BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Yazarlar
Çocuklar sevgidir PDF Yazdır E-posta

Image Çocuk olmak, sevmek, sevilmek ve dünyanın tam merkezinde olmaktır. Çocuklar her zaman sevilmeyi hak eder. Yapılan araştırmalarda çocukların anne babalarından aldıkları sevgi ve mutluluk, onların hayata daha olumlu mutlu bakabildiklerini daha sevgi dolu olduklarını ortaya koymuştur. Bunun için aileler çocuğu ile doğru iletişimi kurarak onları iyi birey olmaları için çaba göstermeleri gerekir. Fakat en başta anne-babaların bu konuda bilinçli olmaları gerekiyor. Ebeveynlerin çocuklarına olan davranışlarında orta kararlı olmaları çok önemli. Ülkemizde ise daha çok katı anne baba tarzı var. Katı aile yapısında anne-babanın dediği olur ve hep onlar kazanırken diğerinde ise çocuk kazanır. Çocuğumuza katı davranıp ona ceza vermek veya iyi olduğunda hediye vererek ödüllendirmek yerine çocuğumuza vaktini ayırarak ve onunla paylaşımlarda bulunarak iletişimimizi güçlendirmeliyiz. Çünkü ona vakit ayırmamız ona verdiğimiz değeri göstermektedir. Ve onunla geçirdiğimiz zamanın uzunluğu değil, kalitesi önemlidir. Ona verdiğimiz eğitim önemlidir. Siz çocuğunuzla konuştuğunuz zaman farkında olmadan çocuğunuzun alması gereken temel dersleri vermiş olursunuz. Fakat aileler ne kadar üniversiteye gitmiş olsalar da iletişim konusunda yetersiz olunuyor. Geleneksel eğitim metotlarına bağlı kalınıyor. Ama unutulmamalıdır ki çocuk anne-babanın eseridir. Çocuğunuzda gördüğünüz kötü bir huyun, suçunu mutlaka kendinizde arayın. Çocuğun sorunlarını dinlemek, onun stres ile kolay baş etmesine ve zorlukları kolay yenmesine yol açacaktır. Ceza sisteminde ise aileler bir şey elde etmeyerek çocuğun güvenini yitirmesine neden olur.


Ceza sistemini Aziz Nesin’in 1967’de yazdığı ‘şimdiki Çocuklar Harika’ adlı kitabından bir yazıyla sizlerin yüzünüzde sadece bir nebze olsun tebessüm oluşturması için aktarmak istiyorum

CEZA ÇOCUĞA BIRAKILIRSA

Çocuklara şu soru yönelmişti; siz baba olsanız, babanız da çocuğunuz; suç işlediğinde ona ne ceza verirdiniz? ‘Onu bir topal ata bindiririm. Üstüne çadır örterim. Çadırın tepesine bir bıçak asarım. At topalladıkça bıçak kafasına dokunsun, akıllansın. ‘Ağzına fermuar dikerim’ , bir sütçünün oğlu ise ‘Eşeklerin yanında yem yesin’ ,  şiddetli baskı altında tutulan bir çocuk, ‘Olmaz, çocuk da olsa babaya el kalkmaz’ diye cevap veriyordu. Yapılan anket sonucunda aileden alınan eğitim ve görgü ayrımını ortaya koyuyordu.  Yaşayış şartları normal olan çocuklar ise soruyu şöyle cevaplamışlardı; ‘İyilikle söylerdim’, ‘Poposuna usulca vururdum’, ‘İçinde fare olan tuvalete kapatırdım’. Gecekondu bölgesinde oturan çocukların cevapları ise daha ağırdı; ‘Bir tencere çorbayı kafasına geçirirdim’, ‘Ayaklarından tavana asardım’, ‘Pastırma gibi doğrarım’, ‘Eşek sudan gelene kadar döverim’, ‘Kaynar suyla haşlarım’” 1967’de yapılan anket sonucunda çocuklar bu cevapları veriyordu. Şimdi bu anket yapılsa çocuklarımızın vereceği cevapları merak ediyorum. Çocuklar sevgidir, onlara sevgimizi verelim.

Bir daha ki sayımızda görüşmek üzere. Hoşçakalın

Sevgi ve Saygılarımla...

 
ÖNÜMÜZÜ GÖRELİM BAKIRKÖYLÜLER PDF Yazdır E-posta

ImageBu satırlarımın devamını okuyanlar “Emekli asker olarak ne zamandan beri avukatlığa soyundunuz?” diye düşünebilirler. Haklı da olabilirler. Zira mesleğim avukatlık değil. Ancak herkesin düşüncesine saygımız var. Dolayısıyla bizim düşüncelerimize saygı duyacaklarından şüphem yok.

