Çocuk olmak, sevmek, sevilmek ve dünyanın tam merkezinde olmaktır. Çocuklar her zaman sevilmeyi hak eder. Yapılan araştırmalarda çocukların anne babalarından aldıkları sevgi ve mutluluk, onların hayata daha olumlu mutlu bakabildiklerini daha sevgi dolu olduklarını ortaya koymuştur. Bunun için aileler çocuğu ile doğru iletişimi kurarak onları iyi birey olmaları için çaba göstermeleri gerekir. Fakat en başta anne-babaların bu konuda bilinçli olmaları gerekiyor. Ebeveynlerin çocuklarına olan davranışlarında orta kararlı olmaları çok önemli. Ülkemizde ise daha çok katı anne baba tarzı var. Katı aile yapısında anne-babanın dediği olur ve hep onlar kazanırken diğerinde ise çocuk kazanır. Çocuğumuza katı davranıp ona ceza vermek veya iyi olduğunda hediye vererek ödüllendirmek yerine çocuğumuza vaktini ayırarak ve onunla paylaşımlarda bulunarak iletişimimizi güçlendirmeliyiz. Çünkü ona vakit ayırmamız ona verdiğimiz değeri göstermektedir. Ve onunla geçirdiğimiz zamanın uzunluğu değil, kalitesi önemlidir. Ona verdiğimiz eğitim önemlidir. Siz çocuğunuzla konuştuğunuz zaman farkında olmadan çocuğunuzun alması gereken temel dersleri vermiş olursunuz. Fakat aileler ne kadar üniversiteye gitmiş olsalar da iletişim konusunda yetersiz olunuyor. Geleneksel eğitim metotlarına bağlı kalınıyor. Ama unutulmamalıdır ki çocuk anne-babanın eseridir. Çocuğunuzda gördüğünüz kötü bir huyun, suçunu mutlaka kendinizde arayın. Çocuğun sorunlarını dinlemek, onun stres ile kolay baş etmesine ve zorlukları kolay yenmesine yol açacaktır. Ceza sisteminde ise aileler bir şey elde etmeyerek çocuğun güvenini yitirmesine neden olur.
Ceza sistemini Aziz Nesin’in 1967’de yazdığı ‘şimdiki Çocuklar Harika’ adlı kitabından bir yazıyla sizlerin yüzünüzde sadece bir nebze olsun tebessüm oluşturması için aktarmak istiyorum
CEZA ÇOCUĞA BIRAKILIRSA
Çocuklara şu soru yönelmişti; siz baba olsanız, babanız da çocuğunuz; suç işlediğinde ona ne ceza verirdiniz? ‘Onu bir topal ata bindiririm. Üstüne çadır örterim. Çadırın tepesine bir bıçak asarım. At topalladıkça bıçak kafasına dokunsun, akıllansın. ‘Ağzına fermuar dikerim’ , bir sütçünün oğlu ise ‘Eşeklerin yanında yem yesin’ , şiddetli baskı altında tutulan bir çocuk, ‘Olmaz, çocuk da olsa babaya el kalkmaz’ diye cevap veriyordu. Yapılan anket sonucunda aileden alınan eğitim ve görgü ayrımını ortaya koyuyordu. Yaşayış şartları normal olan çocuklar ise soruyu şöyle cevaplamışlardı; ‘İyilikle söylerdim’, ‘Poposuna usulca vururdum’, ‘İçinde fare olan tuvalete kapatırdım’. Gecekondu bölgesinde oturan çocukların cevapları ise daha ağırdı; ‘Bir tencere çorbayı kafasına geçirirdim’, ‘Ayaklarından tavana asardım’, ‘Pastırma gibi doğrarım’, ‘Eşek sudan gelene kadar döverim’, ‘Kaynar suyla haşlarım’” 1967’de yapılan anket sonucunda çocuklar bu cevapları veriyordu. Şimdi bu anket yapılsa çocuklarımızın vereceği cevapları merak ediyorum. Çocuklar sevgidir, onlara sevgimizi verelim.
Bir daha ki sayımızda görüşmek üzere. Hoşçakalın
Sevgi ve Saygılarımla...



Yazarlar 


Bu satırlarımın devamını okuyanlar “Emekli asker olarak ne zamandan beri avukatlığa soyundunuz?” diye düşünebilirler. Haklı da olabilirler. Zira mesleğim avukatlık değil. Ancak herkesin düşüncesine saygımız var. Dolayısıyla bizim düşüncelerimize saygı duyacaklarından şüphem yok.
Merhaba sevgili okurlar.
700 yıllık şerefle, şanla, sanatla, insanlık örnekleriyle
dolu olan kültürel tarihi bir zenginliğe sahip
geçmişimiz, 20. yüzyılda toplumsal yaralar almaya başladı.