BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar
Türkiye kimin ülkesi? PDF Yazdır E-posta

ImageAldık başımızı gidiyoruz. “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” deyişindeki gibi. Anayasa Mahkemesi, halkın iki dönem üst üste çoğunlukla seçtiği hükümeti oluşturan siyasi partiyi “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” kabul ediyor.  Öyleyse niye kapatılmadı?

Kapatılamadı? 

Kararın anlaşılır tercümesi şu; Bak Erdoğan, millet seni seçmiş, başbakan yapmış olabilir. Ancak bu ülkede öyle din- min lafları etme. Ülkenin temel siyasi ve sosyal sorunlarına müdahale etme. Vatandaşların kılık kıyafetini biz belirleriz. Sen karışamazsın 

Ha, bir de sivil anaya hazırlığı yapıyorsun Türkiye"nin sivilleşeceğini söylüyorsun. Bu iş o kadar kolay değil. Ateşle oynama. 

Şimdi paranı alıyoruz, devam edersen canını da alırız.  

Sen, Anayasada yazılı olan “anayasa değişiklikleri sadece şekil, usul yönünden denetlenebilir” hükmüne de takılma. Biz her şeyi düzenleriz. Eğer yeni bir Anayasa yapılacak ise, onu da biz yaparız. 

Hani “Egemenlik kayıtsız şartsız milletin”di?

Bizler de gerçekten inanmıştık. Ne kadar salakmışız meğer. 

Her gün her şehirde, insanları hunharca katleden, gasp eden, tecavüz eden, haraca bağlayan çeteler ortaya çıkarılıyor.

Öte yandan Cumhuriyet tarihinin en büyük çete davası yargılaması başladı. 

Bu dava ilginç şeyler ortaya çıkardı. Yıllardır sıkı bir komünist olarak bilinen siyasi lider Perinçek, bu davada sanık. Solcu olarak bilinen ana muhalefet lideri Baykal davanın ve sanıkların genel avukatı olmuş. 

Ülkeyi kırk yıl yöneten ve  ülkenin  sağcı lideri olarak bilinen Demirel ve yakın arkadaşı Cindoruk davaya “fasa fiso” diyorlar. 

Davada yargılanan sanıkların her birisi ayrı siyasi kişilikler. Biz saftirikler de neler düşündük, kimlere inandık yıllarca. Hakikaten salakmışız be. 

Kürtler, dağlarda yada yüksek yerlerde yaşayan Türklermiş. Kürtçe de,  Türkçenin bozulmuş bir lehçesi imiş. Yüksek yerlere yağan karın donmuş haline kartık, Kürtük denilirmiş. Bu sebeple de, yüksek yerlerde yaşayan bu kardeşlerimize kürt denilirmiş .

Bu sebeple, sınırlarımız içerisinde Türkten başka kimse yoktu, olamazdı. Türkiye Türklerindi. 

Ama gördük ve anladık ki; bu insanların ayrı bir ırkı ve ayrı bir dilleri varmış. Türkiye Cumhuriyetini de canlarıyla başlarıyla Türklerle beraber kurmuşlar. 

Nasıl da inandık yıllarca saçma sapan uydurma dayatmalara. Salak mıyız, değil miyiz? 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsalar bile,

Kürtler sakıncalı mı? Evet

Fethullah Gülen"i sevenler sakıncalı mı? Evet 

Herhangi bir tarikat yada dergaha bağlı olanlar sakıncalı mı? Evet

Dindar olan valiler sakıncalı mı? Evet 

Dindar hakim-savcılar sakıncalı mı? Evet

Başını örten sakıncalı mı? Evet 

Marksistler-Komünistler sakıncalı mı? Evet

Aleviler sakıncalı mı? Evet 

Azınlıklar sakıncalı mı? Evet

Ülkücüler sakıncalı mı? Evet 

Bir kısmının aidiyetini belirttiğim bu katagoriyi sayılandırın. Geriye sakıncalı olmayan kaç kişi kaldı dersiniz. 

“Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir.” 

Hadi sıkıysa değiştirin anayasayı. 

Nasıl inandık yıllarca, temiz duygularımızla ve umutla. 

Ne salaklık ki sormayın...
 

