|
Tacettin Aktaş
|
Bakırköy’ün tarafsız bağımsız cesur siyasi yaşam gazetesi olma gururunu yaşarken, Bakırköylü hemşehrilerimede teşekkür ediyorum. 11 yıl önce başladığımız yayın hayatına o günkü heyecan nasılsa, şimdi de o heyecanı duyuyoruz. Her sayımızda okurlarımızdan gelen olumlu tepkiler beni ve ekip arkadaşlarımı oldukça sevindirdi. Şimdi iyi bir şeyler yapmış olmanın hazzı ve sizlerin bu desteğiyle, yükümüzün ve sorumluluğumuzun daha da arttığının farkındayız. Her sayının bir öncekini aratması, hatta bir öncekilerden daha iyi olması gerektiğinin bilincindeyiz. Bir Bakırköylü olarak Bakırköy’ün gelişmesi ve gözde bir ilçe olmasını her zaman istemişimdir. Bundan dolayı bize düşen görevi en iyisini yapmaya çalışmışımdır ekip arkadaşlarımla. Önümüzde bir yerel seçim var. Yerel seçimlerde partiden önce başkan adayı ve meclis üyeleri adayları çok önemlidir. Bakırköy için en iyi projesi olan, Bakırköylü ve dürüst bir yönetimin her zaman kazanma şansı yüksektir. Bakırköy’ün kültür seviyesi yüksek olduğu için boş vaatler ve hediyelerle seçmen kandırılamaz. Bundan dolayı partiler şimdiden çalışmaya başlamalı ve yönetim ekibini kurmalıdır. Bakırköylü vatandaşların karşısına çıkıldığında, yerel yönetimlerdeki büyük projelerini anlatmalı, iyi bir belediye başkan adayı ve ekibiyle seçmenin karşısına çıkmalıdırlar. Bakırköy her şeyin en iyisine layıktır. Bakırköy için elele vermeliyiz. Eleştiri, istek ve şikayetlerinizi bekliyoruz. Bir dahaki sayıda görüşmek üzere hoşçakalın. Sevgi ve saygılarımla…. |
|
|
Bakırköylü olmak ayrıcalıktır... |
|
|
|
|
Tacettin Aktaş
|
Geldi geliyor derken 2008’in ilk günlerini geride bıraktık bile. Arkanıza dönüp bir bakın ve bu kadar süre içinde neler yaşadığınızı hatırlamaya çalışın. Ülkemiz içinde olup bitenler, dünyada yaşananlar… Sizin yaşadıklarınız. Sevinçler, hüzünler, mutluluklar, ayrılıklar, bırakıp gidenler ve yeni gelenler, yeni aşklar, sevdalar sevdalılar. Bizim sevdamızda Bakırköy Ekspres. Her sayımızda geçmişe bir bakıp, bir öncekinden daha iyi, daha kaliteli bu yayında neler yapabiliriz diye düşünüyoruz. Sizden aldığımız güçle, sadece siz Bakırköylüler için.
Sevgili okurlar Bakırköy Ekspres gazetesi olarak haber maratonunda iyiyi, doğruyu tarafsızca sizlere aktarmak, önceki yayınladığımız sayılardan daha kapsamlı, içeriği daha zengin bir gazete sunmak için çalıştık. Geriye dönüp baktığımız zaman ülkemizde ve dünyada yaşananlar, sizin yaşadıklarınız, tekelci ve iş birlikçi medyaya ne yazık ki tam anlamıyla aksetmiyor. Yazılanlar kamu yararı değil, patron yararı göz önüne alınarak yapılıyor. Genel baktığımızda Bakırköy ilçesi olarak da medyada fazla yer almıyoruz. Bu açığı bir Bakırköylü olarak kapatmak için 11 yıl önce yola çıktık. Siz değerli okuyucularımızın sayesinde başardık. Şuan Bakırköy’ün tarafsız bağımsız cesur gazetesi olma gururunu yaşıyoruz. Bundan dolayı teşekkür ediyorum.
Bir Bakırköylü olarak her zaman Bakırköy ve Bakırköylü için en iyisini istemişimdir. Bu nedenle Bakırköy’e yapılan proje ve yatırımlar beni heyecanlandırır ve sevindirir. Bakırköy’e büyük hizmeti tabi ki yerel yönetim yapmaktadır. Yerel yönetimin başarısını da yazarken, zaman içinde yanlışları da yazmışızdır. Bu anlamda basın ahlak ilkeleri doğrultusunda Bakırköylü hemşerilerimizin istek şikayetlerini dile getirdik ve bu yolda devam edeceğiz. Her yapılan başarılı yatırım ve projelerin yanında olup, bunu Bakırköy kamuoyuna duyurmak en önemli görevlerimiz arasındadır. Her kesimle Bakırköy için el ele vermeliyiz. Biz gazete olarak Bakırköy ve Bakırköylünün yanındayız. Eleştiri, istek ve şikayetlerinizi bekliyoruz. Bir dahaki sayıda görüşmek üzere hoş cakalın.
Sevgi ve saygılarımla… |
|
|
Birlikte yaşamanın incelikleri |
|
|
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
Cumhuriyetimizin 85. yılını coşku içerisinde kutladık. Temennimiz bölünmez bütünlük, birlik ve beraberlik içerisinde nice yıllara…
Özellikle niçin bölünmezlik temennisinde de bulundum? Cumhuriyetimizin 85. Yıldönümü sevincine, coşkusuna çomak sokarcasına DTP’li milletvekillerinin kutsal meclis çatısı altında dağıttığı, ayrı bir devlet kurma çabasıyla ‘federasyon ve özerlik talebi’ni ihtiva eden 40 sahifelik kitapçık/ broşürdeki akıl almaz istekleridir.
Vergilerimizden maaş alan bu vekiller, bilmezler mi ‘Misak-ı Milli’ sınırları içerisinde bir bütün olduğumuzu? Anayasamızın 3. maddesi “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti ANKARA’dır” der.
Anayasamızın 4. maddesinde de Cumhuriyet nitelikleri ile ilk üç maddedeki hükümlerin değiştirilemeyeceği gibi, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği bilinmiyor mu?
Mecliste ‘Yüce Türk Milleti’ne hitaben, ettikleri yemine sadık kalmayarak Cumhuriyet’in temeline bomba koymaya çalışanlar emellerine nail olamayacaklardır. O bomba ellerinde patlayacaktır.
T.C. sınırları içerisinde yaşayan ‘Türk Vatandaşıyım’ diyen herkes ‘TÜRK’tür. Anayasal haklardan da eşit şekilde faydalanır.
