BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar
"SPOR VE ŞİDDET" PDF Yazdır E-posta

Image     Bilinçaltında aşağılık kompleksi yaşayan kişiler bir yeteneklerini geliştirerek aşağılık kompleksini aşmaya çalışırlar. Bu basit örnekte olduğu gibi bu psikolojik savunma mekanizmasına yüceltme mekanizması denir. Spor ve rekabet aslında bilinçaltındaki şiddet eğilimlerini kapatıcı bir yüceltme mekanizması olarak davranışlarda yer alır.

     Tarihte iki ordunun karşılıklı olarak çarpışması yerine seçilmiş iki dövüşçünün kavgası sonucu belli eder. İşte spor temelde saldırganlık şiddet ve rekabet dürtülerinin bir defansı olup kökünü şiddet ve saldırganlıktan alan ama onu gizleyen olumlu hale getirip sunan kabul edilebilir bir yüz kazandıran psikolojik bir mekanizmayı kullanır. Ayrıca özellikle birey anlamında benlik sayısı düşük kendisini geliştirmemiş ya da toplumun gelişme koşulları sunmadığı bireyler taraftarlık kimliği altında bir değer kazanırlar. "kendisi için hiçbir şey olan olmayan biri bir Galatasaray taraftarıysa ve Galatasaray o yıl şampiyonsa şampiyon Galatasaray' ın taraftarı olarak  kendini önemli hisseder."  Bu yüzden kişi önemsiz yenilgileri bile kendine atfederek öfkelenir, sinirlenir, önemini yitirmesine yol açacak olan karşı takımı yıkar geçer. Futboldaki şiddetin en temel sebebi budur.

     Spor aktivitelerini izleme bu kökünden başkalaşarak kitlelerin izlemekten keyif aldığı rahatladığı bir aktivite ve endüstri halini aldı. Bu yüzden maça gelen taraftar kafasında günlerin gerginliğini ve endüstri toplumunun yorgunluğunu da yanında getirir.  Sporun bu rahatlatıcı tarafıyla stad kapısından girildiği an birikimlerini boşaltmaya hazırdır taraftarlar.  Stad kapısından girince toplumsal değerleri ifade eden otokontrolü yani el frenlerini dışarıda bırakıyorlar.

 
SUÇUNU ÖĞRENMEDEN... PDF Yazdır E-posta

ImageAdını duymamıştık. Şimdi vicdanımızda yara oldu. O’nu, ölümünden önce tanımayanlar, Televizyon’da, ölüm döşeğinde görüp tanıdılar ve “Türkiye böyle bir yer mi? Hak ve hukuk nerede?” diye sormaya başladılar. Adı Kuddusi Okkır. “Ergenekon Tethiş örgütünün kasası” diye 12 ay önce tutuklandı ve ölümünden birkaç gün önce “tahliye edildi”. Eşinin söylediğine göre “tutuklu iken hücrede öldü denmesin diye tahliye edildi”.
Basındaki resimden, Okkır’ın uzun süredir ifade verecek durumda olmadığı, ölümcül bir hastalıkla pençeleştiği aşikar olduğu halde, çok önceden tahliye edilmemiş olmasının nedenine bakmak lazım!
Yasa’ya göre tutukluların dosyası her 30 günde bir, yargıç’ın önüne getirilir ve tutukluluğun bir ay daha uzatılması istenir. Yargıç da dosya’ya bakar ve talep edilen uzatmayı onaylar. Buradaki eksiklik veya aksaklık her ay sonunda tutuklunun da yargıç önüne çıkarılmamasıdır. Bu yapılmış olsaydı, Yargıç rahmetli Okkır’ın durumunu görür görmez her halde şartlı veya şartsız tahliye kararı verirdi. Türkiye’de, yasal durum nedir bilmiyorum, ancak Anglo-Saxon hukukunda yargıçlar, dosyaya bakarak tutukluluk kararını 12 defa yenileyemez; her defasında tutukluyu da görmek ister. Tutuklunun söyleyeceği bir şey varsa dinler ve kayda geçirir. Sağlık bahis konusu ise, tutuklunun hastaneye sevkini sağlar. Kısacası, kişi mahkeme tarafından suçlu bulununcaya kadar suçsuz olduğu var sayımı ile muamele görür. Savcılık delil toplama safhasındaysa ve bu gecikecekse tutuklu şartlı veya şartsız serbest bırakılır.
Perinçek, İlsever grubundan sonra İlhan Selçuk’un, Balbay’ın, Mütercimler’in, eski Rektörlerin “Ergenekon Çetesine mensup kişiler” olarak tutuklanmaları ile estirilen terör havası, iki tanınmış Atatürkçü Emekli Generalin de tutuklanmaları ile had safhaya ulaşmıştır. Bu gelişmeler, Okkır’ın ölümü ile AB yolundaki Türkiye’nin, insan haysiyeti ve İnsan Hakları ile ilgili mevzuatını süratle ele alması gerektiğini vurgulamaktadır. Tutukluluk devri, suçlunun tespitinde ilk fakat en önemli adımdır. Zorla, tehditle, tutukluluğu uzatmakla alınan “itiraflar”, sonradan mahkeme tarafından geçersiz addedilse de olan olmuş, basına “itiraf etti” haberleri ile kişiye en büyük darbe vurulmuş olur.