 
Sonbahar depresyonuna dikkat PDF Yazdır E-posta

ImageDepresyon çok ciddi bir psikiyatrik rahatsızlık olup, beyin kimyasının değişmesiyle ilgili yaşanan birtakım davranış değişikliklerine yol açan tedavi edilebilir bir beyin hastalığıdır.
Cinsel istek azalması, sıkıntılı, çaresiz, neşesiz ve sinirli tavırlar, uykusuzluk çekme, yorgun ve bitkin uyanma, davranışlarda yavaşlama, geçmişe dönük pişmanlık duygusu, suçluluk duygusu, son derece bitkinlik ve yaşama dair isteksizlik duyma, iştahın kesilmesi ya da artması, hayattan zevk almama, kendini mutsuz, işe yaramaz ve değersiz hissetme gibi bir takım belirtileri olan depresyonun yaşam boyu bir bireyde görülme şansı % 20 olup, dünya genelinde de en sık görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan bir tanesidir.
Sıcak, tasasız yaz günlerinin geride kaldığı, sararan ağaçların yapraklarının yerlere döküldüğü, puslu, kararsız ve kapalı gökyüzünün ortaya çıktığı sonbaharda, depresyon görülme sıklığı diğer mevsimlere göre % 60 artmıştır.
2003 yılında "depresyon" tanısıyla tedavi ettiğim hastalarımın % 60'ının sonbahar mevsiminde belirtiler göstermeye başlayarak, depresyonu en yoğun sonbaharda yaşadıklarını izledim. Bu oran 2002 yılında % 65 olarak görülüyordu.
Depresyon tedavi edilebilir ve tedaviye olumlu cevap veren bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Depresyon tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi olmak üzere iki ana yöntem kullanılır. Hastaların teşhisten sonra en az 6 ay ilaç kullanımına devam etmeleri tedaviyi olumlu sonuçlandırır.
Son olarak ise eklemek istediğim; depresyon ve mutsuzluk kavramları toplumumuzda birbirine çok karıştırılmaktadır. Ancak kesinlikle çok farklıdırlar. Depresyon kendi kendine tedavi edilemez, mutlaka uzman yardımı alınmalıdır.
 

 
Acılı reçete PDF Yazdır E-posta

ImageSayın Talat Acapulco Otelinde Mersinden gelen iş adamlarına yaptığı konuşmada “iyi niyeti” hakkında geniş bilgi verdi; bu iyi niyetli ve tavizkâr gidişatın Türkiye’ye uluslararası arenada ne denli yararlı olacağını da özenle anlattı. Görüşmelerdeki taktiğini ve yaklaşımını Türkiye’nin bildiğini ve desteklediğini de vurguladı. Görüşme sürecinde “acılı gelişmeler de olabilir; sıkıntıları omuzlamaya hazır olmamız gerekir” dedi. Pazarlık stratejisini veya taktiğini de şu sözlerle açıkladı: PAZARLIKTA ESAS ÖNEMLİ OLAN NOKTA NE KAZANILDIĞI VE KAZANÇ DURUMUNUN KAYIPTAN FAZLA OLUP OLMADIĞIDIR. Kazanılanlar kaybedilenlerden fazla ise bu , sürecin başarılı sonuçlandığı anlamına gelebilecektir.” Bu formül, elma alıp armut verme pazarlığında geçerli olabilir. Bir halkın geleceği, bir milletin kaderi bahis konusu olduğunda aşılamayacak, ötesine geçilemeyecek KIRMIZI ÇİZGİLER bahis konusudur. Sayın Talat bunlardan bahsetmedi.

Sayın Talat’ın konuşmasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığından söz edilmemiştir; iki eşit egemen halktan biri olduğumuz ve kurulacak bir ortaklıkta bu statümüzün temel teşkil edeceği açıklanmamıştır. İyi niyet dolu bir kalple, Rum tarafının kırmızı çizgilerinden vazgeçmeyeceği beyanları ayyuka çıkmışken, Sayın Talat Rum tarafının henüz elini açmadığından bahsetmektedir. En önemlisi, kendi beyanları ile de teyit etmiştir ki Kıbrıs Türk Halkının %65’i Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığına dayanan bir ortaklık istemektedir. Türkiye’den gelen sesler de “iki eşit egemen halk, iki demokrasi, iki devlet ve garantilerin devamı” demektedir.  Sayın Talat’ın Hristofyas ile başlattığı görüşmelerde bunlardan eser yoktur. Tek halk, tek egemenlik,tek devlet formülü ve AB normlarının hakim olacağı üniter bir devlette (adı ne olursa olsun) Kıbrıs Türkleri  erimeye mahkûmdur.