O halde nedir yaratılan TERÖR ve yapılan bu provokasyonlar? Nedir çocukları ön saflarda siper ederek taş, molotof kokteylleriyle yapılan saldırılar? Sonrasında da izinsiz gösterilerde İmralı’daki ve malum cinayetlerin faili TERÖR’ün sorumlusunun posteri ve ne olduğu belli olmayan flamalarla slogan atmalar… Çocukları da siper ederek yapılan bu provokasyon hangi demokratik ülkede onay görür sanıyorsunuz?
Türkiye’miz etnik kökene dayalı bir ülke değildir. Hepimizin malumu etnik ayırım da yoktur. Lazı, Kürdü, Çerkezi abazası, Alevi’si, Sünni’si biz hepimiz kardeş değil miyiz? Anayasamıza göre hepimiz bu ülkenin insanları olarak ayırım yapılmaksızın devletimizde hakim, öğretmen, memur, milletvekili olabildiğimiz gibi…
Cumhurbaşkanı dahil seçme ve seçilme hakkına sahipsen, daha ne isterseniz bre gafiller!..
Genelkurmay Başkanı Eylül ayındaki iletişim toplantısında, ‘AB bağlamında ulus devlet ve üniter devlet yapısı ile oynanmamalıdır’ demişti. Bu anlamda, Hürriyet gazetesi değerli yazarı eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’in görüşleri ise; “Üniter devlet federasyonun tersidir. Ülkenin her yerinde aynı kanunların geçerli olduğu sistemdir. Fakat bu sistem içerisinde, demokrasilerde, bir ölçüde ademi merkeziyete gidilebilir. Ulus devletin ise iki türlü anlamı olabilir. Birincisi Avrupa’da kuvvet dengesini korumak amacı ile 1648 Vestefalya anlaşmasının kurduğu sistemi ifade etmektedir. Merkezden yöneltilen sınırları belirli, birbirlerinin egemenliğini tanıyan bir devletler manzumesi. Bu devletlerin nüfusunun aynı etnik kökenden gelen ve aynı kültürü benimsemiş olması şart değildir. Bu anlamda Osmanlı devleti de bir ulus devletti. Fakat başka bir kavrama göre ulus devlet aynı etnik kökenden gelen veya aynı kültürle kaynaşmış bir milletin devletidir.” Bu tarif seçilirse Kürt meselesini nasıl hallederiz?
Bugünkü hükümet en doğru politikayı seçebilse dahi, ciddi kırılganlıkları ve maruz kaldığı şiddetli siyasi muhalefetle fazla mesafe kaydedemez. Görünen o ki bocalamaya devam edeceğiz.
Benim şahsi düşünceme göre, bocalamaya devam etmememiz için TERÖR ile mücadeleyi sadece ordu ile değil tüm kurum kuruluşlarla yürüterek siyasi hedefimizi ortaya koyarak halledebiliriz. Zira siyasi hedef ve destek olmadan terörle mücadele silahlı kuvvetleri de yıpratır.
Ayrıca Güneydoğu’da cereyan eden olaylardan sonra televizyonlara çıkan terör uzmanı silah arkadaşlarımıza da naçizane tavsiyelerim olacak. Orada çarpışanlar sadece sizler bizler değiliz. Varsa bir bildiğiniz, Genelkurmay’ın kapıları herkese açıktır. Edinilmesi gereken tecrübe ve deneyimlerinizi, yaşadıklarınızı biliyor ve sizlere de bir meslektaşınız olarak saygı duyuyorum. Ancak lütfen bu bilgilerinizi öncelikle Genelkurmay’a aktarınız. Televizyonlardaki beyan ve beyanatlarınızla medya ve kamuda yanlış yorumlara sebep olarak bazı kesimleri sevindirmeyelim. Komuta kademesi ile görevdeki arkadaşları üzmeye, demoralize etmeye hakkımız yoktur.
Gelelim sadede, yüzölçümü 75 bin kilometrekare olan Güneydoğu Anadolu Bölge’miz Türkiye’nin yüzde 10’una tekabül etmekte ve Belçika-Hollanda-Lüksemburg devletlerinin toplamından biraz daha büyük olan bu bölgede sulanabilir 8,5 milyon hektar arazinin yüzde 20’si GAP bölgesinde kalmaktadır. Bölge nüfusu 8 milyon civarında olup Gayri Safi Milli Hasılaya katkısının da 2006 verilerine göre yüzde 5,5 ila 6 civarında olduğu bilinmektedir. (Bu veriler GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’ndan alınmıştır.) Bölgedeki ekonomik genel durumun ‘kamu-özel sektör işbirliği’ ve ‘yap-işlet-devret’ gibi modellerle sulama yatırımları ve ILISU Barajı’nın da tamamlanmasıyla elde edilecek enerji yatırımlarının artması hedeflenirse, bölgeye katkısı kaçınılmaz olacaktır.
Küresel dünyada özel sektör yatırımları ve özel teşebbüslerin geliştirilmesi Güneydoğu halkımız için çok önemlidir. Aksi, halkı zorunlu göçlere sürükler ki göç edilen yerlerde gelen nüfusun istihdamı, eğitimi, sağlık sorunu, ikamesi gibi pek çok sorun yaşanacağı aşikardır.
O halde çözüm; Trakya-Marmara Bölgeleri’nde ana yollara yakın yapılan, mümbit arazilerin talan edilmesine son verilerek fabrika atölye ve sanayi kuruluşlarının Güneydoğu’da yapılması, devlet tarafından destek verilerek yatırımcılara özel haklar tanınması (stopaj- vergi vs.) haklar, bölgede yoksulluğun ortadan kaldırılması, yeni istihdam alanlarının yaratılması, toplumsal refahın artırılması, ekonomik ve sosyal gelişmelerin sağlanması bölgeyi ekonomik yönden çok avantajlı konuma getirecektir.
Özel sektörün bölge ekonomisine yapacağı katkılarla sürdürebilir kalkınma ve işsizliğin ortadan kaldırılması konusunda mesafeler alınabilir.
Bir başka husus da; GAP bölgesini de içinde bulunduran Güneydoğu’muz, Suriye ve Irak’la sınırdır. Dolayısıyla, Avrupa’nın Ortadoğu’ya açılan bu kapısı dikkate alınmalı! Bölgede emniyetin ve güvencenin garantisi sağlanarak halkın hayvancılığa teşviki de gereklidir kanaatindeyim.
