOPBAŞ'A TEŞEKKÜR EDİYORUZ PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu

ImageOlumsuzlukları, ülkemizin ve İstanbul’ un sorunlarını yazdığımız bu köşemizde, yapılan hizmetleri ülke kalkınmasında, çağdaş ve uygar bir seviyeye gelmemizde, bu ülkeye emeği geçen herkesi de yine köşemizde yazmak boynumuzun borcudur.


    Bakırköy özgürlük meydanındaki, olumsuz tabloyu yazdığımın ertesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin özgürlük meydanındaki çalışmalarını görünce çok sevindim. Müthiş bir şeydi bu. Yıllardır Bakırköy’ün sembolü olan özgürlük meydanı, bakımsızlıktan dökülmekte, işporta pazarına dönüşmüş olup, bir çöplük görünümündeydi, bu da Bakırköylüleri oldukça rahatsız ediyordu.


    İşte böyle bir ortamda, Büyükşehir Belediyesinin özgürlük meydanını modernize etme çalışmalarına başlaması, Bakırköylüleri oldukça sevindirmiştir. Büyükşehir Belediyesinin bu meydanı daha önceki yazımızda belirttiğimiz gibi, çağdaş ve modern bir görünüme kavuşturacağına yürekten inanıyoruz.


    Buradan, yapılan çalışmalardan ötürü Bakırköy ve Bakırköylüler adına, İstanbul adına, Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı KADİR TOPBAŞ’ a teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz. Yerel seçimlerin yaklaştığı bir dönemde, Büyükşehir Belediyesinin yaptığı bu çalışma Bakırköy’e sahip çıkma açısından, Bakırköylüler için oldukça önemlidir.


    Sayın KADİR TOPBAŞTAN, ZAMLANAN ELEKTRİK İÇİN DE, BAKIRKÖYLÜLER ADINA BİR DİLEĞİMİZ VAR.
    Malum elektriğe Ocak 2008’den bu yana, % 39 luk bir zam geldi. Bu zam evlerde kullanılan elektrik faturalarını oldukça yükseltecektir.
    Zira petrol fiyatları rekor üstüne rekor kırmaktadır. Yılbaşından bu yana % 40 değer kazanan ham petrolün fiyatı, geçen hafta yeni bir rekora imza attı. ABD ham petrolün Ağustos kontrat fiyatı 2 dolar birden yükselerek, en büyük zamların rekoru olan 142.26 dolara çıktı. Uluslararası Enerji Ajansı Nabuo Tanaka bu aybaşında Dünyanın ÜÇÜNCÜ BÜYÜK ENERJİ KRİZİNDE olduğunu söyledi ve enerji devrimi çağrısı yaptı.
    Ayrıca OPEC başkanı Şekip Celil ‘de yaptığı açıklamalarda, petrol fiyatlarının bu yaz 170 doları geçebileceğini ancak, ABD ile İRAN arasındaki atom programı gerginliğinin tırmanması halinde, petrol fiyatlarının 200 – 300 hatta 400 doları görebileceğini söyledi. Sonuç olarak elektriğe zamlar sürebilir. Bu nedenle de,  nasıl ki geçmiş dönemde, İstanbul su tasarrufu yapmaya başladıysa, bu günde elektrik tasarrufu yapmak zorundayız. 
    Geçen yaz su tasarrufu için İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul için sudan nasıl tasarruf edebiliriz? Sorusuna açıklık ve alternatifler sunan büyük bir resimli şıtandı Bakırköy özgürlük meydanına koymuştu.  O şıtand su tasarrufu konusunda pek çok vatandaşımıza yapıcı sonuçlar vermişti.
    İste Sayın KADİR TOPBAŞ ’tan tekrar rica ediyoruz.  Elektrik tasarrufu için de neler yapılabileceğini gösteren resimli bir şıtandı, meydana koyarlarsa, meydandan her gün gelip geçen milyonlarca insana, bu elektrik tasarrufu şıtandının çok önemli faydaları olacağına inanıyorum.

Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız lütfen! “ ELEKTRİK TASARRUFU ”için de, böyle bir şıtandı hazırlayıp, özgürlük meydanına koyar mısınız? 
Buradan,  bu köşeden sayın başkana yaptığım bu çağrının, karşılıksız kalmayacağına yürekten inanıyor, Sayın KADİR TOPBAŞ’ a Bakırköylüler ve İstanbullular adına bir kez daha teşekkürlerimi,  saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Saygılarımla
 

 
SAHİPSİZ ÖZGÜRLÜK MEYDANI VE YEREL SEÇİMLER PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu
ImageÖzgürlük satın alınamayacak kadar pahalıdır demiş bir filozof. Demokrasi deyince de, ilk akla gelen ÖZGÜRLÜKTÜR. İnsanlar için

İşte bu meydan, bu adını, bu kadar güzel bir tanımdan almış. Almış almasına da günde en az bir milyon, hafta sonları 2 3 milyon insanın özgürce üstünde dolaştığı bu meydanın, ne yazık ki, kendisi özgür değil.

Bakırköy Özgürlük Meydanından  bahsettiğimi anladınız sanıyorum. Evet, bu gün,  Bakırköy Özgürlük Meydanını yazmak istedim.


Bir inşaat, bir şantiye olmamasına rağmen, orda burada moloz yığınları yığılmış kalmış. Kışın açılıp kırılmış Arnavut Kaldırım Taşlarının arası çöp ve sigara izmaritleriyle dolmuş. Biraz ilerleyince tam istasyon girişi hizasına doğru,  bu çatlak ve kırıklara dökülüp sıkışan yemek artıkları, 30 dereceye varan yaz sıcağının etkisiyle öylesine kokuyor ki, burnumuzu tıkayarak geçmek zorunda kalıyoruz. Biraz sola doğru döndüğümüzde daha kötü ve müthiş bir koku genzimizi ve bedenimizi tiksindirici bir duyguyla ürpertip geçiyor.  Mevcut direklerin boyaları, sıvaları dökülmüş, yerler ve merdivenler harabeye dönmüş,  tam bir terkedilmişlik. Çevre kirliliği hat safhada, yerlerde hijyenden eser yok. Sıcaklar böyle giderse, kokuların daha çok artıp, yerlerin hastalık saçacak duruma gelmesi dahi düşünülebilir. Ya da ileriki safhada bu meydan işporta pazarı veya taze meyve pazarı gibi,  sıfatlar alabilir. Ama bunları asla düşünmek bile istemiyorum.

Bakırköy gibi gündüzleri nüfusu 3 milyona çıkan, çağdaş modern bir ilçenin tam göbeğindeki bu meydanın sorumlusu kim?  Dergisini  Gazetesini tanıtıp, satan bu meydana geliyor. Siyasiler stand ve afişlerini buraya dikip, asıyor.  Toplumsal ve sosyal tüm çağrılar, faaliyetler bu meydandan seslendiriliyor. Önüne gelen, ihtiyacı olan her kurum, kuruluş bu meydanı tepe, tepe kullanıyor. Büyükşehir Belediyesi meydanın müdavimlerinden. Bakırköy Belediyesi, tanıtım ilanları,   Siyası - Sosyal faaliyetleriyle,  afişleri ve stantlarıyla her gün özgürlük meydanında.

Şimdi buradan, önce Bakırköylü vatandaşlarımın adına,  sonrada tüm İstanbul adına soruyorum: BU MEYDANIN SORUMLUSU KİM ? Kullanırken tepe tepe kullanıyorsunuz. Ama bakıma gelince, bu meydana çivi çakmaya gelince,  Kimse yok ! Hepimizin ortak malı olan Bakırköy’ün göbeği, İstanbul Avrupa yakasının önemli bir meydanı olan,  kamuya mal olmuş, özgürlük meydanına lütfen sahip çıkalım.  Ve ey bu meydanı kullanan, Bakırköy’den, Bakırköylülerden, İstanbullulardan, oy almış seçilmişler, size sesleniyorum. Artık bu meydanı adına yakışır bir şekilde restore edip, yenilemeliyiz.

Yerel seçimler gün sayıyor, siyasi partiler en güzel tanıtımlarını bu meydandan yapacak, siyasi partilerin adayları en ateşli nutuklarını bu meydanda söyleyecek. Ama kim kazanacak biliyor musunuz?  Bugünden bu meydanı Bakırköy’e, Bakırköylülere özgürlüğe yakışır şekilde restore edebilen, özgürlüğün bir başka simgesi kırmızı karanfilleri, bu meydandan geçen,  geçecek olan milyonlarca insana,  kadına, erkeğe, çocuğa  Bak işte İstanbul’a, Bakırköy’e, insanlarımıza, size yakışır bir meydan yaptım diyerek, gülümseyecek,  verebilen,  verebilecek olan,  siyasi irade kazanacaktır. Eminim, inanıyorum, inancım tamdır.