 Türkiye AB’ye tam üye olmadan biz Rumlarla birleşerek Kıbrıs’ın yarım yamalak AB üyeliğini meşrulaştırırsak Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki hakları da ortadan kalkmış olacaktır. Rum tarafı, 1960 Antlaşmalarına rağmen, Türkiye’nin bu hakkını işlemez hale getirmek için AB’ye müracaat etmiş ve Yunanistan ile İngiltere’nin yardımı ile “Kıbrıs” olarak üyelik kazanmıştır. Bizim görevimiz bu üyeliğin geçersiz olduğunu  ve Kıbrıs bütünleşse de Türkiye tam üye olmadan Kıbrıs’ın üye olamayacağını ısrarla savunmak olmalıdır.

Rum idaresi “Meşru Kıbrıs Hükümeti” ve “AB üyesi Kıbrıs” olarak tanındığı sürece bu unvanı devam ettirmenin ötesinde bir istemi olmadığını kanıtlamıştır. Rum’a bu üstünlüğü kazandıran “dost ve müttefikler” Türk tarafına yapmakta oldukları 45 yıllık adaletsizlikten vazgeçmedikleri sürece de Hristofyas kendinden öncekilerin oynadıkları oyunu oynamaya  devam edecektir. Bu oyunun adı “biz Rum halkını (Kıbrıslıları) Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmaktan men eden engellerden kurtulmak” oyunudur. Onlara göre AB üyeliği eşittir Enosis! Bunun tamamlanmasına  engel 1960 Garanti Anlaşmaları ile KKTC’nin varlığıdır. Bunlar olmasa, Kıbrıs’ın tümü AB üyesi olacak, Garantiler işlemez hale gelecek, asker adadan çıkacak, AB normları ve İnsan Hakları diyerek Kıbrıs 1974 öncesine dönecek, Türklere 1960’daki haklar bile verilmeyecek çünkü TEK HALK  TEK EGEMENLİK, TEK DEVLET FORMÜLÜ KABUL EDİLMİŞTİR. Bu nedenle Hristofyas’ın bütün uğraşı dünyayı “biz Sayın Talat ile anlaştık, Türk hükümeti de Talat’ı desteklemektedir ancak askeri işgal devam etmekte ve asker işi bitirmemizi engellemektedir” mesajı ile dünyayı hallaç pamuğu gibi atmaktır nasıl ki bunu açıkça yapmaktadır. Biz de iyi niyetten, devlet ve egemenlik istemediğimizden, acılı reçetelere hazır olmamızdan bahsedip hava kesmekteyiz.

Bilinmesinde yarar vardır: Türk ulusu ve Kıbrıs Türkleri Kıbrıs meselesinin  bunca yıldır yapılan fedakârlıklara, şan ve şerefimize lâyık, çekilenleri tekrarlatmayacak KALICI bir şekilde hallini beklemektedir. Rum’a iyi niyetle bağlanacak diye acı ilâç içmeyi değil.     
 

 
Laik Türkiye Mücadelesine Zarar Veren En Üst Seviyeden Bir Yönetici CHP'li Önder Sav PDF Yazdır E-posta

A. Ali SALMANOĞLU
A. Ali SALMANOĞLU
Yüzde 98’i Müslüman olan bu ülkede, halkımızın değerlerini bilmiyorsak, inançlarına saygı gösteremiyorsak, yapacağımız iş veya meslek asla siyaset olmamalıdır.

