BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar
Bakırköy'de Yaşam Güvencesi ve Yaşam Sevinci "BAKYAŞAM EVİ" PDF Yazdır E-posta
Imageİnsanoğlu; doğar, yaşar ve sonunda ölür. Yaşam süresi içerisinde bir yerlerde iz bırakılırsa gönüllerde isminizle ilelebet yaşarsınız. Ancak yaşam süresi içerisinde göremediğimiz, irdeleyemediğimiz bir gerçek vardır ki; dara, sıkıntıya, bakıma muhtaç duruma düştüğümüz zaman; algılayabildiğimiz gerçeklerle karşılaştığımızda kafamıza DANK eden gerçekleri o zaman görebiliriz. Fakat iş işten geçmiştir artık Sağlık ve varlık içinde yaşam güzel ve de kimseye muhtaç olmadan yaşamak... Lakin gün ola harman ola, öyle zaman gelir ki eski bir vakıf temsilcisi olarak izlenim ve tecrübelerimden aktarımları buraya yazsam bu sütuna sığmaz anlatacaklarım.

Acı gerçeklerle karşılaşmamak, hepimiz için bir temenni olsa da; insanoğlu olarak en yakınlarımız olan anne ve babalarını dahi, bakıma muhtaç durumda bırakanları da gördükten sonra; BAKIRKÖY BELEDİYE’sinin başta Başkanları Sayın Ateş Ünal ERZEN ve ekibinin de ön görüsüyle desteklenen planlanan ve projelendirilen BAKIRKÖY YAŞAM EVİ’nin Yönetim Kurulu Başkanı E. General Sayın İdris KORALP ile BAKYAŞAMEVİ için imza koyanları alkışlamamak haksızlık olur.

 Evet, yiğidi öldür hakkını yeme derler. Bu satırlarımızda kimseye methiye dizecek iltifat edecek değilim, ama doğruları ve gerçekleri şiar edinen, DOĞRU İLKELİ BAĞIMSIZ yerel-siyasi gazeteniz EKSPRES olarak güzeli doğruyu bulanları takdir etmek, okuyucumuzla paylaşmak ta sizin gazeteniz olarak bizim görevimizdir diye değerlendiriyorum.

 Lakin bu projeyi sadece alkışlarla desteklemek olmuyor. İnşaatın büyük bir kısmı bitmiş olan ve 2009-2010 da açılması planlanan BAKYAŞAMEVİ’nin elbette ki maddi desteğe de ihtiyacı olduğu görünen ve bilinen bir gerçek. O halde BAKIRKÖYLÜLER olarak birçok vakfın dahi hayal edip de gerçekleştiremediği bu projeyi destekleyelim. Öyle ki; bu destekte gelir farkı gözetmeksizin çorbada tuzumuz olsun misali bir kampanya ile sürdürelim istemez misiniz? Evet BAKYAŞAM EVİ’nin proje tanıtım gününde Belediye Başkanı Sayın Ateş Ünal ERZEN’in konuşmasında dikkat çeken bir hususu da bu satırlarda okurlarımıza aktarmak isterim. "Bu bir siyasi yatırım değildir. Bu projenin tamamlanması gereken yerleri isimlere paylaştırabilirim. Ancak düşüncem; bu konuyu tüm BAKIRKÖYLÜLERİN sahiplenmesini ve can-ı gönülden desteklemelerini istiyorum".

Bakırköy Belediye Başkanının ana fikri doğrultusunda ifade ettiği gerçek ve pragmatist düşünce bu...

Bu düşünceler doğrultusundaki konuşması şahsen bizleri etkiledi. Bizler de Bakırköy Ekspres ve Star Haber Dergisi olarak karınca kararınca projeye destek diyerek bu çorbada tuzumuz olsun kararına vardık.

Sevgili Bakırköylüler.