Çevre kirliliği olmayan,  özgür ve özgürlüğe yakışan, bir özgürlük meydanı dileğiyle, tüm Bakırköylülere ve Bakırköy’de yaşayanlara saygılarımı sunarım.                                                                                                                       

Saygılarımla
 
O GÜN BAKANDI... BUGÜN BELEDİYE BAŞKANI!.. PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu

ImageNe acı bir gerçektir ki, tekerrür eden tarih gelişen ülkemizi, en önemlisi sağlığımızı bu çarpık anlayışa “ Siyasi Şov’a ” kurban etmektedir.

Aksaray’dan gelen ilk haberler, binlerce kişinin hastanelere ishal, bulantı ve kusma şikayetiyle akın ettiğini belirtiyordu. Aksaray’daki bu vakaların hemen arkasından, Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinden de, benzer şikayetlerle vatandaşların hastanelere başvurduğu haberleri gelmeye başladı. Bir telaştır başlamıştı. TV ler de, gazetelerde bir anda gündem değişmiş herkes bu konu üzerine yoğunlaşmıştı. TV ekranlarında bir sürü uzman boy gösteriyor, bol, bol ahkam kesiyordu. Medyada uzmandan geçilmiyordu. Bir sürü sebep sıralanıyordu ama asıl sebebin ne olduğu henüz tam net değildi.

İşte bu sırada bazı uzmanlar, bu kadar çok vatandaşın, sayıları on binleri bulan hastaların, bulantı, ishal ve kusma şikayetlerinin olsa, olsa içme suyundan kaynaklanacağını söylediler. Tespit doğruydu. Öyle ya yaşamımızın olmazsa olmazlardan biride    SU ” idi. Bu kadar insanın hastalanması içme suyunun dışında başka bir şeyden olabilir miydi ?  Vay sen misin bunu diyen !.... Belediye Başkan Vekili ÖZDİL hemen kameraların karşısına geçmiş, elindeki bardağa su doldurup, doldurup içerek şovunu yapmaya başlamıştı. Ve tarih tekerrür ediyor;

“ İşte içiyorum, sizde için    diyerek, Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cavit Aral’ı hatırlatmıştı.

Ve ne acıdır ki, bu şovla vatandaşı yanlış yönlendiren Belediye Başkanı vakaların artmasına, hasta sayısının on binlere ulaşmasına sebep olmuştu.

Yıllar önce o zamanın Sanayi ve Ticaret Bakanı Cavit Aral’da,  Çernobil faciasının Karadeniz’i etkilemediğini göstermek için, yine kameraların karşısına geçip çay içmişti.               

Ve SU şebekesine KANALİZASYON karışmış. Evet, Belediye Başkan Yardımcısı Sadi ÖZDİL’ in şebeke suyundan bardakla su içerek, suyumuz temiz diye şov yaptığı Aksaray’daki, salgın hastalığın nedeninin, içme suyu şebekesine, kanalizasyon karışması olduğu anlaşılmıştır.

Bu önemli açıklamayı Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Seracettin ÇOM yapmıştı. Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ’ da “ Aksaray’da, 4 Mayısta su şebekelerinde tamirat yapılmış ve bir hafta sonra ishal salgını görülmüş ”  açıklaması yaptı.

Heyette bulunan Ankara Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Şefi Doç Dr. Hürrem BODUR da, salgına “ Norovirüs” ün neden olduğunu, kanalizasyon şebekesinin kısa bir sürede içme suyuna karışmasından aynı anda çok kişiye bu virüs bulaşmış, şeklinde açıklama yaptı. 

Ne yazık ki, şovun gafı devam ediyordu. Bu kez de Aksaray Belediye Başkanı Nevzat Balta bunca bilimsel bulgu ve tespitlere tepki gösterip, “ Sağlık Bakanlığının yaptığı açıklamayı kabul etmiyorum ” deyip, midesi karışan vatandaşımızın kafasını da karıştırmayı becerdi doğrusu.

Bu şovlar olmasaydı, belkide hasta sayıları Aksaray’da 10 bine, Konya’da 5 bine ulaşmayacaktı.

Sağlığımızla oynayan,  sağlığımızı hiçe sayıp kameralar karşısında şov yapan herkesi kınıyorum. Bu suçu işleyenlerin Türkiye Cumhuriyetinin Bağımsız Yargısının önünde bu sorumsuzluklarının hesabını vereceklerine inanıyorum.