    Sayın CHP genel sekreteri Önder SAV maalesef bu gafı yapmıştır. Ankara ELMADAĞ’ da, Hacca gitmek isteyen bir partiliye aynen şunları söylemiştir.
   ------ “ Hacca gidip Araplara para kaptırma  ”…     
Bu az gelmiş olmalı ki,  daha da zalimcesini söylemekten geri kalmamış;
------ “  Bakarsın Muhammet seni orada bırakmaz ”…
Bravo Önder SAV’ a,  demek ki bu güne değin siyaseti bu üslupla yapıyormuş, ya da bir başka deyişle, laiklik anlayışı bumuymuş acaba?
Sayın Önder SAV, namaz kılar mısınız? Bilmiyorum ama en azından mutlaka bir veya daha çok, yakınlarınızın cenaze namazına katılmış olduğunuzu düşünüyorum. Ve böyle bir ortamda da,  Allahın elçisinin mübarek isminin önüne, Hazret – i koymanın peygamber efendimize İslam dinindeki, inanç ve saygının bir gereği olduğunu, mutlaka duymuş ve öğrenmiş olmanız gerekiyor diye düşünüyorum.  Acaba “ Muhammed ” ismini sıradan bir isim gibi kullanmakla neyi kastetmişsiniz? Sorabilir miyim lütfen?    
İslam dinine hakaret etmeyi mi? İslam dinin tek ve ahir zaman peygamberine saygısızlık etmeyi mi? Yüzde 98 i Müslüman olan Türk Halkına hakaret etmeyi mi? Bir Müslüman olarak inançlarımızı aşağılamayı mı? Veya şahsınızın bu inançta olmadığını mı? Ya da hiçbiri değil de, başka bir şey mi kastettiniz? Nedir, neyi kastederek bu cümleleri kurdunuz.
Lütfen bunu bizimle paylaşarak kamuoyuna açıklayınız.  Aksi taktirde kafamızda şekillenen bir sorunun cevabını buluncaya kadar, ıstırap içinde olacağız.
Bir de diyorlar ki, sözlerinizin televizyon kameraları tarafından kaydedildiğini fark ettiğinizde, bir espri yapmak istemişsiniz.
Ve demişsiniz ki;
“ Ben burada kamera olduğunu bilmiyordum ”
Yani Önder SAV Beyefendi bunu size hiç mi hiç yakıştıramadım. Özrünüz kabahatinizden büyük. Bence siz hemen, hem de şimdi,  bütün siyasi görevlerinizden istifa ediniz.
Bu köşeden Sayın CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL ’a, CHP yönetimine sesleniyorum. CHP olarak laiklik anlayışınız bu değilse “ eminim ki değildir. ” Lütfen hemen gereğini yapınız.
Yıllardır CHP olarak meydanlarda söylüyorsunuz.  “ Dini ticarete ve siyasete alet edenlerin karşısındayız. ” Eğer bu sözler sizinse, bu sözlere sahip çıkıyorsanız, Önder SAV’ ın yaptığı gaf,  laik devletten yana verdiğiniz mücadeleye zarar vermiştir.
Bu sözler bir densizlikten ibarettir. Mademki laiklik anlayışınız bu değil, mademki Önder SAV’ ın sarf ettiği bu talihsiz sözler CHP’nin laiklik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır, lütfen gereğini yapınız.
TV ekranlarına çıkın, Yüzde 98 ‘i Müslüman olan bu ülkeden özür dileyin. Önder SAV’ ı ihraç edin. Ne yaparsanız yapın ama mutlaka bir şey yapınız.


Susmakla, kaçmakla 70 milyonun yüreğinde açılan bu yarayı tedavi edemezsiniz.
Çok hassas bir dönemden geçen ülkemizde, laiklik mücadelesinde en çok zarar veren CHP’li olarak gazetelerden, televizyonlardan kaçan Sayın Önder SAV kaçarak bu ayıbı örtemez. Gerçeklerle yüzleşmekten asla kaçamaz. 70 milyonun önüne çıkıp, devirdiği bu çamdan ötürü özür dilemelidir. Özür dilemekte onurlu bir davranıştır.
Eğer Önder SAV bu özrü dilemezse, bu sorumsuzluğunun, bu halkının değerlerini bilememenin, bilemeyip te üstüne bu değerlerle DALGA GEÇMENİN bedelini, bu halk er ya da geç sandıkta keser.
CHP Genel Başkanı Sayın Deniz BAYKAL’ a ve CHP sayın yönetimine sesleniyorum. Gelin Laik Demokratik bir Hukuk Devleti olan ülkemizde, bir ilke imza atın.  Laik Türkiye mücadelesine zarar veren bu yöneticinizi onurlu davranarak, istifa etmediği taktirde, gerekeni siz yapın, partiden ayrılmasını sağlayın.
Yerel ve genel seçimler geliyor.  Bu halk bu sözleri unutmayacaktır. Sorumsuzluğunun, duyarsızlığının, haddini bilmezliğinin faturasını bu halk, her zaman sandıkta söylenen sözlerin sahibine veya sahiplerine ödetmiştir. Ödetmeye de devam edecektir.