BAKYAŞAM’ı merak ediyorsanız, Ahmet Taner Kışlalı Sokak No:10 Yeşilköy adresine gidin görün. Görün ki semtimiz Yeşilköy’de yükselen ve 2009 da bitmesi planlanan Yaşam Evi’nin maddi manevi desteklenmesi gerektiğini sizler de takdir edeceksiniz. Dolayısıyla en az bizim kadar hatta bizden fazla destek vereceğinize inanıyoruz. Hele hele yaşlı anne baba ve yaşlı yakınlarımız kimsesiz yaşlılarımızı düşündükten sonra vicdanımızla baş başa kalarak Bu projeye  bir kuruş da bizden, sevabıma, hayrıma ve geleceğime diyeceğinizden de hiç şüphem yok.

TEŞEKKÜRLER bu projeye imza atan düşünen gerçekleştiren başta Yönetim Kurulu Başkanı E. General İdris KORALP Komutanım ve Belediye Başkanı İle tanıtım toplantısında nakit bağışlarını açıklayan hayırsever işadamlarına,  bu konuya destek veren verecek olan tüm Bakırköylülere

Saygılarıml
 
O GÜN BAKANDI... BUGÜN BELEDİYE BAŞKANI!.. PDF Yazdır E-posta

ImageNe acı bir gerçektir ki, tekerrür eden tarih gelişen ülkemizi, en önemlisi sağlığımızı bu çarpık anlayışa “ Siyasi Şov’a ” kurban etmektedir.

Aksaray’dan gelen ilk haberler, binlerce kişinin hastanelere ishal, bulantı ve kusma şikayetiyle akın ettiğini belirtiyordu. Aksaray’daki bu vakaların hemen arkasından, Ankara’nın Şereflikoçhisar ilçesinden de, benzer şikayetlerle vatandaşların hastanelere başvurduğu haberleri gelmeye başladı. Bir telaştır başlamıştı. TV ler de, gazetelerde bir anda gündem değişmiş herkes bu konu üzerine yoğunlaşmıştı. TV ekranlarında bir sürü uzman boy gösteriyor, bol, bol ahkam kesiyordu. Medyada uzmandan geçilmiyordu. Bir sürü sebep sıralanıyordu ama asıl sebebin ne olduğu henüz tam net değildi.

İşte bu sırada bazı uzmanlar, bu kadar çok vatandaşın, sayıları on binleri bulan hastaların, bulantı, ishal ve kusma şikayetlerinin olsa, olsa içme suyundan kaynaklanacağını söylediler. Tespit doğruydu. Öyle ya yaşamımızın olmazsa olmazlardan biride    SU ” idi. Bu kadar insanın hastalanması içme suyunun dışında başka bir şeyden olabilir miydi ?  Vay sen misin bunu diyen !.... Belediye Başkan Vekili ÖZDİL hemen kameraların karşısına geçmiş, elindeki bardağa su doldurup, doldurup içerek şovunu yapmaya başlamıştı. Ve tarih tekerrür ediyor;

“ İşte içiyorum, sizde için    diyerek, Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cavit Aral’ı hatırlatmıştı.

Ve ne acıdır ki, bu şovla vatandaşı yanlış yönlendiren Belediye Başkanı vakaların artmasına, hasta sayısının on binlere ulaşmasına sebep olmuştu.

Yıllar önce o zamanın Sanayi ve Ticaret Bakanı Cavit Aral’da,  Çernobil faciasının Karadeniz’i etkilemediğini göstermek için, yine kameraların karşısına geçip çay içmişti.               

Ve SU şebekesine KANALİZASYON karışmış. Evet, Belediye Başkan Yardımcısı Sadi ÖZDİL’ in şebeke suyundan bardakla su içerek, suyumuz temiz diye şov yaptığı Aksaray’daki, salgın hastalığın nedeninin, içme suyu şebekesine, kanalizasyon karışması olduğu anlaşılmıştır.

Bu önemli açıklamayı Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Seracettin ÇOM yapmıştı. Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ’ da “ Aksaray’da, 4 Mayısta su şebekelerinde tamirat yapılmış ve bir hafta sonra ishal salgını görülmüş ”  açıklaması yaptı.

Heyette bulunan Ankara Numune Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Şefi Doç Dr. Hürrem BODUR da, salgına “ Norovirüs” ün neden olduğunu, kanalizasyon şebekesinin kısa bir sürede içme suyuna karışmasından aynı anda çok kişiye bu virüs bulaşmış, şeklinde açıklama yaptı. 