Oy kaygısına düşmeden, eğer yemininize sadık (milletin vekilleri iseniz) arabanın tekerleği çıkmadan gelin birlik olun. İster sağcı-muhafazakar, ister solcu fark etmez. Ama bu millet için birlik olun ve Güneydoğu halkını kazanmak için gidin bölgeye. Görün sorunları yerinde inceleyerek. Önlemleri birlikte alın tüm partililer. Bu vatan sadece seçilenlerin %(?)’leri, %47’leri, %23’leri… değil! Bu vatan hepimizin! Kanla alınan bu toprakları eğer kaybedersek seçim sonrasında hep birlikte o zamanda “OY ANAM oy!” dersiniz ama iş işten geçmiş olur.
Allah kimseye seçim sonrası “ Oy anam oy!” dedirtmesin.
Güneydoğu halkını ‘partilerüstü’ kucaklamaya gelmeyen parti organlarını da bu millet zaten dışlayacaktır. Zira halkımız kadir kıymet bilir, vefalıdır, duyguludur, önsezilidir. Seçim öncesi yaptığınız ziyaretler, yapacaklarınızın adeta teminatı olacaktır. Bu önerim yapılacak maddi yatırımlar kadar önemli bir faktördür.
25 senedir devam eden TERÖR maddi manevi çok büyük zararlar vermiştir yurdumuza. Ancak ‘somut olarak’ alınacak sosyal ve ekonomik önlemlerle yıllardır beklediği huzura, “baharı bekleyen kuşlar gibi” kavuşmaya layık bir parçamızdır, insanımızla, toprağımızla Güneydoğu’muz.
Devlet pozitif ve somut yardımlarını yaparak aile bağları ve bütünlüğü içerisinde bölgenin kalkınması için kamu kaynakları ile çözümler bulmalıdır. Bizleri birleştiren haslet insan odaklı olmaktır.
Atatürk’ümüzün bize emanet manevi mirasları, söylemleri sonunda “Beni hatırlayınız” diye hatırlatma lüzumu hissetmesi, acaba bazılarının unutkanlığından mı yoksa vefasızlığımızdan ve balık hafızamızdan mı kaynaklanıyor? Bir düşünsek mi acaba?..
Atam bize bıraktığın mirasların sahibi ve bekçisiyiz, seni asla unutmadık ve daima hatırlayacağız! Hatırlamayanların beyinlerine de kazıyacağız.
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne and içtik.
Sen rahat uyu. Cumhuriyet’imizin 85. yıldönümünü kutlarken manevi mirasçıların olarak; izinde, gösterdiğin hedeflere ilkelerin devrimlerin doğrultusunda sağlam adımlarla ilerliyoruz.
Sayın okuyucularım ‘İLERLİYORUZ’ derken somut olarak fert olarak neler yaptık? Ne yapıyoruz? Ve yapmalıyız? Elimizi vicdanımıza koyarak bu sorulara yanıt arayalım. (Bu satırları yazan ben dahil!) Yoksa sözlerle, söylevlerle bir yere ulaşılmayacağını hepimiz biliyoruz. “Lafla peynir gemisi yürümez” derler. O halde hepimiz ülkemiz ve toplum çıkarları adına, bu vatan için, eğer Atatürk’ümüzü de gerçekten anıyor ve seviyor isek, göstermelik değil, çok ama çok çalışmalıyız zamandan ve mekandan çalıp çırpmadan, hortumlamadan…
*Tek devlet, tek millet, tek bayrak prensiplerini kabul etmeyen, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında protokolde yerini almayarak protesto edenler, mecliste vekil olarak görev yapsa, bizim vergilerimizle maaş alsa dahi bizden değildir. DİKKAT!
* Bazı kurum ve kuruluşlarda Cumhuriyet’imizin “75. / 80. yılı kutlu olsun” yazılı eski levhalar hala yerli yerinde. Geçmişini bilmeyen ‘sorumlu’ sorumsuzların (!) geleceğinden emin olmaları beklenemez. Geçmişini bilmeyenlerden geleceği garanti etmeleri beklenemez. Cumhuriyetimizin 85. yılı herkese kutlu olsun. Nice yıllara!
Rahat uyu ATAM!
Saygılarımla…
|
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
 Tahsin ATAİZİ Ateş bu sefer de Bakırköy/ Güngören’e düştü. İçimizi yaktı. Ölenlere Allah’tan rahmet ailelerine sabırlar diliyorum.
Bu katliamı nasıl yaptılar, neden yaptılar, nasıl bu kadar günahsız insana kıydılar? Bunu yapanların planlayanların insan olabilecekleri düşünülemez.
Bu tip olaylara karşı demokratik tepkimizi koymalıyız artık. El birlik, tek yürek, toplum olarak bu olayı lanetleyerek bu eylemlere karşı koyduğumuz ve koyacağımız milli tepki ile bu katliamı gerçekleştirenlerin de destekçilerinin de direncini kırmış oluruz. Yoksa ateşin düştüğü yerde, yaktığı, acısı ile içimizde kalır bu katliamların izleri…
Hatırlarsınız 11 Mart 2004 te İspanya’da El Kaide’nin gerçekleştirdiği saldırılarda trenlere yerleştirilen 10’a yakın patlayıcının infilakı ile 191 kişinin can verdiği 1800 kişinin de yaralandığını… Ayrılıkçı ETA terör örgütü saldırılarına alışık İspanya saldırıdan 1 gün sonra 12 milyon kişi ile adeta sokaklara dökülerek olayın protesto eylemini gerçekleştirdi. (40 Milyon nüfuslu İspanya nüfusunun %30’nu teşkil eden bir kitle…)
Teröre karşı halkın birlikteliğini direncini göstermişlerdi…
Dondurma almaya giderken, dondurmasını yiyemeden, olayın gürültüsü ile balkona çıkan ve patlayıcılara hedef olan bu günahsızların yakınları olarak kendinizi onların yerine koymak bile içinizde tarifi imkansız acılar doğurduğunu içinizi-içimizi yaktığını düşünüyor okuyucularımızın da halet-i ruhiyesini tasavvur edebiliyoruz. Tekrar; Allah’tan, ölenlere rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Böyle olayların yaşanmaması temennisiye; parti liderlerinin; “soruşturmanın tamamlanıp olayın aydınlanmasını bekleyelim, bu tür konular ayak üstü konuşulmaz” diyen mazeretlere ve sebeplere sığınmadan, partiler üstü kararla; milletçe bizlerin meydanlarda tepkimizi gösterecek şekilde lanetlemeyi bir kez daha bu satırlarımda savunuyorum.
Hiçbir tepki gidenleri geri getirmeyecektir. Ancak tepkinin büyüklüğünü gören katillerin gafillerin direncini kıracağından eminim.
Malum; İspanya, El-Kaide’nin katliamına karşı tepki ve tavrını olaydan bir gün sonra muhalefet iktidar demeden ortaya koymuştu.
Biz ne yaptık?
