BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar
RÜZGÂR PDF Yazdır E-posta

Enis BOĞAZ
Enis BOĞAZ
BİR  RÜZGAR ESİNTİSİ SAVURUR KÖMÜR RENGİ SAÇLARINI,
KAPLAR  YÜZÜNÜ HAYİNCE  GECENİN SERT KARANLIĞINDA,
HÜZÜN BUĞUSUNU KISKANDIRAN GÖZLERİN,SAKLANMIŞ GİBİ GÖZLERİMDEN BAKMAYA UTANIR MİSALİ.

EFKAR BASAR DUDAKLARIMDAN SANA DAİR GÜL TADINDA BİR SÖZ ÇIKMAZSA...
SON BİR NEFES ÇEKSEM SİGARAMDAN SENİ İÇİME ÇEKER GİBİ, DERT ÇEKER GİBİ, ÇİLE ÇEKER GİBİ… GECENİN BUZ AYAZINDA...

ÇEKİLMİŞ EN SON FOTOĞRAFIN ELİMDE... HAYATA KÜSMÜŞ BİR DURUŞ SERGİLER GİBİ... RÜZGAR BAKIŞLARINI SAKLAMIŞ BENDEN UTANIR GİBİ BAKMIYORSUN... SENDEN KALAN SADECE BİR RESİM… SENDEN KALAN BUZ GİBİ GECELERDE SICAK RESMİN... AMA BANA BAKMAYAN RESMİN  ŞİMDİ YİNE ELİMDE GÖZ YAŞLARIM RESMİNE TEĞET  AKAR... GÖZLERİM  KURUYANA KADAR SANA BAKAR...

ARTIK BİLİYORUM YANIMDA YOKSUN...ENİN YANINDA SENİ BENDEN ALAN  O RÜZGAR....O RÜZGARA İNAT  HERGECE RÜZGARA KARŞI YÜRÜYORUM....RÜZGARA KARŞI AĞLIYORUM....RÜZGARIN ESİNTİSİNDE SENİ BULUYORUM...ONUN HİSSİNDE SENİN HİSSİN DOĞUYOR İÇİMDE…


HAYAT RÜZGARINA KAPILANLARIN RÜZGARIYIM...
 

 
Ne Oldu, Gerçekten? PDF Yazdır E-posta

Necati ÖZDEMİR
Necati ÖZDEMİR
Vaktin birinde, ağa ve gulam ‘ı (hizmetkâr) bir beldeye gitmek üzere yola çıkarlar. Ağa eşşeğin üstünde oturmakta, gulam da yaya olarak, yanında yürümektedir. Yol taşlık, dikenli çetin bir yoldur. Güneş ısınmaya ve kavurmaya başlamıştır.

Gulam yalvarmaya başlar;  “ağam kurban olayım biraz dinlenelim”. Ağa dinlemez. Gulamın yürüyecek dermanı kalmamıştır. Ağlayarak ağanın ayağına yapışır.  “Ağam bo…nu yiyeyim, ya  biraz dinlenelim ya da sen biraz yürü”.

Gulamın çilesinden ve yakarışından şeytani keyifler alan ağa birdenbire sorar;

-    Ne diyorsun sen?
-    Bo…nu ağam , bo..nu yiyeyim.
-    Essahtan yen  mi ulan?
-    Yerim ağam vallahi de yerim billahi de yerim.
-    Yersen seni eşeğe bindirim he.
-    Yerim ağam.

Ağa bu. İner ve bağırsaklarını boşaltıp, gulama seslenir.

-    De hadi ye bakim

Çare kalmamıştır. Gulam bir avuç alır ve ağzına atar. Kendisine hizmet etmekten bitap düşmüş hizmetkârına, zulüm etmekten utanmayan ağanın keyfine diyecek yoktur.

-    Aferin len. Gel hadi gel bin şu eşeğe acık,

der ve eşşekten iner gulam biner. Fırsat geçmiştir gulamın eline ve bir daha inmez eşşekten.

Ağa başlar yalvarmaya. Koca gövdeyi taşımakta zorlanan ayaklar hareket edemez olmuştur. Tüm yalvarmaları, tehditleri boşunadır.

