BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar
Birlikte yaşamanın incelikleri PDF Yazdır E-posta

ImageCumhuriyetimizin 85. yılını coşku içerisinde kutladık. Temennimiz bölünmez bütünlük, birlik ve beraberlik içerisinde nice yıllara…

Özellikle niçin bölünmezlik temennisinde de bulundum? Cumhuriyetimizin 85. Yıldönümü sevincine, coşkusuna çomak sokarcasına DTP’li milletvekillerinin kutsal meclis çatısı altında dağıttığı, ayrı bir devlet kurma çabasıyla ‘federasyon ve özerlik talebi’ni ihtiva eden 40 sahifelik kitapçık/ broşürdeki akıl almaz istekleridir.

Vergilerimizden maaş alan bu vekiller, bilmezler mi ‘Misak-ı Milli’ sınırları içerisinde bir bütün olduğumuzu? Anayasamızın 3. maddesi “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti ANKARA’dır” der.

Anayasamızın 4. maddesinde de Cumhuriyet nitelikleri ile ilk üç maddedeki hükümlerin değiştirilemeyeceği gibi, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği bilinmiyor mu?

Mecliste ‘Yüce Türk Milleti’ne hitaben, ettikleri yemine sadık kalmayarak Cumhuriyet’in temeline bomba koymaya çalışanlar emellerine nail olamayacaklardır. O bomba ellerinde patlayacaktır.

T.C. sınırları içerisinde yaşayan ‘Türk Vatandaşıyım’ diyen herkes ‘TÜRK’tür. Anayasal haklardan da eşit şekilde faydalanır.

O halde nedir yaratılan TERÖR ve yapılan bu provokasyonlar? Nedir çocukları ön saflarda siper ederek taş, molotof kokteylleriyle yapılan saldırılar? Sonrasında da izinsiz gösterilerde İmralı’daki ve malum cinayetlerin faili TERÖR’ün sorumlusunun posteri ve ne olduğu belli olmayan flamalarla slogan atmalar… Çocukları da siper ederek yapılan bu provokasyon hangi demokratik ülkede onay görür sanıyorsunuz?

Türkiye’miz etnik kökene dayalı bir ülke değildir. Hepimizin malumu etnik ayırım da yoktur. Lazı, Kürdü, Çerkezi abazası, Alevi’si, Sünni’si biz hepimiz kardeş değil miyiz? Anayasamıza göre hepimiz bu ülkenin insanları olarak ayırım yapılmaksızın devletimizde hakim, öğretmen, memur, milletvekili olabildiğimiz gibi…

Cumhurbaşkanı dahil seçme ve seçilme hakkına sahipsen, daha ne isterseniz bre gafiller!..

Genelkurmay Başkanı Eylül ayındaki iletişim toplantısında, ‘AB bağlamında ulus devlet ve üniter devlet yapısı ile oynanmamalıdır’ demişti. Bu anlamda, Hürriyet gazetesi değerli yazarı eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’in görüşleri ise; “Üniter devlet federasyonun tersidir. Ülkenin her yerinde aynı kanunların geçerli olduğu sistemdir. Fakat bu sistem içerisinde, demokrasilerde, bir ölçüde ademi merkeziyete gidilebilir. Ulus devletin ise iki türlü anlamı olabilir. Birincisi Avrupa’da kuvvet dengesini korumak amacı ile 1648 Vestefalya anlaşmasının kurduğu sistemi ifade etmektedir. Merkezden yöneltilen sınırları belirli, birbirlerinin egemenliğini tanıyan bir devletler manzumesi. Bu devletlerin nüfusunun aynı etnik kökenden gelen ve aynı kültürü benimsemiş olması şart değildir. Bu anlamda Osmanlı devleti de bir ulus devletti. Fakat başka bir kavrama göre ulus devlet aynı etnik kökenden gelen veya aynı kültürle kaynaşmış bir milletin devletidir.” Bu tarif seçilirse Kürt meselesini nasıl hallederiz?

Bugünkü hükümet en doğru politikayı seçebilse dahi, ciddi kırılganlıkları ve maruz kaldığı şiddetli siyasi muhalefetle fazla mesafe kaydedemez. Görünen o ki bocalamaya devam edeceğiz.