Ana Muhalefet Parti Başkanı Deniz BAYKAL’ın milli lanetleme kampanyası olarak tepki protestosu teklifine, Sayın başkanımızdan gelen cevap: “Bu işler ayak üstü kararla olmaz. Destekleriz, gerekirse, muhalefet Parti Başkanı ile de görüşürüz. Ama önce olayların aydınlanması lazım…
Ne lazım mış?
Olayların aydınlanması…(!)
İçimizi yakan ve karartan ikinci bir olaya gebe kaldıkta sonra mı tepki göstereceğiz lanetlemeye anlayamıyorum.
İktidar-muhalefet; kararlı, cesur ve süratle bu tip olaylara karşı kararlar alamazsa Allah bizi koruya…
TV’lerden, gazetelerden olaylarla ilgili görüntü ve resimlerin devamlı (haber niteliğinde) verilmesi; teröre ve teröristlerin amacına uygun hizmet verilmiş oluyor. Dolayısıyla bu konu hakkında medyaya düşen görev hassasiyetini bir kez de bu satırlarımızda hatırlatmak istedik.
Bir teklifimiz daha var ki; acılı günlerde acılarımız paylaşıldığı sürece azalacağı düşüncesiyle olayın gerçekleştiği semtte, zarara uğrayanlara maddi destek- manevi destek ve psikolojik yardım gerektiğini özellikle belirtmek isteriz.
Burada; aynı dili konuşmadan aynı duyguları yaşamanın esas olduğu düşünülürse; İktidar-Muhalefet
Parti- Takım, din, dil, ırk, renk farkı gözetmeksizin, bir noktada anlaşalım. “Esas olan aynı dili konuşanların anlaşamadığı ortamlarda, aynı duyguları taşıyanların anlaşmasıdır.” Esas olan…
Saygılarımla |
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
“ATATÜRK DEVRİMLERİ travma yarattı.” Sözleri üzerine kendisini eleştirenler için “Devrim Kanunları’nı okudularsa eşek gibi anırırım diyen AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet FIRAT, bir çıkış daha yaparak ANIRMA benzetmesinden üzgün olmadığını söyleyip “TBMM Meclis kütüphanesinden ATATÜRK DEVRİMLERİ ile ilgili bilgi ve dökümanlar benim sayemde alınmaya başladı. Dolayısıyla birçok eşeği eşeklikten kurtardım” demiş. Lakin CHP’li Muharrem İNCE de çok ince bir temennide bulunmuş: “Darısı başına…” ATATÜRK DEVRİMLERİ’ni, bugünün imkanlarıyla; yaşadıkları, sahip oldukları imtiyaz ve kolaylıklarla hala anlayamayan özümsiyemeyen kişilerle, kafasını duvara vurduktan çarptıktan sonra bilincini kaybedenler ancak böyle açıklamalarda bulunur.
Ah ATATÜRK’üm ah! Bu devrimleri yapmasaydın da bizlere bu güzellikleri yaşatmasaydın o zaman nasıl yorumlarlardı hayal dahi edemedikleri bu devrimleri?...
Dinimize dilimize ezanımıza namazımıza, ırk, dil, din farkı gözetmeksizin Laik Cumhuriyetimizde ibadet özgürlüğünü kısıtlamasız serbest bıraktırarak, Bayrağımızın gölgesinde hür, bağımsız, Demokratik ve Laik TÜRKİYE CUMHURİYETİ’mizin kurucusu olarak bizlere bu günleri yaşattığın için sana her nefesimizde şükran ve mihnetlerimizi sunarız ATATÜRK’üm.
LAİK lik ilkesinde tereddütü olanlar ANAYASA mızı bir kez daha okusunlar lütfen…
Yanlış yorumlayanlara biz de D. Mehmet Fırat gibi Meclis kütüphanesinin yolunu gösterip, hala anlaşılıp anlaşılmama durumuna göre de CHP’li Muharrem İNCE’nin İNCE temennisiyle baş başa bırakırız. “Darısı başınıza!... “diye…
Gündemde olan diğer bir konu; AKP’nin kapatılıp kapatılmaması hakkındaki yorumum ise, AKPM (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin) dayatmacı kararlarının, Türkiye Cumhuriyeti devletine, parlamentosuna ve demokrasisine bir hakaret olarak değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.
AKP (Adalet ve Kalkınma Partisinin) kapatılıp kapatılmaması hakkında fikir yürütülmesi Türkiye’nin siyasi ve denetim mekanizması olarak görülmesi, AKPM (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin) tehditkâr nitelikteki dayatmalarını ve üslubunu kabullenmemiz bizler için zul dür.
Bağımsız Türkiyem ve ilkelerimizle bağdaşamaz AB’ye gireceğiz diye bu kadar teslimiyetçi olamayız. Zira kapitülasyonları tekrar yaşamak ve yaşatmak istemediğimiz gibi Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bir parlamento olduğunu ve de bağımsız yargının ve Anayasamızın da hiçbir ülkenin veya kuruluşların talimatlarıyla karar almadığını, tüm dünya devletleri bilmelidir. Bu iş, değil Avrupa Birliği, tüm dünya devletlerince de böyle biline!...
Saygılarımla
|
|
|
Bakırköy'de Yaşam Güvencesi ve Yaşam Sevinci "BAKYAŞAM EVİ" |
|
|
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
 İnsanoğlu; doğar, yaşar ve sonunda ölür. Yaşam süresi içerisinde bir yerlerde iz bırakılırsa gönüllerde isminizle ilelebet yaşarsınız. Ancak yaşam süresi içerisinde göremediğimiz, irdeleyemediğimiz bir gerçek vardır ki; dara, sıkıntıya, bakıma muhtaç duruma düştüğümüz zaman; algılayabildiğimiz gerçeklerle karşılaştığımızda kafamıza DANK eden gerçekleri o zaman görebiliriz. Fakat iş işten geçmiştir artık Sağlık ve varlık içinde yaşam güzel ve de kimseye muhtaç olmadan yaşamak... Lakin gün ola harman ola, öyle zaman gelir ki eski bir vakıf temsilcisi olarak izlenim ve tecrübelerimden aktarımları buraya yazsam bu sütuna sığmaz anlatacaklarım.
Acı gerçeklerle karşılaşmamak, hepimiz için bir temenni olsa da; insanoğlu olarak en yakınlarımız olan anne ve babalarını dahi, bakıma muhtaç durumda bırakanları da gördükten sonra; BAKIRKÖY BELEDİYE’sinin başta Başkanları Sayın Ateş Ünal ERZEN ve ekibinin de ön görüsüyle desteklenen planlanan ve projelendirilen BAKIRKÖY YAŞAM EVİ’nin Yönetim Kurulu Başkanı E. General Sayın İdris KORALP ile BAKYAŞAMEVİ için imza koyanları alkışlamamak haksızlık olur.
