|
'Utan be adam!'- 'Tam bir rezalet' |
|
|
|
Yukarıdaki başlıklar bizim değil, 1.si ‘Yeni Şafak’ Gazetesi’ne, 2.si de Cumhuriyet Gazetesi’ne ait.
Günlerdir Türkiye’nin gündemini kilitleyen Hüseyin ÜZMEZ davasından bahsediyoruz. Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in 14 yaşındaki B.Ç.’ye yönelik cinsel istismarı nedeniyle, Türkiye birbirine kenetlendi. Kamu vicdanı oluk oluk kanamaya başladı. Her biri farklı bir kesimin sesi olan, birbirine zıt iki büyük gazete Yeni Şafak ve Cumhuriyet gazeteleri bile, aynı olay için, aynı ifadeleri içeren başlıkları gazetelerine sür manşet yaptılar. Bir başlık ta ben atmak istiyorum. Ve diyorum ki:
Sus be adam, sus artık!..
Özrü kabahatinden büyük diye buna derler herhalde. Tüm bu olaylardan sonra, utanıp evine kapanıp susacağına, adam TV’de de, kanal kanal gezip, 70 milyon Türkiye’nin karşısında konuşmadı mı? İşte o an ipler koptu. Tüm Türkiye tek yürek oldu. Bu olayı kınamaya, daha da ötesinde sorgulamaya başladı. Hele cezaevi çıkışında onu almaya gelen karısının kameralar karşısında pişmiş kelle gibi sırıtması yok muydu, adeta kanımızı dondurdu.
Bunun hesabını kim soracak derken, yiğit bir ses ben soracağım diye yükseldi. Bu ses Bakan Nimet ÇUBUKÇU’nun sesiydi. Öyle de olmalıydı.
Sayın Bakan, “Çocuk hakları ve korumasıyla ilgili yasalar var artık. Onlar şikayetçi olmasalar bile biz tarafız ve şikayetçiyiz” diyerek bu olayın ciddiyetle üzerine gideceğini belirtti.
Adama bakın yahu, ben insan içine nasıl çıkarım diye övünüp utanacağına, ekranlara çıkıp, hindi gibi kabarıyor, bir de kendince tehdit savurma babında, “Ben gazeteci vuran adamım” diye övünüyor, pes doğrusu. Küçük bir kız çocuğuna cinsel istimarda bulunulması, kamuoyu vicdanında emsalsiz bir yara açmıştır. Sanık durumundaki kişinin ise, orada burada uluorta konuşması, insanlığımızı tam anlamıyla tedirgin edip, aşırı derecede rahatsız etmiştir.
Ben Adli Tıp Raporu’nun nasıl verildiğine, mahkemeden nasıl tahliye edildiğine girmek istemiyorum. Yargıya intikal etmiş bir konuda, fikir yürütmek haddimiz değil. Ama buradan şunu seslendirmek istiyorum. Bir ulusal gazetede yazar çizer olan, üstelik islami konularda ilahiyatçı olarak ahkam kesen Üzmez’in bu haline bakıp, Adli Tıp’tan asıl Üzmez’in kendisi için, bir rapor alınması gereğini tavsiye ediyorum.
Ayrıca ülkenin birçok olayında bu güne değin önemli incelemeler yaparak, birçok olay aydınlatan Adli Tıp Kurumu’nu da, yıpratılmaması gereğine herkesin dikkatini çekmek istiyorum.
Bu olay Türkiye için değil, bu suçu işlerken rol alanlar için, bir utanç kaynağı olacaktır.
Saygılarımla
|
|
İngiliz ‘The Independent’ gazetesi, Can DÜNDAR’ın yönetmeni olduğu ‘MUSTAFA’ belgeseli ile ilgili polemiğe dikkat çektiği haberinde, Mustafa filminin reel ATATÜRK portresiyle Türkiye’yi böldü başlığını kullanmış.
Haberde; “Patlak veren öfkeyle bakılırsa Türklerin ATATÜRK hakkında gerçekten bilgi sahibi olma istedikleri kuşkulu” yorumu yapılmış.
İngiliz gazetesine göre yorum böyle. Yoruma yorum getirilmez ama bilinen gerçekleri ortaya çıkarmadan, ATATÜRK’ün Türkiye’miz için yaptıkları, başarıları, kahramanlıkları, zaferleri, devrimleri dünya basınında örnek lider olarak gösterilmesine rağmen; Can DÜNDAR’ın ‘Sarı Zeybek’ gibi güzel bir eserinden sonra neden böyle bir belgesel çektiği insanda gerçekten şüphe uyandırıyor. Kabullenemediğim; ATATÜRK’ün insan olarak gösterebileceği her insanda görülebilecek insani zaafiyetlerine, yaptıkları işler ve icraatlardan daha fazla yer verilmiş olmasıdır. Dolayısıyla; okula ATATÜRK sevgisiyle başlayan küçük öğrencilerimizin de kafasını karıştırmayalım.