Benim şahsi düşünceme göre, bocalamaya devam etmememiz için TERÖR ile mücadeleyi sadece ordu ile değil tüm kurum kuruluşlarla yürüterek siyasi hedefimizi ortaya koyarak halledebiliriz. Zira siyasi hedef ve destek olmadan terörle mücadele silahlı kuvvetleri de yıpratır.

Ayrıca Güneydoğu’da cereyan eden olaylardan sonra televizyonlara çıkan terör uzmanı silah arkadaşlarımıza da naçizane tavsiyelerim olacak. Orada çarpışanlar sadece sizler bizler değiliz. Varsa bir bildiğiniz, Genelkurmay’ın kapıları herkese açıktır. Edinilmesi gereken tecrübe ve deneyimlerinizi, yaşadıklarınızı biliyor ve sizlere de bir meslektaşınız olarak saygı duyuyorum. Ancak lütfen bu bilgilerinizi öncelikle Genelkurmay’a aktarınız. Televizyonlardaki beyan ve beyanatlarınızla medya ve kamuda yanlış yorumlara sebep olarak bazı kesimleri sevindirmeyelim. Komuta kademesi ile görevdeki arkadaşları üzmeye, demoralize etmeye hakkımız yoktur.

Gelelim sadede, yüzölçümü 75 bin kilometrekare olan Güneydoğu Anadolu Bölge’miz Türkiye’nin yüzde 10’una tekabül etmekte ve Belçika-Hollanda-Lüksemburg devletlerinin toplamından biraz daha büyük olan bu bölgede sulanabilir 8,5 milyon hektar arazinin yüzde 20’si GAP bölgesinde kalmaktadır. Bölge nüfusu 8 milyon civarında olup Gayri Safi Milli Hasılaya katkısının da 2006 verilerine göre yüzde 5,5 ila 6 civarında olduğu bilinmektedir. (Bu veriler GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’ndan alınmıştır.) Bölgedeki ekonomik genel durumun ‘kamu-özel sektör işbirliği’ ve ‘yap-işlet-devret’ gibi modellerle sulama yatırımları ve ILISU Barajı’nın da tamamlanmasıyla elde edilecek enerji yatırımlarının artması hedeflenirse, bölgeye katkısı kaçınılmaz olacaktır.

Küresel dünyada özel sektör yatırımları ve özel teşebbüslerin geliştirilmesi Güneydoğu halkımız için çok önemlidir. Aksi, halkı zorunlu göçlere sürükler ki göç edilen yerlerde gelen nüfusun istihdamı, eğitimi, sağlık sorunu, ikamesi gibi pek çok sorun yaşanacağı aşikardır.

O halde çözüm; Trakya-Marmara Bölgeleri’nde ana yollara yakın yapılan, mümbit arazilerin talan edilmesine son verilerek fabrika atölye ve sanayi kuruluşlarının Güneydoğu’da yapılması, devlet tarafından destek verilerek yatırımcılara özel haklar tanınması (stopaj- vergi vs.) haklar, bölgede yoksulluğun ortadan kaldırılması, yeni istihdam alanlarının yaratılması, toplumsal refahın artırılması, ekonomik ve sosyal gelişmelerin sağlanması bölgeyi ekonomik yönden çok avantajlı konuma getirecektir.

Özel sektörün bölge ekonomisine yapacağı katkılarla sürdürebilir kalkınma ve işsizliğin ortadan kaldırılması konusunda mesafeler alınabilir.

Bir başka husus da; GAP bölgesini de içinde bulunduran Güneydoğu’muz, Suriye ve Irak’la sınırdır. Dolayısıyla, Avrupa’nın Ortadoğu’ya açılan bu kapısı dikkate alınmalı! Bölgede emniyetin ve güvencenin garantisi sağlanarak halkın hayvancılığa teşviki de gereklidir kanaatindeyim.

Oy kaygısına düşmeden, eğer yemininize sadık (milletin vekilleri iseniz) arabanın tekerleği çıkmadan gelin birlik olun. İster sağcı-muhafazakar, ister solcu fark etmez. Ama bu millet için birlik olun ve Güneydoğu halkını kazanmak için gidin bölgeye. Görün sorunları yerinde inceleyerek. Önlemleri birlikte alın tüm partililer. Bu vatan sadece seçilenlerin %(?)’leri, %47’leri, %23’leri… değil! Bu vatan hepimizin! Kanla alınan bu toprakları eğer kaybedersek seçim sonrasında hep birlikte o zamanda “OY ANAM oy!” dersiniz ama iş işten geçmiş olur.