Evet, yiğidi öldür hakkını yeme derler. Bu satırlarımızda kimseye methiye dizecek iltifat edecek değilim, ama doğruları ve gerçekleri şiar edinen, DOĞRU İLKELİ BAĞIMSIZ yerel-siyasi gazeteniz EKSPRES olarak güzeli doğruyu bulanları takdir etmek, okuyucumuzla paylaşmak ta sizin gazeteniz olarak bizim görevimizdir diye değerlendiriyorum.
Lakin bu projeyi sadece alkışlarla desteklemek olmuyor. İnşaatın büyük bir kısmı bitmiş olan ve 2009-2010 da açılması planlanan BAKYAŞAMEVİ’nin elbette ki maddi desteğe de ihtiyacı olduğu görünen ve bilinen bir gerçek. O halde BAKIRKÖYLÜLER olarak birçok vakfın dahi hayal edip de gerçekleştiremediği bu projeyi destekleyelim. Öyle ki; bu destekte gelir farkı gözetmeksizin çorbada tuzumuz olsun misali bir kampanya ile sürdürelim istemez misiniz? Evet BAKYAŞAM EVİ’nin proje tanıtım gününde Belediye Başkanı Sayın Ateş Ünal ERZEN’in konuşmasında dikkat çeken bir hususu da bu satırlarda okurlarımıza aktarmak isterim. "Bu bir siyasi yatırım değildir. Bu projenin tamamlanması gereken yerleri isimlere paylaştırabilirim. Ancak düşüncem; bu konuyu tüm BAKIRKÖYLÜLERİN sahiplenmesini ve can-ı gönülden desteklemelerini istiyorum".
Bakırköy Belediye Başkanının ana fikri doğrultusunda ifade ettiği gerçek ve pragmatist düşünce bu...
Bu düşünceler doğrultusundaki konuşması şahsen bizleri etkiledi. Bizler de Bakırköy Ekspres ve Star Haber Dergisi olarak karınca kararınca projeye destek diyerek bu çorbada tuzumuz olsun kararına vardık.
Sevgili Bakırköylüler.
BAKYAŞAM’ı merak ediyorsanız, Ahmet Taner Kışlalı Sokak No:10 Yeşilköy adresine gidin görün. Görün ki semtimiz Yeşilköy’de yükselen ve 2009 da bitmesi planlanan Yaşam Evi’nin maddi manevi desteklenmesi gerektiğini sizler de takdir edeceksiniz. Dolayısıyla en az bizim kadar hatta bizden fazla destek vereceğinize inanıyoruz. Hele hele yaşlı anne baba ve yaşlı yakınlarımız kimsesiz yaşlılarımızı düşündükten sonra vicdanımızla baş başa kalarak Bu projeye bir kuruş da bizden, sevabıma, hayrıma ve geleceğime diyeceğinizden de hiç şüphem yok.
TEŞEKKÜRLER bu projeye imza atan düşünen gerçekleştiren başta Yönetim Kurulu Başkanı E. General İdris KORALP Komutanım ve Belediye Başkanı İle tanıtım toplantısında nakit bağışlarını açıklayan hayırsever işadamlarına, bu konuya destek veren verecek olan tüm Bakırköylülere
Saygılarıml |
|
|
ÖNÜMÜZÜ GÖRELİM BAKIRKÖYLÜLER |
|
|
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
Bu satırlarımın devamını okuyanlar “Emekli asker olarak ne zamandan beri avukatlığa soyundunuz?” diye düşünebilirler. Haklı da olabilirler. Zira mesleğim avukatlık değil. Ancak herkesin düşüncesine saygımız var. Dolayısıyla bizim düşüncelerimize saygı duyacaklarından şüphem yok.
Bir konuyu, bir kişiyi, yerel yönetimi; yaptığı, yapmadığı ve yapamadığı hususlarda eleştirmek (ve de haklı olduğu hususları savunmak) için de AVUKAT olmamız gerekmez herhalde…
Hele, hele, YANLIŞA ve YANLIŞLIKLARIN savunucusu olarak AVUKAT’lık yapmak hem bu mesleğin etiğine, hem de; “DOĞRU İLKELİ BAĞIMSIZ HABERCİLİKTE BAKIRKÖY İLÇEMİZİN Yerel siyasi yaşam gazetesi olarak ilke ve prensiplerimizle bağdaşamaz.
Ana fikrimiz, “Bilmeden yazmak, görmeden yol almaya benzer ki, bir yerde gözünüz açılsa da fayda etmez.” Onun için görüp görüşüp detaylı bilgilerle donandıktan sonra; doğruyu da yanlışı da yazmak bize düşer. Düzeltmekte yanlışını kabul etme erdemliğini gösterecek kişi, kurum ve yönetimlere… İyi bilinmeli ki; YANLIŞA NEREDE DUR! Dersek, DOĞRUYU O AN ORADA BULACAĞIMIZI UNUTMAYALIM.
O halde bilip bilmeden, doğruyu bulmadan kulaktan kulağa fiskos habercilik, kaba tabir; DEDİKODU üretmekle bir yere varılamayacağı bilinmelidir ki zaten Bakırköy Belediyesi için bilmeden suç isnat edenlerde bu konuda Hukukun Adaletin duvarına çarpacaktır. Yerli, yersiz laf olsun torba dolsun(!) misali, asılsız iddia eden isnat edilen suçlamaları, dedikoduları basın yaygara niteliğinde çıkartabilmektedir.
Neymiş efendim? “Yok BAKIRKÖY layık hizmet alamıyor muş”, “ATAKÖY’de 100 milyon dolarlık haksız rant” , “CHP’li meclis üyelerinin yakınlarının belediyede işlerini takip etmeleri” ,”Kaçak yapılar, vs…” Bütün bunların savunucusu da kendine yandaş yerel BASIN yaratmakla suçlanan hedef kişi ve kişiler(!) varmış...
Bir kere daha belirtmekte fayda var sanıyorum, kimsenin avukatlığına soyunmadık soyunmayız. Ancak doğru ve doğruların yanında olarak, mütevazı konumumuzla kalemimizi kimse için haksız ve de ispatı olmayan suçlamalarla suç isnat etmeyiz, edemeyiz. Biz “İNSAN ODAKLI PROJE” üreten Belediye Başkanlarının partisi ne olursa olsun yanındayız. Demokratik Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız tarafsız gazetesi BAKIRKÖY EKSPRES olarak ATATÜRK İLKE ve İNKILAPLARI doğrultusunda DOĞRUNUN ve DOĞRULARIN YANINDAYIZ.