Okkır ailesine sabır ve başsağlığı dileriz.
 

 
Senden Bir şey Olmaz... PDF Yazdır E-posta

ImageHerkesin yaşamda bir amacı vardır. Bir eve, otomobile sahip olmak, iyi bir evlilik, özgürlük, mutluluk ve başarılı olmak

Başarılı olmak, herkesin kendi elindedir. Herkesin de kendi hedeflerine ulaşmaya ihtiyacı vardır. Hedeflere ulaşmak ta, nereye gideceğimizi bilmek, doğru yolu bulmaktan geçer. “Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgar fayda vermez” sözü de hedefimiz yoksa elimizdeki fırsatları nasıl değerlendireceğimizi yani yelkenimizi ne şekilde kullanacağımızı bilmediğimizi gösterir. Hedeflerimize ulaşmak için de önümüze çıkan tüm engellerle savaşmalıyız. Bizi o yola götürecek olan önümüzdeki engellerdir. Çünkü başarıya ulaşmak için önümüzdeki engeller bizler için birer fırsattır. Önemli olan ise o fırsatları nasıl değerlendirdiğimizdir.

Başarıdaki engellerden biri de çevremizden duyduğumuz ‘senden bir şey olmaz’ sözü cesaretimizi kırmamalı yola devam etmeliyiz. Günümüzde işindeki başarılarla tanınan ünlülerimiz ise bu sözü örnekliyor.

Beethoven; müzik tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Beethoven'ın keman tutuşunu gören müzik hocası onun için "müzisyen olamaz!" demişti.

Sylvester Stallone; artistlik bürosuna başvurduğunda "hey, sen tam aradığımız insansın. Hemen gel sana rol verelim" dediler mi sanıyorsunuz? Hayır... Sylvester Stallone başarıya ulaşıncaya kadar ret üstüne ret cevaplarına dayanma gücü gösterdi. New York'ta bulabildiği tüm artistlik bürolarına başvurdu ve hepsinden "hayır" cevabı aldı... Fakat zorlamaya devam etti ve en sonunda "rocky" filmini yaptı...

Michael Jordan; lise ikinci sınıftayken, okul basket takımına alınmadı. Antrenörü boyunun kısa olduğunu ve bu konuda yeteneksiz olduğunu söyleyerek takımda yer alamayacağını söyledi. O şimdi yalnızca Amerika’nın değil, dünyanın yetiştirdiği "en büyük basketbol yıldızı" ünvanını taşıyor...

Henry Ford; 1903 yılında bir banka müdürü, önüne gelen kredi talebini inceliyordu. Kredinin istenme sebebini okuyunca yüzünü buruşturdu ve "reddedildi" mührünü vurdu.

Kredi talebinin geri çevrildiğini duyan Henry Ford, derhal müdürün yanına çıkarak "nasıl böyle bir projeyi geri çevirirsiniz?" diye sordu.
Banka müdürü kendinden emin şekilde, "otomobil ancak geçici bir moda olabilir. Bu tarz geçici işlerle uğraşacak vaktim yok" dedi.
Bu sözler üzerine Henry Ford odayı terkederken şunları söyledi: "Bir gün yollarda at arabaları kalmayacak, tüm ulaşım otomobille olacak."
Henry Ford başarıya ulaşıncaya dek 5 kez iflas edip, herşeye yeniden başlamak zorunda kaldı. Karşısına çıkan sayısız engele rağmen vizyonunun genişliği ve ona ulaşma arzusu sayesinde otomotiv sektörünün kurucusu ve bir numaralı ismi olmayı başardı...