Allah kimseye seçim sonrası “ Oy anam oy!” dedirtmesin.

Güneydoğu halkını ‘partilerüstü’ kucaklamaya gelmeyen parti organlarını da bu millet zaten dışlayacaktır. Zira halkımız kadir kıymet bilir, vefalıdır, duyguludur, önsezilidir. Seçim öncesi yaptığınız ziyaretler, yapacaklarınızın adeta teminatı olacaktır. Bu önerim yapılacak maddi yatırımlar kadar önemli bir faktördür.

25 senedir devam eden TERÖR maddi manevi çok büyük zararlar vermiştir yurdumuza. Ancak ‘somut olarak’ alınacak sosyal ve ekonomik önlemlerle yıllardır beklediği huzura, “baharı bekleyen kuşlar gibi” kavuşmaya layık bir parçamızdır, insanımızla, toprağımızla Güneydoğu’muz.

Devlet pozitif ve somut yardımlarını yaparak aile bağları ve bütünlüğü içerisinde bölgenin kalkınması için kamu kaynakları ile çözümler bulmalıdır. Bizleri birleştiren haslet insan odaklı olmaktır.

Atatürk’ümüzün bize emanet manevi mirasları, söylemleri sonunda “Beni hatırlayınız” diye hatırlatma lüzumu hissetmesi, acaba bazılarının unutkanlığından mı yoksa vefasızlığımızdan ve balık hafızamızdan mı kaynaklanıyor? Bir düşünsek mi acaba?..

Atam bize bıraktığın mirasların sahibi ve bekçisiyiz, seni asla unutmadık ve daima hatırlayacağız! Hatırlamayanların beyinlerine de kazıyacağız.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne and içtik.

Sen rahat uyu. Cumhuriyet’imizin 85. yıldönümünü kutlarken manevi mirasçıların olarak; izinde, gösterdiğin hedeflere ilkelerin devrimlerin doğrultusunda sağlam adımlarla ilerliyoruz.

Sayın okuyucularım ‘İLERLİYORUZ’ derken somut olarak fert olarak neler yaptık? Ne yapıyoruz? Ve yapmalıyız? Elimizi vicdanımıza koyarak bu sorulara yanıt arayalım. (Bu satırları yazan ben dahil!) Yoksa sözlerle, söylevlerle bir yere ulaşılmayacağını hepimiz biliyoruz. “Lafla peynir gemisi yürümez” derler. O halde hepimiz ülkemiz ve toplum çıkarları adına, bu vatan için, eğer Atatürk’ümüzü de gerçekten anıyor ve seviyor isek, göstermelik değil, çok ama çok çalışmalıyız zamandan ve mekandan çalıp çırpmadan, hortumlamadan…

*Tek devlet, tek millet, tek bayrak prensiplerini kabul etmeyen, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında protokolde yerini almayarak protesto edenler, mecliste vekil olarak görev yapsa, bizim vergilerimizle maaş alsa dahi bizden değildir. DİKKAT!

* Bazı kurum ve kuruluşlarda Cumhuriyet’imizin “75. / 80. yılı kutlu olsun” yazılı eski levhalar hala yerli yerinde. Geçmişini bilmeyen ‘sorumlu’ sorumsuzların (!) geleceğinden emin olmaları beklenemez. Geçmişini bilmeyenlerden geleceği garanti etmeleri beklenemez.  Cumhuriyetimizin 85. yılı herkese kutlu olsun. Nice yıllara!

Rahat uyu ATAM!

Saygılarımla…
 

 
Türkiye kimin ülkesi? PDF Yazdır E-posta

ImageAldık başımızı gidiyoruz. “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” deyişindeki gibi. Anayasa Mahkemesi, halkın iki dönem üst üste çoğunlukla seçtiği hükümeti oluşturan siyasi partiyi “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” kabul ediyor.  Öyleyse niye kapatılmadı?

Kapatılamadı? 