YANLIŞI gördüğümüzde YANLIŞI anında KESER, DOĞRUYU bulur ve kalemimizle de DOSDOĞRU yazarız.
Yerel YÖNETİM olarak doğrularını gördüğümüz Bakırköy Belediye ve Meclisine çalışmalarında başarılar diler, alternatif düşünceleri olanları da köşemize bekleriz.
Yeter ki; çalışana engel olunmasın, suyu bulandırma bahaneleri olmasın. Dönen çarka çomak sokulmasın.
Saygılarımla
Not: ASLAN ile Maymun hikayesini bu satırlarda yazmak istemiyorum. Öğrenmek isteyenlerle mail adresimden yazışabiliriz.
|
|
|
Şehitler ölmez vatan bölünmez |
|
|
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
“SÖZ KONUSU VATAN İSE GERİSİ
TEFERRUATTIR” Atatürk
Anneler
gününde; HAKKARİ’den gelen, şehit haberleri hepimizin yüreklerini bir kez daha
dağladı. Her zamanki gibi “ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ. “KAHROLSUN PKK”
haykırışlarımızla ŞEHİTLERİMİZİ memleketlerinde toprağa, acılarını da
yüreklerimize gömdük.
Elbette
hepimizin acısı çok büyük. Ancak “AĞLARSA ANAM AĞLAR” GERİSİ DE YALAN AĞLAMAZ
ama; aslında yaşamın gerçeği ANA yüreğinin çektiği acı ve ızdırabını ancak
ANALAR çok daha iyi anlar hisseder ve acıyla yaşar kendinden kopan bir parçanın
acısıyla.
Şehitlerime
Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabırlar diler, ülkemizin savunması
bölünmez bütünlüğü için oğullarını yetiştirip (vatan hizmetine) askere gönderen
şehitlerimizin ANNE ve BABALARININ ellerinden öperiz.
Bu vesileyle
Milliyet Gazetesi köşe yazarı Sayın Cemal ERSEN’in ‘Başkent Kulisi’ köşesinden
‘Kuralına Uygun’ başlıklı yazısını aynen aktarıyorum:
“Belli ki
minareyi çalan kılıfını da hazırlıyor. Ama açıkçası yadırgıyorum. Bakıyorsunuz,
ligin devre arasında askerlik sorunu nedeniyle Yunanistan’a transfer olan Tümer
Metin, Fenerbahçe antrenmanında.
Neden? Avrupa
Şampiyonası öncesi Milli Takım için hazır olmalıymış.
Her şey
kitabına uygun, kim ne diyebilir ki? 20 yaşını dolduran Mehmet de üniversiteye
giremedi diye karavana başına!
Fikrimi söyleyeyim,
savaşa da karşıyım, savaşın getirdiği acıların yaşanmasına da. İsteyen gitsin,
istemeyen istediği yere gitsin. Ancak askerlik konusunda böyle bir düzenlemeniz
yoksa, vicdanlar bu tablo karşısında rahatsız oluyor.
İnsanlar
niçin sınıflandırıldıklarını sorguluyor. Ve malesef yanıt bulamıyor!
Can sıkıcı
olan, bugün “sporculuk hayatımın en verimli dönemindeyim” gerekçesine
sığınanların, yarın bir başka sebeple ayrıcalıklı yaşamlarını sürdürmeye devam
edecek olmaları.”
Bu
düşüncelere saygı duymamak elde değil…
Evet 20
yaşında askerlik çağına erişen MEHMETLERİM üniversiteye giremeyince “uygun adım
marş! Doğru ASKERE... Nöbete...” Ama şartlarını, kendine ve kuralına uygun
olarak hazırlayan, tabiri caizse; Minareyi çalıp kılıfına uyduranlar,
yurtdışında paravan şirketlerde kendisini çalışır gibi gösterip belgelendiren
ikametini belli bir süre çalıştığı yerde gösterenler ise, kısa dönem askerlik
yapanlar kurallar böyle çalıştığı için birşey söylemek haddim değil. Yalnız bu
işin vicdanı muhasebesini, kuralları koyanlara ve bu kurallara göre askerlik
yapanlara bırakıyorum. Öyle ki tıpkı futbolunu en verimli çağında devam ettirip
istikbalini düşünen sporcusuyla, işini en dinç, en verimli çağında kurmuş küçük
esnaf sanayici iş adamı dahil şartların eşit olarak uygulatılması inancındayım.
Yoksa işini kurmak üzere olanla, üniversiteyi tek dersten vs. den kazanamayan
kaybedenin de tanınmış futbolculara tanınan haklardan istifade etmesi de söz
konusu olur. ”Ancak söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.” Aksi takdirde K.
Atatürk’ümüzün veciz ifadesine hepimiz ters düşeriz...
Kısa dönem
askerlik hizmetini yapanları asla kınamıyorum. Döviz ve işgücü kazandırdığı da
düşünülse dahi kural eşitsizliği ve uygulama sonucu döviz getirenler dünyalar
bağışlasalar bir şehidimizi geri getiremezler. O halde savunduğum; fırsat
eşitliği- eşitsizliğinin yorumlanmasıdır ki bu uygulamayı da Meclis ve Genel
Kurmay’ın bundan sonra alacağı ortak kararlarında, bu konuların mutlaka
özümlenerek, çözümlerin ülkemiz menfaatlerine ve Kamu vicdanına göre hareket
edileceğinden asla şüphem yoktur. Kısa dönem askerlikte konu sadece döviz
girdisi olarak düşünülürse koşullar dolayısıyla aynı imkanlara sahip olamayıp
ta normal askerlik yaşında askere nöbete giden MEHMETLERimizin ŞEHİT olup
nöbetinden ana kucağına dönemediğini bir düşünürsek uygulamaların vicdani
muhasebesini çok daha iyi yapmış oluruz.
Tahsin Ataizi |
|
|
Siyasetin Kargaları ve Tilkileri |
|
|
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
Karga-Tilki masalını hepiniz bilirsiniz… Sesini güzel zanneden kargaların, günümüzün şarkılarını içeren o güzelim güfteleri “Enflasyon-Gayrisafi Milli Hasıla-Kalkınma Hızı” hakkındaki şarkılarını devlet büyüklerimizden radyo ve TV’lerde her haber bültenlerinde dinliyoruz. Besteleri kimlere ait bilmeyen yok!.. Güfteleri ise daha net bir şekilde medyanın boyalı TARAFSIZ! Yayınlarından okuyabilirsiniz.