-    Ulan gulam sen benim kötü sözüme bakma. Bilirsin ben seni çok severim.

Gulam da tık yoktur.

-    Güzel gulamım bak etme, bo… nu yiyim etme.
-    Ne? Diyerek sorar gulam
-    Bo…nu yiyim canımın içi.
-    Yen mi?
-    Yerim.

Sıra ağadadır. Gulam içini boşaltır. Ağa pençele,r atar ağzına. Tekrar değişmişlerdir. Gulam yaya, ağa eşşek üzerindedir. Çok geçmeden amaçladıkları köye ulaşırlar.

    Gulam ağaya seslenir.

-    Ağa sana bir şey sorim mi?
-    Sor, der ağa
-    Ağa yav, biz evden çıktığımızda sen eşşekte ben yaya idim.
-    Eee
-    Aha geleceğimiz köye ulaştık, sen gene eşşektesin ben gene yayayım.
-    Eee ne var bunda?
-    Eee si var mı ağam, durum gene aynıysa, biz bu boku niye yedik?

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. (T.C Anayasası Md.2)
 

 
Herkes Birer Engelli Adayıdır PDF Yazdır E-posta

Sibel BOĞAZ
Sibel BOĞAZ
Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul için bağış toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula ve kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'Dışarıdaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa her şeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gerekenler şeyler nerede?'
Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

Ve sonra şu hikayeyi anlatmaya başladı: Shay ve babası bir gün parkta Shay’in tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler. Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?' Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu. Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla bir şey beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babası ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti. Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.
Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.
Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı… Takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.
Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay'
Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'
Shay üçüncüye gelirken diğer takımdaki çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.
'O gün', dedi babası, gözlerinden yaslar aşağıya doğru süzülerek,'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.
Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

Zeka engelli olsun, görme engelli olsun onların da insan olduğunu ve onlarında mutluluğu hak ettiklerini, hayatta belli bir amaç doğrultusunda yaşadıklarını unutmamalıyız. Hatta onlar-bizler diye bir ayrım bile yapmamız yanlış. En başta önyargı ile yaklaşmadan, toplumsal hayattan soyutlaştırılmamalı. Hayatı
engelli insanların yaşamlarını sağlıklı ve huzurlu bir şekilde sürdürebilmeleri, kendi kendilerini idare edebilecek şekle dönüştürmeliyiz.

Her birimiz birer engelli adayıdır. Yarın ne olacağını kimse bilemez. Bu nedenle engelliler için bir olmalı, onların hayatlarını zorlaştırmak yerine bir gün bizim de engelli olabileceğini unutmayarak tüm engelleri birlikte aşmalıyız. Engellilerin sesi, gözü, kulağı olmalıyız.

Görüşmek üzere,
 
Sevgi ve Saygılarımla…

 
TERÖRE LANET PDF Yazdır E-posta

TAHSİN ATAİZİ
Tahsin ATAİZİ
Ateş bu sefer de Bakırköy/ Güngören’e düştü. İçimizi yaktı. Ölenlere Allah’tan rahmet ailelerine sabırlar diliyorum.

Bu katliamı nasıl yaptılar, neden yaptılar, nasıl bu kadar günahsız insana kıydılar? Bunu yapanların planlayanların insan olabilecekleri düşünülemez.

Bu tip olaylara karşı demokratik tepkimizi koymalıyız artık. El birlik, tek yürek, toplum olarak bu olayı lanetleyerek bu eylemlere karşı koyduğumuz ve koyacağımız milli tepki ile bu katliamı gerçekleştirenlerin de destekçilerinin de direncini kırmış oluruz. Yoksa ateşin düştüğü yerde, yaktığı, acısı ile içimizde kalır bu katliamların izleri…