Bir konuyu, bir kişiyi, yerel yönetimi; yaptığı, yapmadığı ve yapamadığı hususlarda eleştirmek (ve de haklı olduğu hususları savunmak) için de AVUKAT olmamız gerekmez herhalde…

Hele, hele, YANLIŞA ve YANLIŞLIKLARIN savunucusu olarak AVUKAT’lık yapmak hem bu mesleğin etiğine, hem de; “DOĞRU İLKELİ BAĞIMSIZ HABERCİLİKTE BAKIRKÖY İLÇEMİZİN Yerel siyasi yaşam gazetesi olarak ilke ve prensiplerimizle bağdaşamaz.

Ana fikrimiz, “Bilmeden yazmak, görmeden yol almaya benzer ki, bir yerde gözünüz açılsa da fayda etmez.” Onun için görüp görüşüp detaylı bilgilerle donandıktan sonra; doğruyu da yanlışı da yazmak bize düşer. Düzeltmekte yanlışını kabul etme erdemliğini gösterecek kişi, kurum ve yönetimlere… İyi bilinmeli ki; YANLIŞA NEREDE DUR! Dersek, DOĞRUYU O AN ORADA BULACAĞIMIZI UNUTMAYALIM.

O halde bilip bilmeden, doğruyu bulmadan kulaktan kulağa fiskos habercilik, kaba tabir; DEDİKODU üretmekle bir yere varılamayacağı bilinmelidir ki zaten Bakırköy Belediyesi için bilmeden suç isnat edenlerde bu konuda Hukukun Adaletin duvarına çarpacaktır. Yerli, yersiz laf olsun torba dolsun(!) misali, asılsız iddia eden isnat edilen suçlamaları, dedikoduları basın yaygara niteliğinde çıkartabilmektedir.

Neymiş efendim? “Yok BAKIRKÖY layık hizmet alamıyor muş”, “ATAKÖY’de 100 milyon dolarlık haksız rant” , “CHP’li meclis üyelerinin yakınlarının belediyede işlerini takip etmeleri” ,”Kaçak yapılar, vs…” Bütün bunların savunucusu da kendine yandaş yerel BASIN yaratmakla suçlanan hedef kişi ve kişiler(!) varmış...

Bir kere daha belirtmekte fayda var sanıyorum, kimsenin avukatlığına soyunmadık soyunmayız. Ancak doğru ve doğruların yanında olarak, mütevazı konumumuzla kalemimizi kimse için haksız ve de ispatı olmayan suçlamalarla suç isnat etmeyiz, edemeyiz. Biz “İNSAN ODAKLI PROJE” üreten Belediye Başkanlarının partisi ne olursa olsun yanındayız. Demokratik Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsız tarafsız gazetesi BAKIRKÖY EKSPRES olarak ATATÜRK İLKE ve İNKILAPLARI doğrultusunda DOĞRUNUN ve DOĞRULARIN YANINDAYIZ.

YANLIŞI gördüğümüzde YANLIŞI anında KESER,  DOĞRUYU bulur ve kalemimizle de DOSDOĞRU yazarız.

Yerel YÖNETİM olarak doğrularını gördüğümüz Bakırköy Belediye ve Meclisine çalışmalarında başarılar diler, alternatif düşünceleri olanları da köşemize bekleriz.

Yeter ki; çalışana engel olunmasın, suyu bulandırma bahaneleri olmasın. Dönen çarka çomak sokulmasın.

Saygılarımla

Not: ASLAN ile Maymun hikayesini bu satırlarda yazmak istemiyorum. Öğrenmek isteyenlerle mail adresimden yazışabiliriz.

 
 
BAKIRKÖY MİSYONU PDF Yazdır E-posta

ImageMerhaba sevgili okurlar.    Yazarlar, yeni bir gazetede yazmaya başladığında, bir mahalleye ilk defa gelen yabancı gibi olurlar. Şaşkın, biraz ürkek ve çekingen. Hele bu semt eğitimli kişilerin çoğunlukta bulunduğu bir yer ise, biraz da baskı eklenir üzerinize.

Doğrusu bende anlattığım duyguları yaşıyorum. İstanbul ‘u hiç görmemiş birine İstanbul ‘da hangi semtler var diye sorsanız, ağzından ilk çıkan yer birinci olmasa bile ikinci sırada “Bakırköy” olur.