Gazetemizin kıvılcım köşesinden, AKSARAY – ŞEREFLİ KOÇHİSAR ve KONYADAKİ tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun der, acil şifalar diler, birilerine de

“ GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM  ” sözünü hatırlatır. Tarihin bu tablosu bir daha tekerrür etmez inşallah dileklerimle, saygılarımı sunarım.

 
Anneler gününde "vahşet" asla milletimizin bir yaşam tarzı olamaz PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu

Image700 yıllık şerefle, şanla, sanatla, insanlık örnekleriyle dolu olan kültürel tarihi bir zenginliğe sahip  geçmişimiz, 20. yüzyılda toplumsal yaralar almaya başladı.

Nereye gidiyoruz ? Büyüklerin küçükleri sevdiği, küçüklerin büyükleri saydığı,  Zenginlerin yoksullara yardım ettiği, örnek meziyetlere sahip olan, tüm bu özellikler genlerinde var olan,  Müslüman Türk Milleti bu yozlaşmayı, yaşanan vahşetleri, kaldırabilir mi ?

Neden mi bahsediyorum; “ SON BİR AYDA YAŞANAN BEŞİNCİ ANNE CİNAYETİNDEN ” Elini öpüp, hayır duasını aldığımız, büyüdüğümüzde baş tacı yaptığımız ANNELERİMİZİ boğazlamaya başladık.

Son bir ayda Mersin, Ankara, Konya ve Bursa’ da yaşanan çocukları tarafından katledilen talihsiz annelere 5. si eklendi.

İlk katliam 21. Martta Mersinde yaşandı. 42 yaşındaki Durdu YAŞAR,  71 yaşındaki yatalak annesi Gülkız YAŞAR’ ı  acı çekiyor diye, boğazını keserek öldürdü.      

24. Martta Ankara da yaşayan, annesi ve babası ayrı olan,  hem de hukuk öğrencisi  21 yaşındaki  “  Başak AYDINTUĞ ”  annesi Prof. Dr. Olcay TİRYAKİ’ nin boğazını keserek öldürdü.

Bu cinayetten sadece bir gün sonra, Konya’ da yaşayan 33 yaşındaki Benal SÖNMEZ,  64 yaşında olan annesi Sebahat GÜLBEYAZ ’ı bıçaklayarak öldürdü. Vahşete bakın, öldürdükten sonra kafasını, kollarını ve bileklerini keserek cesedini parçalamış, ben bunları yazarken bile ürperiyorum. Seni doğurup Dünyaya getiren, seni besleyip büyüten, sana ninniler söyleyen, sacını okşayan o güzel ellere nasıl kıydın ? nasıl kesip parçalayabildin. Tıpkı bir vahşetin korkunç film kareleri gibi. 

Ve 4.  Vahşet Bursa da  yaşandı. 03.NİSAN. 2008 Bursa’ da, psikolojik tedavi gören 25 yaşındaki Sunay YILDIZ annesini tam 12 bıçak darbesiyle öldürüp, ablasını da yaralıyor.

5. Vahşet yine Bursa da ama ne vahşet , vahşetin sebebi cinayetten daha da korkunç. Bursa’ daki Fatma ÇAKIR, 2 yıl önce kocasından boşanmış. Birisi erkek olan 4 çocuğu ile, Bursa da Alemdar Mahallesine taşınıp ev kiralamış, Fatma ÇAKIR eşinden ayrılmış, 4 çocuğuna bakmak için çalışıyor didiniyor, onlara kol kanat geriyor. Gecesini gündüzüne katıp, annelik görevini özveriyle yapmaya çalışıyor. Bir kızı var “ Zeynep Dayı ”    Zeynep İzmir İlahiyat Fakültesinde okurken, 3. sınıfta bazı psikolojik nedenlerle okulu terk eder, annesinin yanında yaşamaya başlayan Zeynep Dayı, bir gün annesine,  ---- Beni neden evlendirmiyorsun ? diye çıkışır. Tartışma sonunda da,  annesine  ---- “  KISMETİME MANİ OLUYORSUN ” diye bağırarak annesini bıçaklar.

57 yaşındaki talihsiz anne Fatma Çakır, evde karnına yediği  bıçak darbesinden sonra, kızının bıçak darbelerinden kurtulmak için, kendisini dışarıya atar. Atar ama nafile, koklayıp büyüttüğü, yemeyip yedirdiği, içmeyip içirdiği, uyurken başını okşadığı, üstünü örttüğü kızı  ZEYNEP Azrailli olmuş peşindeydi.