Hatırlarsınız 11 Mart 2004 te İspanya’da El Kaide’nin gerçekleştirdiği saldırılarda trenlere yerleştirilen 10’a yakın patlayıcının infilakı ile 191 kişinin can verdiği 1800 kişinin de yaralandığını… Ayrılıkçı ETA terör örgütü saldırılarına alışık İspanya saldırıdan 1 gün sonra 12 milyon kişi ile adeta sokaklara dökülerek olayın protesto eylemini gerçekleştirdi. (40 Milyon nüfuslu İspanya nüfusunun %30’nu teşkil eden bir kitle…)

Teröre karşı halkın birlikteliğini direncini göstermişlerdi…
Dondurma almaya giderken, dondurmasını yiyemeden, olayın gürültüsü ile balkona çıkan ve patlayıcılara hedef olan bu günahsızların yakınları olarak kendinizi onların yerine koymak bile içinizde tarifi imkansız acılar doğurduğunu içinizi-içimizi yaktığını düşünüyor okuyucularımızın da halet-i ruhiyesini tasavvur edebiliyoruz. Tekrar; Allah’tan, ölenlere rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum. Böyle olayların yaşanmaması temennisiye; parti liderlerinin; “soruşturmanın tamamlanıp olayın aydınlanmasını bekleyelim, bu tür konular ayak üstü konuşulmaz” diyen mazeretlere ve sebeplere sığınmadan, partiler üstü kararla; milletçe bizlerin meydanlarda tepkimizi gösterecek şekilde lanetlemeyi bir kez daha bu satırlarımda savunuyorum.

Hiçbir tepki gidenleri geri getirmeyecektir. Ancak tepkinin büyüklüğünü gören katillerin gafillerin direncini kıracağından eminim.

Malum; İspanya, El-Kaide’nin katliamına karşı tepki ve tavrını olaydan bir gün sonra muhalefet iktidar demeden ortaya koymuştu.

Biz ne yaptık?
Ana Muhalefet Parti Başkanı Deniz BAYKAL’ın milli lanetleme kampanyası olarak tepki protestosu teklifine, Sayın başkanımızdan gelen cevap: “Bu işler ayak üstü kararla olmaz. Destekleriz, gerekirse, muhalefet Parti Başkanı ile de görüşürüz. Ama önce olayların aydınlanması lazım…

Ne lazım mış?
Olayların aydınlanması…(!)
İçimizi yakan ve karartan ikinci bir olaya gebe kaldıkta sonra mı tepki göstereceğiz lanetlemeye anlayamıyorum.

İktidar-muhalefet; kararlı, cesur ve süratle bu tip olaylara karşı kararlar alamazsa Allah bizi koruya…

TV’lerden, gazetelerden olaylarla ilgili görüntü ve resimlerin devamlı (haber niteliğinde) verilmesi; teröre ve teröristlerin amacına uygun hizmet verilmiş oluyor. Dolayısıyla bu konu hakkında medyaya düşen görev hassasiyetini bir kez de bu satırlarımızda hatırlatmak istedik.

Bir teklifimiz daha var ki; acılı günlerde acılarımız paylaşıldığı sürece azalacağı düşüncesiyle olayın gerçekleştiği semtte, zarara uğrayanlara maddi destek- manevi destek ve psikolojik yardım gerektiğini özellikle belirtmek isteriz.

Burada; aynı dili konuşmadan aynı duyguları yaşamanın esas olduğu düşünülürse; İktidar-Muhalefet
Parti- Takım, din, dil, ırk, renk farkı gözetmeksizin, bir noktada anlaşalım. “Esas olan aynı dili konuşanların anlaşamadığı ortamlarda, aynı duyguları taşıyanların anlaşmasıdır.” Esas olan…

Saygılarımla

 
HERKES MEMNUN(MUŞ) PDF Yazdır E-posta
HERKES MEMNUN(MUŞ)