Bakırköylü olmak ayrıcalık haline gelmiş İstanbul içinde. Bu sosyolojik tespite birçok neden bulabilirsiniz. Ancak bana göre en önemlisi “eğitim”  ve “eğitim seviyesi”dir.

İstisnalara rağmen Bakırköy bu anlamda homojen bir yapıya sahiptir.

Bilirsiniz şehirler, semtler de canlı varlıklar gibidir. Her birinin kendine has karakteristik özellikleri vardır. Bu özellikler içindeki “baskın hal” etkileyen ya da etkilenen olma vasfını hazırlar. 

Doğal olarak mevcut yapı, dışardan gelen unsurlardan etkilenir. Ya da tersine, geleni etkiler. Hem değişir, hem değiştirir.

Ülkemiz son yirmi beş yıl içinde birçok sosyal değişimlere tabi olmuştur. Bakırköy ‘de öyle. Özellikle göç, farklı kültür yapılarından ve farklı coğrafyalardan gelen insanlar yeni yerleşim bölgelerine eski özellikleriyle gelmişlerdir.

Değişim doğal sürecinde ya kondukları yeri geldikleri yere benzetmiş, ya da kendileri kondukları yere benzemişlerdir.

Birinci hale uğrayan semtler-şehirler hızla bozulmaya başlamış, ikinci halde, gelenler olumlu değişimler yaşamaya başlamıştır.

İşte Bakırköy bu ikinci haldeki semtlerimizin başında gelmektedir. Bu güne kadar hiçbir unsur Bakırköy ‘ü değiştirememiş, aksine Bakırköy’e gelenler olumlu yönde değişmiştir.

Tıpkı yabancı olduğumuz mekanda, bir beyefendi gördüğümüzde kendimize çeki düzen vermemiz gibi.

Bu yüzden Bakırköy ‘de olmak ayrıcalık kabul edilebilir.

Merhaba Bakırköy,

Merhaba Bakırköy Ekspres okuyucuları..

 
Anneler gününde "vahşet" asla milletimizin bir yaşam tarzı olamaz PDF Yazdır E-posta

Image700 yıllık şerefle, şanla, sanatla, insanlık örnekleriyle dolu olan kültürel tarihi bir zenginliğe sahip  geçmişimiz, 20. yüzyılda toplumsal yaralar almaya başladı.

Nereye gidiyoruz ? Büyüklerin küçükleri sevdiği, küçüklerin büyükleri saydığı,  Zenginlerin yoksullara yardım ettiği, örnek meziyetlere sahip olan, tüm bu özellikler genlerinde var olan,  Müslüman Türk Milleti bu yozlaşmayı, yaşanan vahşetleri, kaldırabilir mi ?

Neden mi bahsediyorum; “ SON BİR AYDA YAŞANAN BEŞİNCİ ANNE CİNAYETİNDEN ” Elini öpüp, hayır duasını aldığımız, büyüdüğümüzde baş tacı yaptığımız ANNELERİMİZİ boğazlamaya başladık.

Son bir ayda Mersin, Ankara, Konya ve Bursa’ da yaşanan çocukları tarafından katledilen talihsiz annelere 5. si eklendi.

İlk katliam 21. Martta Mersinde yaşandı. 42 yaşındaki Durdu YAŞAR,  71 yaşındaki yatalak annesi Gülkız YAŞAR’ ı  acı çekiyor diye, boğazını keserek öldürdü.      

24. Martta Ankara da yaşayan, annesi ve babası ayrı olan,  hem de hukuk öğrencisi  21 yaşındaki  “  Başak AYDINTUĞ ”  annesi Prof. Dr. Olcay TİRYAKİ’ nin boğazını keserek öldürdü.

Bu cinayetten sadece bir gün sonra, Konya’ da yaşayan 33 yaşındaki Benal SÖNMEZ,  64 yaşında olan annesi Sebahat GÜLBEYAZ ’ı bıçaklayarak öldürdü. Vahşete bakın, öldürdükten sonra kafasını, kollarını ve bileklerini keserek cesedini parçalamış, ben bunları yazarken bile ürperiyorum. Seni doğurup Dünyaya getiren, seni besleyip büyüten, sana ninniler söyleyen, sacını okşayan o güzel ellere nasıl kıydın ? nasıl kesip parçalayabildin. Tıpkı bir vahşetin korkunç film kareleri gibi. 

Ve 4.  Vahşet Bursa da  yaşandı. 03.NİSAN. 2008 Bursa’ da, psikolojik tedavi gören 25 yaşındaki Sunay YILDIZ annesini tam 12 bıçak darbesiyle öldürüp, ablasını da yaralıyor.