Ve Zeynep annesi Fatma Çakır’ı  merdivenlerde yakalayıp,  tam 19 kez annesini bıçaklıyor.  Evet tam 19 defa  sebep ?  kısmetime mani oluyorsun……..

Sevgili okurlarım vahşete bakın. Elini öptüğümüz, cennet ayaklarının altındadır dediğimiz, ayaklarını bile duraksamadan öpmemiz gerektiğine inandığım o ak saçlı nur yüzlü annelerimizi boğazladığımıza inanmak istemiyorum. Ama ne acıdır ki,  bunlar maalesef  gerçek.

VE BİR VAHŞET DAHA !....

“ BURSADA ALKOLLÜ  ZORBALAR,  GECE  94 YAŞINDAKİ  KADININ  CAMINI KIRIP, EVİNE GİRDİLER. 94 YAŞINDAKİ KADINA ZORLA TECAVÜZE KALKTILAR ” 

Biz nereye gidiyoruz ? Nasıl bu günlere geldik.  Bunu hep beraber sorgulamamız gerekiyor.  Sorgulayacağız sebebini bulacağız, ve yeniden özümüze , kültürümüze, saygı ve sevginin hakim olduğu  toplumsal yapımıza  döneceğiz. Bunun için herkese görev düşüyor.  Başta Anne ve Babalara, Medyaya, Milli Eğitim Camiasına ve Devletimize.

Lütfen  görsel medya TV ler, şiddet içerikli filmleri kaldırsın. Öğretmenler, Anne ve Babalar çocuklara şiddet uygulamasın. Sokakta, trafikte birbirimize saygılı olalım.  Ve devlet tüm bunları hakkıyla denetlesin.

Ve bizler, çocuklarımız, yeni yetişen nesil  gençlerimiz, sadece bayramlarda değil,  her gün evden çıkarken, o ak saçlı nur yüzlü annelerimizin ellerini öpelim. Hep birlikte oturup, bu vahşeti  lütfen  sorgulayalım.

Hunharca boğazlanan ANNELERDEN toplumumuz adına, Milletimiz adına,  özür diliyorum.  Eli öpülesi  saygıdeğer tüm ANNELERE  saygılarımı  sevgilerimi sunuyor, ellerinden öpüyorum.

A.  Ali Salmanoğlu

 

 
HRANT DİNK CİNAYETİ VE TÜRKİYE'NİN KARANLIK CİNAYETLER AYI "OCAK" PDF Yazdır E-posta
Ali Ahmet Salmanoğlu
ImageSaygıdeğer okuyucularım;    Bugün bu köşeden hepimizi ilgilendiren, bir iki konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Edirne’den, Ardahan’a  her nerede yaşıyorsak, Bakırköy’de de, otursak, bu ülke hepimizin şüphesiz. T.C. Vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes TÜRKTÜR ….   

Yazımın başlığından da, anlamışsınızdır mutlak Hrant Dink  cinayetinden bahsedeceğiz. Bu yazı gazetemiz sütunlarında yayınlandığında, şüphesiz köprülerin altından çok sular akmış olacak. Herkes bu konuda çok şeyler yazıp söyleyecek.

Ama bazı gerçekler değişmeyecek. Örneğin Hrant Dink bir daha aramızda olamayacak. Hunharca işlenen cinayetler listesi,  bir gazeteci daha öldürüldü diye, uzayıp gidecek. Hrant Dink’in vahşice öldürülmesini bütün kalbimizle kınıyoruz. Katilleri lanetliyoruz. Kendisine Allahtan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyoruz.

Hrant Dink bir gazeteciydi. Bu ülkede doğmuştu. Bu ülkede büyümüştü. Hem de yetimhanelerde  büyümüş, büyüyünce gazeteci olmuştu, Ermenilerle – Türkler arasında insani köprülerin daha güçlü olması için çalışıyordu. Yazılar yazıyordu. Fakat Berlindeki, bir konferansta, Ermeni Diosporası bile onu, “ Sen Ermeni değilsin” diye dışlamıştı. Gazeteci Dink, ne Hz. İsa’ya, ne de Hz. Musa’ yaranamamıştı. Tabir caizse, Kilise ile Cami arasında sıkışıp kalmıştı. Yazdığı bir makalede, Türklüğe hakaret suçu ile, Türkiye Cumhuriyetinin Bağımsız Mahkemelerinde yargılanmış, ceza almış ve bu cezası da tehir edilmişti.