Kararın anlaşılır tercümesi şu; Bak Erdoğan, millet seni seçmiş, başbakan yapmış olabilir. Ancak bu ülkede öyle din- min lafları etme. Ülkenin temel siyasi ve sosyal sorunlarına müdahale etme. Vatandaşların kılık kıyafetini biz belirleriz. Sen karışamazsın 

Ha, bir de sivil anaya hazırlığı yapıyorsun Türkiye"nin sivilleşeceğini söylüyorsun. Bu iş o kadar kolay değil. Ateşle oynama. 

Şimdi paranı alıyoruz, devam edersen canını da alırız.  

Sen, Anayasada yazılı olan “anayasa değişiklikleri sadece şekil, usul yönünden denetlenebilir” hükmüne de takılma. Biz her şeyi düzenleriz. Eğer yeni bir Anayasa yapılacak ise, onu da biz yaparız. 

Hani “Egemenlik kayıtsız şartsız milletin”di?

Bizler de gerçekten inanmıştık. Ne kadar salakmışız meğer. 

Her gün her şehirde, insanları hunharca katleden, gasp eden, tecavüz eden, haraca bağlayan çeteler ortaya çıkarılıyor.

Öte yandan Cumhuriyet tarihinin en büyük çete davası yargılaması başladı. 

Bu dava ilginç şeyler ortaya çıkardı. Yıllardır sıkı bir komünist olarak bilinen siyasi lider Perinçek, bu davada sanık. Solcu olarak bilinen ana muhalefet lideri Baykal davanın ve sanıkların genel avukatı olmuş. 

Ülkeyi kırk yıl yöneten ve  ülkenin  sağcı lideri olarak bilinen Demirel ve yakın arkadaşı Cindoruk davaya “fasa fiso” diyorlar. 

Davada yargılanan sanıkların her birisi ayrı siyasi kişilikler. Biz saftirikler de neler düşündük, kimlere inandık yıllarca. Hakikaten salakmışız be. 

Kürtler, dağlarda yada yüksek yerlerde yaşayan Türklermiş. Kürtçe de,  Türkçenin bozulmuş bir lehçesi imiş. Yüksek yerlere yağan karın donmuş haline kartık, Kürtük denilirmiş. Bu sebeple de, yüksek yerlerde yaşayan bu kardeşlerimize kürt denilirmiş .

Bu sebeple, sınırlarımız içerisinde Türkten başka kimse yoktu, olamazdı. Türkiye Türklerindi. 

Ama gördük ve anladık ki; bu insanların ayrı bir ırkı ve ayrı bir dilleri varmış. Türkiye Cumhuriyetini de canlarıyla başlarıyla Türklerle beraber kurmuşlar. 

Nasıl da inandık yıllarca saçma sapan uydurma dayatmalara. Salak mıyız, değil miyiz? 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsalar bile,

Kürtler sakıncalı mı? Evet

Fethullah Gülen"i sevenler sakıncalı mı? Evet 

Herhangi bir tarikat yada dergaha bağlı olanlar sakıncalı mı? Evet

Dindar olan valiler sakıncalı mı? Evet 

Dindar hakim-savcılar sakıncalı mı? Evet

Başını örten sakıncalı mı? Evet 

Marksistler-Komünistler sakıncalı mı? Evet

Aleviler sakıncalı mı? Evet 

Azınlıklar sakıncalı mı? Evet

Ülkücüler sakıncalı mı? Evet 

Bir kısmının aidiyetini belirttiğim bu katagoriyi sayılandırın. Geriye sakıncalı olmayan kaç kişi kaldı dersiniz. 

“Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.” 

Hadi sıkıysa değiştirin anayasayı. 

Nasıl inandık yıllarca, temiz duygularımızla ve umutla. 

Ne salaklık ki sormayın...
 