Şarkıları yorumlayanlardan Sayın Maliye Bakanımızdan dinlemek bir başka rahatlık veriyor insana. Anadolu tabiriyle “Arpa ektiğin tarladan darı, kocadan geç kalkandan karı olmaz” veciz ifadeleri şarkı halinde bestelenip yorumu da dinleyiciye bırakırsanız, herkes arpa değil MISIR(!) eker şarkının sonunda evinin bahçesine… Sonra mı? Birkaç kümes hayvanı ile yumurtacılık ve likid fon(!)... Pardon likid yumurta... Likid yumartayı da mısır ununla karıştırdın mı al sana MIHLAMA…
Yanlış anlamayın bu mıhlama Karadeniz usulü çok lezzetli bir yiyecek türü. Tereyağlı da olursa yeme de yanında yat.
Mısırı evin bahçesinde ekmeğe gerek kalmıyor. Vergiyi düşürtüp ithalatını serbest bıraktın mı işlem %50 tamam. Çocuklarınızın aldığı küçücük gemilerle de ülkemize getirip şahsi kalkınmanıza ailenize küçük katkılar da sağlayabilirsiniz. Arta kalan farklar da ülke kalkınmasına yararı olur ki; bol tereyağlı MIHLAMA’yla bir yerinize(!) bir yere ÇAKILIP MIHLANIP kalırsınız. Oturduğunuzda farkına bile varmazsınız… Yediğiniz kazığın…
İşte böyle okurlarım. Nereden çıktı bu “Arpa buğday daneler.. amanın…” türküsü…
Torunumla; ben karga, o tilki misali, her akşam aynı oyunu oynarken, güfte ne olursa olsun, nasıl olsa Dede olarak beni dinliyorlar diye kafama göre dizeleri kafiyeleyip anında yorumluyorum. “Bed” sesimin güzel olduğunu söyleyen torunum her (defasında) GAK deyişimde PEYNİR’imi kapıyor. Sonunda, o mutlu, ben mutlu birlikte gülüyoruz. Aslında bu oyunun mutluluğunda; ne sesimin güzelliği var, ne de, torunumun peynirle doyduğu. Sadece mutluluk oyunu. Adeta Polyanna’yı oynuyoruz. Sadece ben onu oyalıyorum… Nereye kadar sürecek bu oyun bilemem. Annesi işten gelinceye kadar mı? Yoksa torunum büyüyüp okul bitirip iş aramaya başlayınca mı bitmiş olacak bu oyunumuz…
Evet! Gerçek hayattaki oyun başladığında; yalan oyunlar bitmiş olacak. Bugüne kadar bestelenen güftelerin (Enflasyon Kalkınma Hızı vesairenin) yalan olduğunu anlayacak. Ayrıca Torunum, şarkıları kendine göre yorumlayanları da ne şekilde suçlayacağını bu satırlarda yazamıyorum… Emekli asker dedesine (o zamana kadar yaşarsak ne alâ) “Dede sen de bizi hep kandırmışsın. Karga Tilki oyunuyla. Dün bir parça peynir, bugün nohut-bulgur fasulyeye talimle her ramazanı geçiriyor (geriye kalan) 11 ay hayat-ı idameyle iş aramayla vakit geçiriyor oyalanıyoruz” demesin inşallah. Der mi? Demez mi? Zaman gösterecek. Ama görünen köy kılavuz ister mi? Dilerim geçen zaman içerisinde; Atatürk devrimleri, Demokratik Laik Türkiye Cumhuriyeti o zamana kadar rafa kaldırılmış kitaplarda kalmaz. O günleri görmez torunlarımız. Bu yazdıklarım da kötü bir rüya bir masal bir mizansen olarak kalır ve sesini güzel zanneden şarkı söyleyen KARGA misali DEDE ile, TORUN TİLKİ Hikayemiz… Torunuyla oynamaktan zevk alan bir dedenin sesinin güzelliğine inanmadığı halde kötüye örnek teşkil eden kurnaz TİLKİ’nin yerini almak isteyen TORUNum CAN ile birlikte kurguladığımız mizansen de yanlışı oynayan kötü bir DEDE olarak anılmayı rüyalarda bile yaşamak istemiyorum. Çünkü; torunlarımızla geleceğimizin TEMİNATININ MIH’ları ATATÜRK’ün İLKELERİ’dir. Aksi takdirde Cumhuriyet öncesine tarihin derinliklerine, dönüşü olmayan bir yere bizi çakacaklar... Adeta “MIHLA”yacaklar! Buna müsaade etmez inşallah çocuklarımız torunlarımız…
Bu yazım kötü bir rüya ve hayal mahsulü hikayedir.
Merak etmeyin! Türkiye Cumhuriyeti ATATÜRK İLKELERİ doğrultusunda muassır medeniyetler seviyesinde ilelebet AYAKTA ve LAİK kalacaktır.
Saygılarımla...
|
|
|
GAZETE ve GAZETECi "İDEALİST MİLLî ENAYİLER?.." |
|
|
|
|
Tahsin ATAİZİ
|
Belli bir birikim sahibi her okuryazar gazetede yazabilir ama GAZETECİ olur mu? Gazete, aç karnına fırın önünde ekmek kuyruğunda insanoğlunu bekleten bir nesnedir adeta, dünyayı ve günlük olayları takip eden tiryakiler için…
Tabii ki; haberler taze, yorumları çarpıcı, göze hoş, gözü doyuran, okunduktan sonra paket sarmak için kullanılacak tarzda hazırlanmadıysa…
iddialı ve güzel bir gazete olmanın birinci şartı; tarafsızlık ilkesinde dürüst kişilerin sahip olabileceği, kalemleri kiralık, düşünceleri satılık, takiyyeci olmayan, gerçek tirajıyla ve okur sayısıyla doğru orantılıdır diye fikir yürütsem abartmış olmam herhalde.
GAZETECİ, gerek siyaset arenasında görünen olayları, dönen dolapları, gerekse toplumsal olayları haber yapmaya, yorum getirmeye çalışan toplumu yönlendirici, aydınlatıcı, meslektaşları ile zeki ve dürüst bir şekilde yarışan kendisini topluma adamış, meslek ilkesini hakkıyla yerine getiren topluma ivme kazandıran sektörel bir kuvvettir diye özellik ve güzelliklerini eklersem bu meslekte özdeşleşmiş olanlara az bile…derim.