Ne yazık ki, şovun gafı devam ediyordu. Bu kez de Aksaray Belediye Başkanı Nevzat Balta bunca bilimsel bulgu ve tespitlere tepki gösterip, “ Sağlık Bakanlığının yaptığı açıklamayı kabul etmiyorum ” deyip, midesi karışan vatandaşımızın kafasını da karıştırmayı becerdi doğrusu.

Bu şovlar olmasaydı, belkide hasta sayıları Aksaray’da 10 bine, Konya’da 5 bine ulaşmayacaktı.

Sağlığımızla oynayan,  sağlığımızı hiçe sayıp kameralar karşısında şov yapan herkesi kınıyorum. Bu suçu işleyenlerin Türkiye Cumhuriyetinin Bağımsız Yargısının önünde bu sorumsuzluklarının hesabını vereceklerine inanıyorum.

Gazetemizin kıvılcım köşesinden, AKSARAY – ŞEREFLİ KOÇHİSAR ve KONYADAKİ tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun der, acil şifalar diler, birilerine de

“ GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM  ” sözünü hatırlatır. Tarihin bu tablosu bir daha tekerrür etmez inşallah dileklerimle, saygılarımı sunarım.

 
SOKAK ÇOCUKLARI ÜZERİNE PDF Yazdır E-posta

ImageSokak çocukları suçlu mu madur mu? Tecrit edilmeli mi? Sokak çocukları bizce madur. Her gece hangi sokaktan hangi çocuğun kaçırılarak hangi ormana götürüldüğünü ve burada hangi organının alınarak organ mafyası tarafından nereye gömüldüğünü ve ya hangi denize atıldığını; her gece hangi sokaktan hangi sokak çocuğunun kaçırılarak cinsel istismar aracı olarak kullanıldığını; her gece hangi sokaktan kaçırılarak kapkaç mafyasına üye yapıldığını biliyor muyuz?

Farkında mısınız son yıllarda en çok gündeme gelen toplumsal sorunlardan bir tanesi "sokak çocukları" diye kolay bir tabirle tanımlanan sorundur.    Bu çocuklar kendi istekleriyle bu hale gelmediler. Sokaklara hayatın acımasız tekmesini yiyerek daha hayatın ne olduğunu bilmeden atılıyorlar. Ya çalıştırılmak için ya dilendirilmek için ya da ailesi içerisinde şiddete maruz kaldıkları için sokaklarda yaşamaya mecbur bırakılmış zavallı çocuk yüzleridir onlar. Sokaklarda da onları her türlü acımasızlık çepeçevre sarmalıyor. Fiziksel şiddet, dayak aşağılama, cinsel taciz, uçucu madde bağımlılığı (tiner, bali,hap.) . Birkaç yazı halinde bu sorunu bugünü ve çözüm yollarıyla tartışmak istiyorum

Sokakta çalıştırılan çocukların % 12.26'sını 13-15 yaş arası çocukların oluşturduğunu ve her 100 sokak çocuğundan 40'ının evde fiziksel ve cinsel şiddet gördüğü için sokaklarda yaşamayı tercih ettiğini, 3-7 yaş sokak çocuklarının çok düşük ekonomik gelirli evlerden çıktıklarını, sokak çocukları üzerine yapılan bir araştırmaya göre: aile içi şiddet gören çocukların %30'unda anne veya babanın üvey olduğunu, %85'inin sigara, %65'inin bali, tiner, hap, esrar gibi uyarıcı madde kullandığını, %41'i nin sokak çetelerine katıldığını, %82'sinin kesici delici yaralayıcı alet taşıdığını, %43'ünün fiziksel %54'ünün cinsel ve duygusal şiddet gördüğünü biliyor muydunuz?

Eğer bilmiyor ve sokak köpeklerine verdiğiniz değeri bu çocuklara vermiyorsanız bence bir an önce bu konuda duyarlaşmalısınız. Çünkü gün geçtikçe sayılarının artması özellikle büyük kentlerde çok daha büyük toplumsal sorunlara yol açacaktır.