 
Sonbahar depresyonuna dikkat PDF Yazdır E-posta

ImageDepresyon çok ciddi bir psikiyatrik rahatsızlık olup, beyin kimyasının değişmesiyle ilgili yaşanan birtakım davranış değişikliklerine yol açan tedavi edilebilir bir beyin hastalığıdır.
Cinsel istek azalması, sıkıntılı, çaresiz, neşesiz ve sinirli tavırlar, uykusuzluk çekme, yorgun ve bitkin uyanma, davranışlarda yavaşlama, geçmişe dönük pişmanlık duygusu, suçluluk duygusu, son derece bitkinlik ve yaşama dair isteksizlik duyma, iştahın kesilmesi ya da artması, hayattan zevk almama, kendini mutsuz, işe yaramaz ve değersiz hissetme gibi bir takım belirtileri olan depresyonun yaşam boyu bir bireyde görülme şansı % 20 olup, dünya genelinde de en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan bir tanesidir.
Sıcak, tasasız yaz günlerinin geride kaldığı, sararan ağaçların yapraklarının yerlere döküldüğü, puslu, kararsız ve kapalı gökyüzünün ortaya çıktığı sonbaharda, depresyon görülme sıklığı diğer mevsimlere göre % 60 artmıştır.
2003 yılında "depresyon" tanısıyla tedavi ettiğim hastalarımın % 60'ının sonbahar mevsiminde belirtiler göstermeye başlayarak, depresyonu en yoğun sonbaharda yaşadıklarını izledim. Bu oran 2002 yılında % 65 olarak görülüyordu.
Depresyon tedavi edilebilir ve tedaviye olumlu cevap veren bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Depresyon tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi olmak üzere iki ana yöntem kullanılır. Hastaların teşhisten sonra en az 6 ay ilaç kullanımına devam etmeleri tedaviyi olumlu sonuçlandırır.
Son olarak ise eklemek istediğim; depresyon ve mutsuzluk kavramları toplumumuzda birbirine çok karıştırılmaktadır. Ancak kesinlikle çok farklıdırlar. Depresyon kendi kendine tedavi edilemez, mutlaka uzman yardımı alınmalıdır.
 

 
Acılı reçete PDF Yazdır E-posta

ImageSayın Talat Acapulco Otelinde Mersinden gelen iş adamlarına yaptığı konuşmada “iyi niyeti” hakkında geniş bilgi verdi; bu iyi niyetli ve tavizkâr gidişatın Türkiye’ye uluslararası arenada ne denli yararlı olacağını da özenle anlattı. Görüşmelerdeki taktiğini ve yaklaşımını Türkiye’nin bildiğini ve desteklediğini de vurguladı. Görüşme sürecinde “acılı gelişmeler de olabilir; sıkıntıları omuzlamaya hazır olmamız gerekir” dedi. Pazarlık stratejisini veya taktiğini de şu sözlerle açıkladı: PAZARLIKTA ESAS ÖNEMLİ OLAN NOKTA NE KAZANILDIĞI VE KAZANÇ DURUMUNUN KAYIPTAN FAZLA OLUP OLMADIĞIDIR. Kazanılanlar kaybedilenlerden fazla ise bu , sürecin başarılı sonuçlandığı anlamına gelebilecektir.” Bu formül, elma alıp armut verme pazarlığında geçerli olabilir. Bir halkın geleceği, bir milletin kaderi bahis konusu olduğunda aşılamayacak, ötesine geçilemeyecek KIRMIZI ÇİZGİLER bahis konusudur. Sayın Talat bunlardan bahsetmedi.

Sayın Talat’ın konuşmasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığından söz edilmemiştir; iki eşit egemen halktan biri olduğumuz ve kurulacak bir ortaklıkta bu statümüzün temel teşkil edeceği açıklanmamıştır. İyi niyet dolu bir kalple, Rum tarafının kırmızı çizgilerinden vazgeçmeyeceği beyanları ayyuka çıkmışken, Sayın Talat Rum tarafının henüz elini açmadığından bahsetmektedir. En önemlisi, kendi beyanları ile de teyit etmiştir ki Kıbrıs Türk Halkının %65’i Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığına dayanan bir ortaklık istemektedir. Türkiye’den gelen sesler de “iki eşit egemen halk, iki demokrasi, iki devlet ve garantilerin devamı” demektedir.  Sayın Talat’ın Hristofyas ile başlattığı görüşmelerde bunlardan eser yoktur. Tek halk, tek egemenlik,tek devlet formülü ve AB normlarının hakim olacağı üniter bir devlette (adı ne olursa olsun) Kıbrıs Türkleri  erimeye mahkûmdur.