 
Çocuk Yetiştirirken Anne ve Babalar Neler Yapmalı, Nelere Dikkat Etmeli? PDF Yazdır E-posta
ARİF VERİMLİ
Arif VERİMLİ
Günümüz, çocuklarımızın her türlü bilgi bombardımanı altında kaldığı iletilerle dolu bir gün. 1990'lar sonrası artan kitle iletişim araçları ile globalizmin etkileri çocuk gelişiminde hem olumlu hem olumsuz bir takım sonuçlar doğurmaktadır. Burada anne ve babalara düşen internet dahil tüm kitle iletişim araçlarının olumlu etkilerini maksimum düzeye çıkarmak, olumsuz etkilerini ise minimum düzeye indirmektir.

Globalizm dediğimiz olgu; insani, dinsel ve ahlaki değerleri dişli çarkların içerisinde ezmekte, hem fiziksel hem de ruhsal olarak gelişmemiş çocuklarımızı toptan ezip geçmektedir. Hiçbir şeyden tatmin olmayan, kısa yoldan ve emeksiz başarılı olmayı hayal eden, sapık ahlaki ve dini akımların ( satanizm gibi), alkol ve uyuşturucunun, yoz bir şöhretin peşinden koşan çocuk ruhları oluşabilmektedir.

 Her doğan çocuk önce kendi ailesinin, sonra eğitim ve sosyal çevresinin modellendirmesiyle kişilik gelişimini tamamlar, çocuklarımızın beyin bilgisayarlarına hangi programı yüklersek beyinleri o şekilde işlem üretirler. Yani çocuk yetiştirirken anne-babalar ne ekerlerse onu biçerler. Özellikle 5- 15 yaş arasında onları televizyonun, internetin ve yalnızlığın pençesine bırakırsak geleceğin suç potansiyeli yüksek, terör, uyuşturucu, mafya çetelerinin içerisinde odaklanmış, kişilik gelişimini sağlıklı tamamlamamış, ruhsal hastalıkları nükseden evlatlar yetiştirir ve bir daha da bunun önünü alamayız.

Çocuklarımız madem bizim geleceğimizse işte onları yetiştirirken dikkat etmemiz için bazı tavsiyeler:

 

    * Çocuklarınıza dokunun, sarılın, onları öpün ve sevginizi fiziksel olarak gösterin
    * Çok zaman onların yanında faydanız olmadan oturacağınıza, faydalı birkaç saat geçirin
    * Sorunlarını önemseyin, mantıksız da olsa fikirlerini küçümsemeyin
    * Evle ilgili bir değişiklik yapacaksanız onun da fikrini alın
    * Sohbet edin, derslerine yardımcı olun
    * İyi davranışa ödül, kötü davranışa eğitim verin
    * Öfkenizi bile yumuşak sözlerle anlatın
    * Çocuklarınızın yanında tartışmayın, başkalarının dedikodusunu yapmayın, onu başkalarıyla kıyaslamayın
    * Öğretmek istediğinizi lafla değil, davranışla gösterin
    * Zorlamayın, sıkmayın, boğmayın, onun kişiliğini zorla değiştirmeye çalışmayın, sabırla ve emekle onu kazanabilirsiniz
    * Endişeli, aşırı korumacı ve kaygılı davranmayın, ona sorumluluklar da verin
    * Arkadaşlarını tanıyın, arkadaşlarının aileleriyle tanışın
    * Sanat ve spor faaliyetlerinden uzak tutmayın
    * İlahi, tasavvuf müziği, klasik müzik gibi ruha terapi yapan müzikleri daha bebekken kulağına aşina hale getirin
    * Siz bir modelsiniz önce kendi eksiklerinizi eleştirin
    * Hayatta her şeyin maddiyat olmadığını öğretin ve hatta ezberletin
    * Şov dünyasını yansıtan programlardan uzak tutun, kimseye özenmesin,
    * Kitle iletişim araçlarını beraber kullanın

 
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 11 - 15 Toplam: 59