5. Vahşet yine Bursa da ama ne vahşet , vahşetin sebebi cinayetten daha da korkunç. Bursa’ daki Fatma ÇAKIR, 2 yıl önce kocasından boşanmış. Birisi erkek olan 4 çocuğu ile, Bursa da Alemdar Mahallesine taşınıp ev kiralamış, Fatma ÇAKIR eşinden ayrılmış, 4 çocuğuna bakmak için çalışıyor didiniyor, onlara kol kanat geriyor. Gecesini gündüzüne katıp, annelik görevini özveriyle yapmaya çalışıyor. Bir kızı var “ Zeynep Dayı ”    Zeynep İzmir İlahiyat Fakültesinde okurken, 3. sınıfta bazı psikolojik nedenlerle okulu terk eder, annesinin yanında yaşamaya başlayan Zeynep Dayı, bir gün annesine,  ---- Beni neden evlendirmiyorsun ? diye çıkışır. Tartışma sonunda da,  annesine  ---- “  KISMETİME MANİ OLUYORSUN ” diye bağırarak annesini bıçaklar.

57 yaşındaki talihsiz anne Fatma Çakır, evde karnına yediği  bıçak darbesinden sonra, kızının bıçak darbelerinden kurtulmak için, kendisini dışarıya atar. Atar ama nafile, koklayıp büyüttüğü, yemeyip yedirdiği, içmeyip içirdiği, uyurken başını okşadığı, üstünü örttüğü kızı  ZEYNEP Azrailli olmuş peşindeydi.

Ve Zeynep annesi Fatma Çakır’ı  merdivenlerde yakalayıp,  tam 19 kez annesini bıçaklıyor.  Evet tam 19 defa  sebep ?  kısmetime mani oluyorsun……..

Sevgili okurlarım vahşete bakın. Elini öptüğümüz, cennet ayaklarının altındadır dediğimiz, ayaklarını bile duraksamadan öpmemiz gerektiğine inandığım o ak saçlı nur yüzlü annelerimizi boğazladığımıza inanmak istemiyorum. Ama ne acıdır ki,  bunlar maalesef  gerçek.

VE BİR VAHŞET DAHA !....

“ BURSADA ALKOLLÜ  ZORBALAR,  GECE  94 YAŞINDAKİ  KADININ  CAMINI KIRIP, EVİNE GİRDİLER. 94 YAŞINDAKİ KADINA ZORLA TECAVÜZE KALKTILAR ” 

Biz nereye gidiyoruz ? Nasıl bu günlere geldik.  Bunu hep beraber sorgulamamız gerekiyor.  Sorgulayacağız sebebini bulacağız, ve yeniden özümüze , kültürümüze, saygı ve sevginin hakim olduğu  toplumsal yapımıza  döneceğiz. Bunun için herkese görev düşüyor.  Başta Anne ve Babalara, Medyaya, Milli Eğitim Camiasına ve Devletimize.

Lütfen  görsel medya TV ler, şiddet içerikli filmleri kaldırsın. Öğretmenler, Anne ve Babalar çocuklara şiddet uygulamasın. Sokakta, trafikte birbirimize saygılı olalım.  Ve devlet tüm bunları hakkıyla denetlesin.

Ve bizler, çocuklarımız, yeni yetişen nesil  gençlerimiz, sadece bayramlarda değil,  her gün evden çıkarken, o ak saçlı nur yüzlü annelerimizin ellerini öpelim. Hep birlikte oturup, bu vahşeti  lütfen  sorgulayalım.

Hunharca boğazlanan ANNELERDEN toplumumuz adına, Milletimiz adına,  özür diliyorum.  Eli öpülesi  saygıdeğer tüm ANNELERE  saygılarımı  sevgilerimi sunuyor, ellerinden öpüyorum.

A.  Ali Salmanoğlu

 

 
Şehitler ölmez vatan bölünmez PDF Yazdır E-posta

“SÖZ KONUSU VATAN İSE GERİSİ TEFERRUATTIR”   Atatürk

Anneler gününde; HAKKARİ’den gelen, şehit haberleri hepimizin yüreklerini bir kez daha dağladı. Her zamanki gibi “ŞEHİTLER ÖLMEZ, VATAN BÖLÜNMEZ. “KAHROLSUN PKK” haykırışlarımızla ŞEHİTLERİMİZİ memleketlerinde toprağa, acılarını da yüreklerimize gömdük.