 Türkiye AB’ye tam üye olmadan biz Rumlarla birleşerek Kıbrıs’ın yarım yamalak AB üyeliğini meşrulaştırırsak Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki hakları da ortadan kalkmış olacaktır. Rum tarafı, 1960 Antlaşmalarına rağmen, Türkiye’nin bu hakkını işlemez hale getirmek için AB’ye müracaat etmiş ve Yunanistan ile İngiltere’nin yardımı ile “Kıbrıs” olarak üyelik kazanmıştır. Bizim görevimiz bu üyeliğin geçersiz olduğunu  ve Kıbrıs bütünleşse de Türkiye tam üye olmadan Kıbrıs’ın üye olamayacağını ısrarla savunmak olmalıdır.

Rum idaresi “Meşru Kıbrıs Hükümeti” ve “AB üyesi Kıbrıs” olarak tanındığı sürece bu unvanı devam ettirmenin ötesinde bir istemi olmadığını kanıtlamıştır. Rum’a bu üstünlüğü kazandıran “dost ve müttefikler” Türk tarafına yapmakta oldukları 45 yıllık adaletsizlikten vazgeçmedikleri sürece de Hristofyas kendinden öncekilerin oynadıkları oyunu oynamaya  devam edecektir. Bu oyunun adı “biz Rum halkını (Kıbrıslıları) Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmaktan men eden engellerden kurtulmak” oyunudur. Onlara göre AB üyeliği eşittir Enosis! Bunun tamamlanmasına  engel 1960 Garanti Anlaşmaları ile KKTC’nin varlığıdır. Bunlar olmasa, Kıbrıs’ın tümü AB üyesi olacak, Garantiler işlemez hale gelecek, asker adadan çıkacak, AB normları ve İnsan Hakları diyerek Kıbrıs 1974 öncesine dönecek, Türklere 1960’daki haklar bile verilmeyecek çünkü TEK HALK  TEK EGEMENLİK, TEK DEVLET FORMÜLÜ KABUL EDİLMİŞTİR. Bu nedenle Hristofyas’ın bütün uğraşı dünyayı “biz Sayın Talat ile anlaştık, Türk hükümeti de Talat’ı desteklemektedir ancak askeri işgal devam etmekte ve asker işi bitirmemizi engellemektedir” mesajı ile dünyayı hallaç pamuğu gibi atmaktır nasıl ki bunu açıkça yapmaktadır. Biz de iyi niyetten, devlet ve egemenlik istemediğimizden, acılı reçetelere hazır olmamızdan bahsedip hava kesmekteyiz.

Bilinmesinde yarar vardır: Türk ulusu ve Kıbrıs Türkleri Kıbrıs meselesinin  bunca yıldır yapılan fedakârlıklara, şan ve şerefimize lâyık, çekilenleri tekrarlatmayacak KALICI bir şekilde hallini beklemektedir. Rum’a iyi niyetle bağlanacak diye acı ilâç içmeyi değil.     
 

 
Laik Türkiye Mücadelesine Zarar Veren En Üst Seviyeden Bir Yönetici CHP'li Önder Sav PDF Yazdır E-posta

A. Ali SALMANOĞLU
A. Ali SALMANOĞLU
Yüzde 98’i Müslüman olan bu ülkede, halkımızın değerlerini bilmiyorsak, inançlarına saygı gösteremiyorsak, yapacağımız iş veya meslek asla siyaset olmamalıdır.