Konuya durumun hassasiyetinden bahsederek ve bazı oranlar vererek bir giriş yapmak istedim. Unutmayınız ki onlar çocuk. Onların saldırganlıkları kişiliklerinden değil, toplumun onlara nefret dolu bakışından oluşuyor. Onlara sevgiyle, şevkatle yaklaşarak ve duyarlılıkla davranmak bence atılacak en doğru ilk adım olacaktır. Daha sonra ise sorunu asla örtmeden, tüm gerçekliğiyle toplumun tüm kesimlerinin tartışması ve çözüm yollarının aranması bence bir insanlık vazifesidir

Hele de bu soğuk kış günlerinde bizim çocuklarımız sıcacık evlerde huzur içerisinde yaşarken onlar sokakların tüm acımasızlığıyla yaşıyorlar. Lütfen bunu görmezden gelmeyelim.

 
KAR TANESİ PDF Yazdır E-posta

ImageBen ocak doğumluyum...severim soğuk sert rüzgarı,

Kışın en acımasız buz taneleri bile vursa yüzüme acıtmaz canımı.

 

Elime alırım kar topunu, anlatırım ona bütün sırlarımı,

Kar  taneleri en iyi sırdaşımdır, dinlerler ve kimseyle paylaşmadan yok olup giderler

Seneye başka sırdaşlarım gelir onlara da anlatırım yeni sırlarımı,

 

Hiçbir soğuk beni yıldırmaz yalın ayak kar üstünde yürümeme,

İçim dışım buz kesse de yine de içimin ısınmasına izin vermem.

Sevmem sobalı  evi, cayır cayır yanan odunları ve yanındaki kedileri

İstemem gelsin baharı yazı sıcağı...ateşi sevmem....

Sen gittiğinden beri içimde yanan ateşi hala söndüremedim...

Hiçbir  buz tanesi ...kar havası... çığ düşmesi...nafile ....

 

Sen gittiğinde aylardan ocaktı....hava soğuk ..gidişin buz....

Yüreğim sensizlik ateşi ile kavruluyor.....söyle bana kar tanesi ben nasıl üşüyeyim...

 
BARIŞ MI, UZLAŞMA MI? PDF Yazdır E-posta
ImageAnavatandan gelerek her iki tarafın Cumhurbaşkanlarını ziyaret etmiş olan deneyimli ve çoğu AKP yanlısı gazeteciler ve köşe yazarları Kıbrıs’ın her iki Cumhuriyetindeki intibalarını ve değerlendirmelerini yazmağa başladılar. Okuyabildiğim kadarı ile hepsi de “barıştan ve iki liderin barıştan yana olduklarından” bol bol bahsediyorlar. Hristofyas’ın “geçmişteki olaylara karışmamış barışçı bir yoldaş olduğunu” bile yazanlar var. Akel partisinin 1963’den 1974’e kadar Makarios ile el ele, kol kola ayni yolu yürüyüp, bize yapılanlardan Makarios kadar sorumlu olduğu unutulmuş bile! Bu “çift taraflı” ziyaretin Kıbrıs Türklerine olduğu kadar Türk ulusuna da “her şey çok iyi gidiyor; barış mümkündür; Kıbrıs Türklerinin çoğu da barıştan yanadır” mesajını vermek için “ilgililer” arasında planlandığı anlaşılmaktadır. Bunun böyle olduğu adayı şereflendiren yazarların “barış görüşmeleri” dedikleri “bubi tuzaklı” yol hakkında aksi görüşte olan kişi, kurum ve kuruluşlarla tek bir temasta bulunmamalarından da anlaşılmaktadır. İşledikleri tema “iki solcu yoldaş kendilerini barışa adamışlar, barış arayışında samimiler ancak zorluklar vardır, bunu da unutmayalım; bu zorluklar iyi niyet varsa aşılabilir”.