GAZETECi: gazetesine, sağa sola uçuşarak malzeme konu haber arayan adeta kuş gibi, balık avına çıkan, zaman gelip eli boş dönüp kaderine küsen balıkçı, haydi rastgele diyerek ava çıkan avcı misali, haber belge bilgi toplamak ister, tesir sahasına alabildiği tiryakileri, okurları için… Buldukları onun için bir azık bir yemdir. Ancak bu yemi ararken asfalta son sürat giden otomobil gibi değil. Zaman gelir yoluna taş konur, yem ararken gem bile vurabilir. Hatta TCK 301 ve basın kanununa göre, birikimlerini belgelerle, düşündüklerini de birilerine dokunarak belirtmek zorunda kaldıysa: istikamet(!) girişi kolay, çıkışı zaman alan demir parmaklıklı koğuşa… sonrası Allah kurtarsın! Dünyada 21.yüzyılın düşünce özgürlüğünde örneğin; “Bir kediyi yumağa doladın” diye düşün düşün…b.kdur(işin) Mahkeme koridorlarında. Vereceğin savunmayı mı? Ödeyeceğin tazminatı mı? Düşünmek, olayı yaşayanlar için kolay olamasa gerek…
Bu satırlarımı yazarken; ne karaladığını bilmeyen 5 yaşındaki F.B.’li torunum CAN da bana özenmiş olacak ki; çalışma masamın kenarına ilişip, yazdıklarıma bakıp, okuma yazma bilmemesine rağmen bir şeyler karalıyor defterine. O da kendince bir şeyler yazıyor güya. Ne yazdığını ben de bilemiyorum. Zira anlaşılmaz kargacık burgacık karalamalar ve şekiller… Eminim ki ifade edemeyip yazamadıkları onun hayal dünyası kadar çocuksu pırıl pırıl tertemiz ifadeler var diyorum o karalamalarda…
Benim yazdıklarıma gelince; yoruma açık, kimine göre saçma sapan berbat şeyler… ve de yorumsuz olarak özetliyorum bu kadar kelime çokluğundan üretilen cümlelerimi.
Sonuçta, itiraf etmem gerekirse; “BEN GAZETECi DE⁄iLiM” diyerek, torunum kadar olmasa bile, ben de bir şeyler ifade etmeye çabalıyorum okurlarıma…
Ancak, bir gerçeği tekrar hatırlatmak istiyorum. “Herkes gazeteci olamaz ama herhangi bir gazetede yazabilir.” Hele hele, kişinin yazdığı yerel gazete KARTALLARIN-AKBABALARIN medyasında muhitinde sesini ancak duyurabilen çırpınan GÜVERCiN gibiyse… Kim duyar sesimizi, kanat çırpınışlarımızı? Yaz Allah yaz… Nasılsa okuryazarlığın var ya, yazarsın elbette…
Sayın Hıncal ULUÇ’un Sabah gazetesindeki köşesinde fiARKÖY’de yerel gazete çıkaran gazeteci Sayın Yakup ÖNAL’a ve yerel gazetecilere genelleme yaparak, yazdıklarından aşağıdaki alıntıyı okuyucularıma da aktarmak istiyorum.
“Yerel bir gazete çıkarmanın nasıl bir zahmet, yük, risk olduğunu bilen bilir… Bir yığın iDEALiST MiLLî ENAYi’ dir bu işle uğraşanlar…” Teşbihte hata olmaz derler… Bu benzetme benim hoşuma gitti. Diğer yerel gazeteciler de alınmasın (i.M.E.) sıfatı bizlere layık görülüyorsa… Zira; Akıllı geçinip “Devletin malı deniz yemeyen domuz”, diyenlerin üçkağıtçı, uyanık, kapkapçı, terörist, hırsız, vergi kaçıran bir o kadar sahtekar, görünümü güzel içi ve dışı hepimizi yakanların yanında ömrümüzün sonuna kadar iDEALiST MiLLi ENAYi (i.M.E.) sıfatı ile yaşamak ve anılmak isterim. Sizler istemez misiniz?
“insanlar ölür ama ideallerine göre yaşamadılarsa, zaten doğmamışlardır, yaşamamışlardır.
Evet hem GAZETECi hem de idealist olmak kolay değil. Zira, her eline kalemi alan gazeteci, eline fırça ve tuval alan ressam, eline bir enstrüman alan müzisyen, sahneye her çıkan da sanatçı olsaydı ben de gazeteci olurdum o zaman.
Nasıl ki; “Her Türk asker doğar” misali olsa da, her asker elbisesi giyen de ASKER olur diyebilir miyim? Kesinlikle hayır. Evet bu satırların kalemin sahibi (emekli ASKER) iki satır karaladım diye ben de kendime GAZETECi diyebilir miyim? Kesinlikle HAYIR. Bu “hayır” cevabım; sevgili Avukat bacanağım ismail’e. Neden mi? Tavla maçlarımızda zar gelmediği zaman sinirlenip, (iki çift lafıma karşılık) “Başımıza GAZETECi kesildin be bacanak” demez mi?.. işte o zaman, (iki mars bir oyun) galibiyetlerimin tadı da tuzu da kalmıyor, lâyık olmadığım (o güzel mesleğin) GAZETECi sıfatını yakıştırdığı için…
Onu yatıştırmak ve kızdığında hakkım olmayan sıfatlar beni yıkmasın diye de tavlada müteakip partiler de ben yıkılıyorum… (Nasıl mı? Açıklarsam ayıp olur şike derler sonra…)
Kalemi satılık olmayan, bu mesleğin duayenlerini, kalemlerini kılıçtan keskin, mermiden daha delici ve sonsuza dek tesirli, tüm bağımsız tarafsız gazetecileri beni meslektaş saymasalar bile selâmlıyor saygılarımı sunuyorum.
Ancak “Madem gazeteci değilsin neden sen de bir gazete köşesinde adeta köşe kaparcasına karalamalar yapıyorsun?” derseniz; sözüm yok kimseye. Ben bu köşede misafir olarak kabul edildim, gazeteci olarak değil. Bana ayrılan köşe(m)de, gönlüm kadar geniş. Dolayısıyla; tüm okurlarımı da misafir edebilirim. Hepinizi eleştiri ve yorumlarınızla köşeme bekliyorum… (
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
)
Saygılarımla,
NOT: (iMF) değil, (iME)
Yazıdaki iME kısaltmamız göz alışkanlığı ile iMF olarak algılanmasın. Zira bağımlılık getiren özgürlüğü çaktırmadan alan, milleti borca gömen, “Borç yiğidin kamçısıdır.” diyerek kandıran asla iMF değil iME’ dir yeğlediğim. Sözün özü; yerel gazete çalışanları olarak bir yığın (iME) idealist Millî Enayi olarak hizmetinizdeyiz.
“Biz bilinmeyen olabiliriz. Bizi kimse de bilmek zorunda değil. Ancak biz gazetemiz ile sadece doğruları yazmak adına yola çıktık” diyen Sayın Büşah GENÇER’e “Doğru söze ne denir?” diyerek, deyişlerine bende katılıyorum.
|
|
|