    Sayın CHP genel sekreteri Önder SAV maalesef bu gafı yapmıştır. Ankara ELMADAĞ’ da, Hacca gitmek isteyen bir partiliye aynen şunları söylemiştir.
   ------ “ Hacca gidip Araplara para kaptırma  ”…     
Bu az gelmiş olmalı ki,  daha da zalimcesini söylemekten geri kalmamış;
------ “  Bakarsın Muhammet seni orada bırakmaz ”…
Bravo Önder SAV’ a,  demek ki bu güne değin siyaseti bu üslupla yapıyormuş, ya da bir başka deyişle, laiklik anlayışı bumuymuş acaba?
Sayın Önder SAV, namaz kılar mısınız? Bilmiyorum ama en azından mutlaka bir veya daha çok, yakınlarınızın cenaze namazına katılmış olduğunuzu düşünüyorum. Ve böyle bir ortamda da,  Allahın elçisinin mübarek isminin önüne, Hazret – i koymanın peygamber efendimize İslam dinindeki, inanç ve saygının bir gereği olduğunu, mutlaka duymuş ve öğrenmiş olmanız gerekiyor diye düşünüyorum.  Acaba “ Muhammed ” ismini sıradan bir isim gibi kullanmakla neyi kastetmişsiniz? Sorabilir miyim lütfen?    
İslam dinine hakaret etmeyi mi? İslam dinin tek ve ahir zaman peygamberine saygısızlık etmeyi mi? Yüzde 98 i Müslüman olan Türk Halkına hakaret etmeyi mi? Bir Müslüman olarak inançlarımızı aşağılamayı mı? Veya şahsınızın bu inançta olmadığını mı? Ya da hiçbiri değil de, başka bir şey mi kastettiniz? Nedir, neyi kastederek bu cümleleri kurdunuz.
Lütfen bunu bizimle paylaşarak kamuoyuna açıklayınız.  Aksi taktirde kafamızda şekillenen bir sorunun cevabını buluncaya kadar, ıstırap içinde olacağız.
Bir de diyorlar ki, sözlerinizin televizyon kameraları tarafından kaydedildiğini fark ettiğinizde, bir espri yapmak istemişsiniz.
Ve demişsiniz ki;
“ Ben burada kamera olduğunu bilmiyordum ”
Yani Önder SAV Beyefendi bunu size hiç mi hiç yakıştıramadım. Özrünüz kabahatinizden büyük. Bence siz hemen, hem de şimdi,  bütün siyasi görevlerinizden istifa ediniz.
Bu köşeden Sayın CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL ’a, CHP yönetimine sesleniyorum. CHP olarak laiklik anlayışınız bu değilse “ eminim ki değildir. ” Lütfen hemen gereğini yapınız.
Yıllardır CHP olarak meydanlarda söylüyorsunuz.  “ Dini ticarete ve siyasete alet edenlerin karşısındayız. ” Eğer bu sözler sizinse, bu sözlere sahip çıkıyorsanız, Önder SAV’ ın yaptığı gaf,  laik devletten yana verdiğiniz mücadeleye zarar vermiştir.
Bu sözler bir densizlikten ibarettir. Mademki laiklik anlayışınız bu değil, mademki Önder SAV’ ın sarf ettiği bu talihsiz sözler CHP’nin laiklik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır, lütfen gereğini yapınız.
TV ekranlarına çıkın, Yüzde 98 ‘i Müslüman olan bu ülkeden özür dileyin. Önder SAV’ ı ihraç edin. Ne yaparsanız yapın ama mutlaka bir şey yapınız.


Susmakla, kaçmakla 70 milyonun yüreğinde açılan bu yarayı tedavi edemezsiniz.
Çok hassas bir dönemden geçen ülkemizde, laiklik mücadelesinde en çok zarar veren CHP’li olarak gazetelerden, televizyonlardan kaçan Sayın Önder SAV kaçarak bu ayıbı örtemez. Gerçeklerle yüzleşmekten asla kaçamaz. 70 milyonun önüne çıkıp, devirdiği bu çamdan ötürü özür dilemelidir. Özür dilemekte onurlu bir davranıştır.
Eğer Önder SAV bu özrü dilemezse, bu sorumsuzluğunun, bu halkının değerlerini bilememenin, bilemeyip te üstüne bu değerlerle DALGA GEÇMENİN bedelini, bu halk er ya da geç sandıkta keser.
CHP Genel Başkanı Sayın Deniz BAYKAL’ a ve CHP sayın yönetimine sesleniyorum. Gelin Laik Demokratik bir Hukuk Devleti olan ülkemizde, bir ilke imza atın.  Laik Türkiye mücadelesine zarar veren bu yöneticinizi onurlu davranarak, istifa etmediği taktirde, gerekeni siz yapın, partiden ayrılmasını sağlayın.
Yerel ve genel seçimler geliyor.  Bu halk bu sözleri unutmayacaktır. Sorumsuzluğunun, duyarsızlığının, haddini bilmezliğinin faturasını bu halk, her zaman sandıkta söylenen sözlerin sahibine veya sahiplerine ödetmiştir. Ödetmeye de devam edecektir.

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 5 Toplam: 50