Elbette hepimizin acısı çok büyük. Ancak “AĞLARSA ANAM AĞLAR” GERİSİ DE YALAN AĞLAMAZ ama; aslında yaşamın gerçeği ANA yüreğinin çektiği acı ve ızdırabını ancak ANALAR çok daha iyi anlar hisseder ve acıyla yaşar kendinden kopan bir parçanın acısıyla.

Şehitlerime Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabırlar diler, ülkemizin savunması bölünmez bütünlüğü için oğullarını yetiştirip (vatan hizmetine) askere gönderen şehitlerimizin ANNE ve BABALARININ ellerinden öperiz.

Bu vesileyle Milliyet Gazetesi köşe yazarı Sayın Cemal ERSEN’in ‘Başkent Kulisi’ köşesinden ‘Kuralına Uygun’ başlıklı yazısını aynen aktarıyorum:

“Belli ki minareyi çalan kılıfını da hazırlıyor. Ama açıkçası yadırgıyorum. Bakıyorsunuz, ligin devre arasında askerlik sorunu nedeniyle Yunanistan’a transfer olan Tümer Metin, Fenerbahçe antrenmanında.

Neden? Avrupa Şampiyonası öncesi Milli Takım için hazır olmalıymış.

Her şey kitabına uygun, kim ne diyebilir ki? 20 yaşını dolduran Mehmet de üniversiteye giremedi diye karavana başına!

Fikrimi söyleyeyim, savaşa da karşıyım, savaşın getirdiği acıların yaşanmasına da. İsteyen gitsin, istemeyen istediği yere gitsin. Ancak askerlik konusunda böyle bir düzenlemeniz yoksa, vicdanlar bu tablo karşısında rahatsız oluyor.

İnsanlar niçin sınıflandırıldıklarını sorguluyor. Ve malesef yanıt bulamıyor!

Can sıkıcı olan, bugün “sporculuk hayatımın en verimli dönemindeyim” gerekçesine sığınanların, yarın bir başka sebeple ayrıcalıklı yaşamlarını sürdürmeye devam edecek olmaları.”

Bu düşüncelere saygı duymamak elde değil…

Evet 20 yaşında askerlik çağına erişen MEHMETLERİM üniversiteye giremeyince “uygun adım marş! Doğru ASKERE... Nöbete...” Ama şartlarını, kendine ve kuralına uygun olarak hazırlayan, tabiri caizse; Minareyi çalıp kılıfına uyduranlar, yurtdışında paravan şirketlerde kendisini çalışır gibi gösterip belgelendiren ikametini belli bir süre çalıştığı yerde gösterenler ise, kısa dönem askerlik yapanlar kurallar böyle çalıştığı için birşey söylemek haddim değil. Yalnız bu işin vicdanı muhasebesini, kuralları koyanlara ve bu kurallara göre askerlik yapanlara bırakıyorum. Öyle ki tıpkı futbolunu en verimli çağında devam ettirip istikbalini düşünen sporcusuyla, işini en dinç, en verimli çağında kurmuş küçük esnaf sanayici iş adamı dahil şartların eşit olarak uygulatılması inancındayım. Yoksa işini kurmak üzere olanla, üniversiteyi tek dersten vs. den kazanamayan kaybedenin de tanınmış futbolculara tanınan haklardan istifade etmesi de söz konusu olur. ”Ancak söz konusu vatan ise gerisi teferruattır.” Aksi takdirde K. Atatürk’ümüzün veciz ifadesine hepimiz ters düşeriz...

Kısa dönem askerlik hizmetini yapanları asla kınamıyorum. Döviz ve işgücü kazandırdığı da düşünülse dahi kural eşitsizliği ve uygulama sonucu döviz getirenler dünyalar bağışlasalar bir şehidimizi geri getiremezler. O halde savunduğum; fırsat eşitliği- eşitsizliğinin yorumlanmasıdır ki bu uygulamayı da Meclis ve Genel Kurmay’ın bundan sonra alacağı ortak kararlarında, bu konuların mutlaka özümlenerek, çözümlerin ülkemiz menfaatlerine ve Kamu vicdanına göre hareket edileceğinden asla şüphem yoktur. Kısa dönem askerlikte konu sadece döviz girdisi olarak düşünülürse koşullar dolayısıyla aynı imkanlara sahip olamayıp ta normal askerlik yaşında askere nöbete giden MEHMETLERimizin ŞEHİT olup nöbetinden ana kucağına dönemediğini bir düşünürsek uygulamaların vicdani muhasebesini çok daha iyi yapmış oluruz. Tahsin Ataizi

 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 36 - 40 Toplam: 59