Hristofyas’ın BM Genel Sekreterine neler söylediği bilinmektedir: “Kıbrıs meselesi işgal ve kolonizasyondan kaynaklanan Rum göçmenlerin geri dönüş ve tazminat haklarının tanınması meselesidir. Kıbrıs AB üyesidir. Garantilere gerek yoktur. Kıbrıs’ta asker de gerekmez. Talat ile bu konuda anlaşmıştık ancak Talat şimdi baskı altında bu konularda gerekeni yapamıyor. Türkiye Talat’ı serbest bırakmalı ve askerini geri çekmeye başlamalı, Kıbrıs hükümetini tanıyıp limanlarını Kıbrıs bayrağına açmalıdır. Türkler arasındaki yoldaşlarımız da bu görüştedirler. İstenen ABD ile diğer Güvenlik Konseyi hükümetlerinin Türkiye üzerinde baskı yapmaları ve Kıbrıs meselesinin hallinin biz Kıbrıslılara bırakılmasıdır. Dıştan müdahale ile bu meselenin halledilemeyeceğini gördünüz. Biz Kıbrıslılar asırlarca barış içinde yaşadık. Türkiye müsaade etse yine de kardeş gibi yaşarız.” Yeni Genel Sekreter “Türk kardeşlerin toplu mezarlardan çıkarılmakta olduğunu” her halde bilmiyor. Bilenler ne yaptılar ki?

Bunları nereden çıkarıyorsunuz demeyiniz. Hristofyas Genel Sekreter ile görüşürken, görüşmeden önce ve sonra, Kıbrıs’ta sözcüsünün ve Başpapaz Hrisostomos ile diğer Parti liderlerinin açıklamalarına bakmışsanız siz de ayni sonuca varırsınız. Hristofyas BMGS ile temaslarından sonra adaya döner dönmez bu gruba bilgi vermiş, onlar da sonuçtan memnuniyet izhar etmişlerdir. İşte bize ilham veren beyanatlardan kesitler:
(1) Kıbrıs Cumhuriyeti Dağılamaz,(2) TC’den gelenler gitmeli kolonizasyona son verilmelidir, (3) Türk işgaline karşı mücadele sürecek, (4) işgale ve kolonizasyona son vererek adamızı birleştirmek istiyoruz, (5) Garantilerin devamı AB ülkelerine hakarettir, kabul edilemez. Hristofyas bu tezleri savunmamış olsaydı bu beyanatları yapan sözcü ve Akel Patisi, Kilise ve diğer parti liderleri Hristofyas’ın BMGS ile temasından memnuniyet getirirler miydi?   Rum-Yunan ikilisinin “milli görüş ve siyasetinin” bunlardan başka bir şey olmadığını bilmeyen var mı?

KKTC Cumhurbaşkanı Sn. Talat da BMGS ile temaslarından memnun döndü. Genel Sekreter de bu temaslardan memnun olduğuna göre Sn. Talat’tan “biz uzlaşmadan yanayız, ayrı egemenlik, ayrı devlet istemiyoruz” sözlerini mi işitti ki “bunlar uzlaşabilir” sonucuna vardı? Bilmiyoruz.

Ancak 45 yıllık senaryo tekrarlandı. İki lider arasına “kırmızı telefon hattı” konulacak. Direk temas edebilsinler diye! Amerikalılar benimle Klerides arasına da böyle bir hat koymuşlardı. Tek bir kez bunu kullanmayı denedim fakat karşı taraf cevap vermemişti. Klerides ile yeniden bir araya geldiğimizde Klerides’e bundan bahsettim. Yarı şaka yarı ciddi bir şekilde “başka yer olmadığı için bu telefonu aşağı kattaki tuvalete koyduk, bu nedenle olacak aradığını işitemedik” dedi. Mesaj alınmıştı. Özel telefonlaşacak bir şey yoktu! Şimdi yeniden “kırmızı hat” oyunları. Kimse açık konuşmuyor Rum’dan başka!

Rum “Kıbrıs benimdir, benim olan Kıbrıs işgal altındadır, başka mesele yoktur” diyor. Siz “KKTC benimdir, dokundurmam ona” demediğiniz sürece eli kanlı Rum’u “45 yıldır “meşru Kıbrıs Hükümeti” yapmış olanlar “uzlaşmadan yanayız” demenin ötesinde bir söz söylemeyen “uslu çocuğa” “o halde git Kıbrıslılar olarak hükümetinle anlaş” diyeceklerdir. Şimdiki durumumuz budur. Yes be annem!     
 

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 16 - 20 Toplam: 59