Walt Disney; Walt Disney, farelerin cirit attığı bir garajda "miki fare" adlı ünlü kahramanını çizip şöhreti yakalayıncaya kadar onlarca işten ret cevabı almıştı. hatta Amerika'nın Kansas City kentinde,bir gazetenin editörü,onda zerre kadar bile resim kabiliyeti olmadığını söylemişti.

    “Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlığımı daha da güçlendirir” Leonardo da Vinci

Herkesin başarıya ulaşması dileğiyle hoşçakalın.
Sevgi ve Saygılarımla…

 
TRAVMA GEÇİRENLER (!) PDF Yazdır E-posta

Image“ATATÜRK DEVRİMLERİ travma yarattı.” Sözleri üzerine kendisini eleştirenler için “Devrim Kanunları’nı okudularsa eşek gibi anırırım diyen AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet FIRAT, bir çıkış daha yaparak ANIRMA benzetmesinden üzgün olmadığını söyleyip “TBMM Meclis kütüphanesinden ATATÜRK DEVRİMLERİ ile ilgili bilgi ve dökümanlar benim sayemde alınmaya başladı. Dolayısıyla birçok eşeği eşeklikten kurtardım” demiş. Lakin CHP’li Muharrem İNCE de çok ince bir temennide bulunmuş: “Darısı başına…” ATATÜRK DEVRİMLERİ’ni, bugünün imkanlarıyla; yaşadıkları, sahip oldukları imtiyaz ve kolaylıklarla hala anlayamayan özümsiyemeyen kişilerle, kafasını duvara vurduktan çarptıktan sonra bilincini kaybedenler ancak böyle açıklamalarda bulunur.
Ah ATATÜRK’üm ah! Bu devrimleri yapmasaydın da bizlere bu güzellikleri yaşatmasaydın o zaman nasıl yorumlarlardı hayal dahi edemedikleri bu devrimleri?...
Dinimize dilimize ezanımıza namazımıza, ırk, dil, din farkı gözetmeksizin Laik Cumhuriyetimizde ibadet özgürlüğünü kısıtlamasız serbest bıraktırarak, Bayrağımızın gölgesinde hür, bağımsız, Demokratik ve Laik TÜRKİYE CUMHURİYETİ’mizin kurucusu olarak bizlere bu günleri yaşattığın için sana her nefesimizde şükran ve mihnetlerimizi sunarız ATATÜRK’üm.
LAİK lik ilkesinde tereddütü olanlar ANAYASA mızı bir kez daha okusunlar lütfen…
Yanlış yorumlayanlara biz de D. Mehmet Fırat gibi Meclis kütüphanesinin yolunu gösterip, hala anlaşılıp anlaşılmama durumuna göre de CHP’li Muharrem İNCE’nin İNCE temennisiyle baş başa bırakırız. “Darısı başınıza!... “diye…

Gündemde olan diğer bir konu; AKP’nin kapatılıp kapatılmaması hakkındaki yorumum ise, AKPM (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin) dayatmacı kararlarının, Türkiye Cumhuriyeti devletine, parlamentosuna ve demokrasisine bir hakaret olarak değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.
AKP (Adalet ve Kalkınma Partisinin) kapatılıp kapatılmaması hakkında fikir yürütülmesi Türkiye’nin siyasi ve denetim mekanizması olarak görülmesi, AKPM (Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin) tehditkâr nitelikteki dayatmalarını ve üslubunu kabullenmemiz bizler için zul dür.
Bağımsız Türkiyem ve ilkelerimizle bağdaşamaz AB’ye gireceğiz diye bu kadar teslimiyetçi olamayız. Zira kapitülasyonları tekrar yaşamak ve yaşatmak istemediğimiz gibi Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bir parlamento olduğunu ve de bağımsız yargının ve Anayasamızın da hiçbir ülkenin veya kuruluşların talimatlarıyla karar almadığını, tüm dünya devletleri bilmelidir. Bu iş, değil Avrupa Birliği, tüm dünya devletlerince de böyle biline!...