Ne hazindir ki, öldürüldüğü gün aldığı cezanın aksine, cinayet büyük tepki görmüş. Tüm Türkiye medyasıyla,  sivil toplum örgütleriyle, halkıyla ona sahip çıkmıştı. Öyle ki, Bakanlar kurulu yarıda kesiliyor, TV  ler cinayeti manşetten veriyor. Gazeteler 2. baskısını yapıyor, protestoların sayısı çığ gibi büyüyordu. Cenazesi de bu tepkinin ışığında muhteşem olmuştu. Yüzbin kişi diyordu gazeteler, cenazeye katılım oldukça fazlaydı. Söylediği  gibi her şeyden vazgeçmiş, ülkesinden vazgeçmemişti. Ve ülkesinde kalmıştı. Öldüğünde!  Ülkesi  de, onu ölümünde şefkatle bağrına bastı.

Yalnız burada dikkatimi çeken bir şey vardı, atılan sloganlar “ Hepimiz Ermeniyiz ”  bu sloganı kim  bulmuştu. Kalabalık, içinden geldiği gibi mi söylemişti, yoksa birileri tarafından özelliklemi seçilmişti? “ Hepimiz Hrant Dink’iz ”  zaten yetiyordu. Doğrusu “ Hepimiz Ermeniyiz ” sloganı can sıkıcıydı, olmasaydı daha iyi olurdu.

Bu kurşun, ülkeye ve ulusa sıkılmıştı. Cenaze törenindeki kalabalık, uluslararası camiaya birlik  ve beraberlik mesajı vermekteydi. Ama bu slogan doğrusu ayırımcılıktı. Birde dikkat ettim.  Bu cenaze, Türkiyedeydi , ama bir tek “ TÜRK BAYRA⁄I ”  yoktu. Kendi kendime sordum, unutulmuş olması mümkün müydü? değildi,  olamazdı. Ona da bir anlam veremedim doğrusu.

Daha önceki hunharca öldürülmüş, katledilmiş, gazetecilerimizin cenazesi geldi gözlerimin önüne, U⁄UR MUMCU, AHMET TANER KIfiLALI, BEHİYE ÜÇOK, MUAMMER AKSOY, onların cenazelerinde de,  böyle tüm TV kanalları 24 saat programlarını bu olaya ayırmışlarmıydı ? Zamanın hükümeti Bakanlar Kurulunu yada önemli toplantılarını  yarıda kesmişlermiydi ? Gazeteler, günlerce üst üste sadece  o olayları manşet yapmışlarmıydı ? Doğrusu hatırlamıyorum. Bir tek hatırladığım o cenazelerde binlerce “ TÜRK BAYRA⁄ININ ” ellerde dalgalanmasıydı.

Aslında Ocak ayı geçmişte  de, kalleş cinayetlerin işlendiği bir ay olmuştur. 

24. OCAK  - U⁄UR MUMCU

29. OCAK  - GAFFAR  OKAN

19. OCAK  - HRANT DİNK

Ve buradan GAFFAR OKAN’ı da,  rahmetle anıyor, yakınlarına tekrar sabır ve başsağlığı diliyoruz.           

Ve bir 24. OCAK  daha “ İSMAİL CEM ” tabii şimdi İSMAİL CEM’ in  onlarla ne ilgisi var diyeceksiniz. Onun cenazesinde  “ Hepimiz İSMAİL CEM’ iz ” denmedi, çünkü o kanserden gitti.

İSMAİL CEM’ den bahsetmişken, bu çok değerli devlet adamı, bilenin bilmeyene anlattığı, hepimize hizmeti dokunan bu güzel insana,  bir daha Allahtan rahmet , ailesine ve devletimize  de, başsağlığı diliyorum. İSMAİL CEM’ i hatırlarken, bir şeyi yazmadan geçemeyeceğim.  

Ne yazık ki,   bu güzel ve vefalı insanın cenazesinde, görmeyi istediğim ama göremediğim birisi vardı ? “ KEMAL DERVİfi ” , İSMAİL CEM’ e en büyük siyasi kazığı atıp, sonra da bir şey olmamış gibi, çekip giden “ KEMAL DERVİfi ” ne dersiniz. İSMAİL CEM’ in kanser olmasında KEMAL DERVİfi’ in payı varmıdır ? Acaba…..  

Saygılarımla
   
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 81 - 90 Toplam: 92