Kıbrıs’ta 1960 Antlaşmaları ile başlayan “barış” 1963’de yerle bir edilmiş, barışın temelini teşkil eden iç ve dış dengelerden kurtulup Enosis’in yolunu açmak için bugüne kadar devam eden kanlı kansız süreç başlamıştır. Ortaklıktan silâh zoru ile atılan Türk ortak 20 yıl uğraştan sonra kendi devletini ilân ederek, Rumların yok etmeğe çalıştıkları iç dengeyi somut hale getirmiştir. 1974’den sonra KKTC’nin topraklarına (ve tüm adaya) gerçek barış gelmiştir. O halde bugün aranan barış değildir; iki taraf (iki devlet) arasında bir uzlaşmadır.

Rum tarafı uzlaşmayı “Türk tarafının, var olduğunu iddia ettikleri Kıbrıs Cumhuriyetine dönüşü” olarak değerlendirmekte ve “1960 Cumhuriyeti, Anayasası ve meşru hükümeti ile vardır; eksersiz yeni bir ortaklık oluşturmak değildir; işlevliği olmayan 1960 Cumhuriyetini işler hale getirecek tadilatlar yapılacaktır; bu nedenle Türklere YENİDEN Rumlara, Ermenilere, Maroni ve Latinlere verilmiş olan hakları gölgeleyecek haklar verilmeyecektir; adına Federasyon denecek olan sonuçta AB normları hakim olacaktır; Türklere verilmiş olan haklar bu normlara uymuyorsa yorumlar geçerli olacaktır; serbest dolaşım ve mülk edinme AB üyesi bir ülkede ret edilemez, uygulanacaktır; AB üyesi bir ülkenin başkaları tarafından garanti edilmesi AB teşkilatına da hakarettir; Garantilere gerek yoktur; Kıbrıs askersizleştirilecektir; Kıbrıs Türklerinin Türkiye ile olan bağları koparılmalıdır; Karpas, Maraş, Güzelyurt Türk bölgesinde kalamaz; Yerleşikler Anadolu’ya, Rum göçmenler eski yerlerine dönmelidirler”.  Çerçevesi içinde görmektedir. Rum liderliğinin Kırmızı Çizgisi budur.

Ziyaretçi “Yazarlara” göre Türk tarafı Annan Planına evet demekle manevi yücelik kazanmıştır. KKTC’ye direk gelenlerden bahsediliyor, bunların önce İstanbul’da, her uçağın yaptığı gibi, duraklayıp uçuş numarasını değiştirmek zorunda kaldıklarını es geçiyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı Talat’ın kabullerinden ve ziyaretlerinden bahsediliyor. Ziyarete gelenlerin “sizi cemaat lideri olarak ziyaret ediyoruz, KKTC’ni tanımıyoruz, bayrak, sancak görmek istemiyoruz” diyerek geldiklerini de hatırlamak istemiyorlar. En önemlisi bize ve Türkiye’ye evet dedirten Amerikanın Referandumdan hemen sonra “Kıbrıs Türkleri Annan Planına evet dediklerine göre bundan sonra ayrı egemenlik, ayrı devlet talebinde bulunamazlar” yorumunu getirdiğini hatırlamak da istemiyorlar. “Manevi yüceliğin bedeli” KKTC’den, ve hatta 1960’daki haklarımızın esaslarından vazgeçmek pahasına elde edildiğini ve başlatılmak istenilen görüşmelerde başımızın eğik olacağını, görüşmelerin Referandumda hayır diyen Rum tarafını memnun edecek tadilât için yaptırılacağını bilmek de istemiyorlar.    

Türk ulusuna ULUSAL KIBRIS DAVASINDA HERŞEY YOLUNDA MESAJI VERİLMEK ÜZERE YAPILMIŞ OLAN BU ZİYARETTE bazı ciddi yazarlar Rum tarafının taleplerine evet denilemeyeceğine de temas etmek yüceliğini göstermişlerdir. Maksat Annan Planına evet demekle içine düşmüş olduğumuz tek çıkışlı teslimiyet kanalının varlığını Türk milletinden gizlemek! Devlet kurmuş olan TÜRK HALKI, masaya %20 toplum olarak oturuyor. Bunun teslimiyet anlamına geldiğini anlamak isteyen de yok.
   
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 31 - 35 Toplam: 59