Saygılarımla
 

 
SAYIN; KADİR TOPBAŞ'A TEŞEKKÜR EDİYORUZ PDF Yazdır E-posta

ImageOlumsuzlukları, ülkemizin ve İstanbul’ un sorunlarını yazdığımız bu köşemizde, yapılan hizmetleri ülke kalkınmasında, çağdaş ve uygar bir seviyeye gelmemizde, bu ülkeye emeği geçen herkesi de yine köşemizde yazmak boynumuzun borcudur.


    Bakırköy özgürlük meydanındaki, olumsuz tabloyu yazdığımın ertesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin özgürlük meydanındaki çalışmalarını görünce çok sevindim. Müthiş bir şeydi bu. Yıllardır Bakırköy’ün sembolü olan özgürlük meydanı, bakımsızlıktan dökülmekte, işporta pazarına dönüşmüş olup, bir çöplük görünümündeydi, bu da Bakırköylüleri oldukça rahatsız ediyordu.


    İşte böyle bir ortamda, Büyükşehir Belediyesinin özgürlük meydanını modernize etme çalışmalarına başlaması, Bakırköylüleri oldukça sevindirmiştir. Büyükşehir Belediyesinin bu meydanı daha önceki yazımızda belirttiğimiz gibi, çağdaş ve modern bir görünüme kavuşturacağına yürekten inanıyoruz.


    Buradan, yapılan çalışmalardan ötürü Bakırköy ve Bakırköylüler adına, İstanbul adına, Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı KADİR TOPBAŞ’ a teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz. Yerel seçimlerin yaklaştığı bir dönemde, Büyükşehir Belediyesinin yaptığı bu çalışma Bakırköy’e sahip çıkma açısından, Bakırköylüler için oldukça önemlidir.


    Sayın KADİR TOPBAŞTAN, ZAMLANAN ELEKTRİK İÇİN DE, BAKIRKÖYLÜLER ADINA BİR DİLEĞİMİZ VAR.
    Malum elektriğe Ocak 2008’den bu yana, % 39 luk bir zam geldi. Bu zam evlerde kullanılan elektrik faturalarını oldukça yükseltecektir.
    Zira petrol fiyatları rekor üstüne rekor kırmaktadır. Yılbaşından bu yana % 40 değer kazanan ham petrolün fiyatı, geçen hafta yeni bir rekora imza attı. ABD ham petrolün Ağustos kontrat fiyatı 2 dolar birden yükselerek, en büyük zamların rekoru olan 142.26 dolara çıktı. Uluslararası Enerji Ajansı Nabuo Tanaka bu aybaşında Dünyanın ÜÇÜNCÜ BÜYÜK ENERJİ KRİZİNDE olduğunu söyledi ve enerji devrimi çağrısı yaptı.
    Ayrıca OPEC başkanı Şekip Celil ‘de yaptığı açıklamalarda, petrol fiyatlarının bu yaz 170 doları geçebileceğini ancak, ABD ile İRAN arasındaki atom programı gerginliğinin tırmanması halinde, petrol fiyatlarının 200 – 300 hatta 400 doları görebileceğini söyledi. Sonuç olarak elektriğe zamlar sürebilir. Bu nedenle de,  nasıl ki geçmiş dönemde, İstanbul su tasarrufu yapmaya başladıysa, bu günde elektrik tasarrufu yapmak zorundayız. 
    Geçen yaz su tasarrufu için İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul için sudan nasıl tasarruf edebiliriz? Sorusuna açıklık ve alternatifler sunan büyük bir resimli şıtandı Bakırköy özgürlük meydanına koymuştu.  O şıtand su tasarrufu konusunda pek çok vatandaşımıza yapıcı sonuçlar vermişti.
    İste Sayın KADİR TOPBAŞ ’tan tekrar rica ediyoruz.  Elektrik tasarrufu için de neler yapılabileceğini gösteren resimli bir şıtandı, meydana koyarlarsa, meydandan her gün gelip geçen milyonlarca insana, bu elektrik tasarrufu şıtandının çok önemli faydaları olacağına inanıyorum.

Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız lütfen! “ ELEKTRİK TASARRUFU ”için de, böyle bir şıtandı hazırlayıp, özgürlük meydanına koyar mısınız? 
Buradan,  bu köşeden sayın başkana yaptığım bu çağrının, karşılıksız kalmayacağına yürekten inanıyor, Sayın KADİR TOPBAŞ’ a Bakırköylüler ve İstanbullular adına bir kez daha teşekkürlerimi,  saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Saygılarımla
 

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 21 - 25 Toplam: 59