ÇILGIN TÜRKLERİN ünlü yazarı Sayın Turgut ÖZAKMAN ile TV’de yapılan söyleşide; adeta Hocasının Rahle-i Tedrisatından geçerek, gerekli dersini de almıştır sanırım. Can Dündar’a göre ‘Mustafa’ yorumu kendine kalsın. Üstün kabiliyet ve görüşlerine inandığım Can DÜNDAR’ın aldığı ders sonrası Türk Milletinin MUSTAFA’sı “Kemal ATATÜRK” belgeselini bir kez daha denesin. Öğrendiği doğruları gördüğü yanlışları düzelterek. Siyasi platforma göre yorum getirmeden bize bir kez daha yöneteceği filmde sunma fırsatı bulsun.
Aksi halde ne İngiliz Independet ne de yerli bir başka basın medyanın görüşleri “Türkiye’yi böldü. Bizleri böldü.” yorumunu getirememeli. Birlik beraberlik dilediğimiz ortamda bu tür yayınlara b.k yemenin arapçası derler. (Açıkçasını yazamıyorum) Eskiden tanıdığım Sarı Zeybek belgeselinin başarılı yönetmeni Can DÜNDAR’ı severdim… İnanıyorum ki hatasını anlamıştır. “Yanlışı nerde keserse, doğruyu orada bulacaktır.”
Mustafa filmini çekenlere de, yorumculara da, herkese emeklerinden dolayı saygı duyuyorum. Ancak, tüm okurlarımı da tenzih ederek; kıssadan hisse, Neyzen Tevfik’in Atatürk düşmanlarına seslendiği şiiri de son güncelleme ile bu sütunlarda aktarmayı uygun gördüm.
Saygılarımla…
İşte Neyzen Tevfik’in Atatürk düşmanlarına seslendiği şiir:
Ne ararsın Tanrı ile aramda
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda,
Başı açığa niye türban sorarsın
Rakı, şarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararım içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim.
Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet
İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz…
Türkiye; Atatürk’ü Allah’a geriye kalan her şeyi de Atatürk’e borçluyuz.
Saygılarımla…
|
|
|
Şapkadan demokrasi çıkar mı? |
|
|
|
Şapkanın melon, fötr, kasket, resmi, takke yada külah biçiminde olup olmasının hiçbir önemi yoktur. İçinden kuş çıkabilir, civciv çıkabilir, tavşan çıkabilir ama “demokrasi” çıkmaz.
Türkiye’nin geride kalan son elli yılında şapkadan çıkanları hatırlayınız.
Şapkadan mermi, top, tank, tüfek, bomba, para, banka, servet, sıkıyönetim, ihtilâl, anayasa, idam, çıktı.
Fakat demokrasi çıkmadı. Demokrasi dışında her şey çıktı. Demokrasi çıkmadı.
Çıkmaz, çükü demokrasi erdem rejimidir. Erdemlilerin rejimidir.
Siz, şapkadan çıkan kavalı, başımızda devamlı çalmalarının sebebinin ne olduğunu zannediyorsunuz?
Koyun olduğumuzu unutturmamak için. Bizi gütmek için kaval lazımdır. Kaval şapkadan çıkabilir.
Bize demokrasi lazım değildir. Demokrasi şapkadan çıkmaz.
Demokrasi hiçbir ülkeye kendiliğinden gelmedi. Demokrasi hak edenlerin rejimidir.Kendisi için istediği güzel şeyleri, diğer insanlar için de isteyenlerin rejimidir.
İnsandan üstün değer tanımayan, devleti insanın hizmetkârı olarak görenlerin rejimidir.
Ayrı ırklardan, ayrı dinlerden, ayrı kültürlerden, ayrı sınıflardan olanların bir arada saygı ve güven içinde yaşadıkları rejimin adıdır, demokrasi.
İnsan olmaktan utanmayan, farklı olmaktan ürkmeyen, aykırı düşünmekten korkmayan, inandığını söyleyebilen bireylerin yaşam biçimidir.
Birbirlerinin haklarına göz dikmeyen, göz dikene fırsat vermeyen, eğitimli, çalışkan, yeterince kazanan, saygı duyan, güven içinde yaşayan insanların rejimidir.
Bu yaşam biçimini korumak için anayasalar yapan, yasalar çıkaran, hukuk düzeni kuran sistemdir demokrasi.
Kayırmaya, çalmaya, rüşvete, yalana, dolana, gerek duymayan yönetim biçimidir.
Demokrasi, insan olarak mutlu olduğunuz, yarınlardan korkmadığınız, yurttaşı olduğunuz devletten utanmadığınız bir rejimdir.
Elbette mümkündür. Gerçekten istenildiğinde de, çok kolaydır.
Ama şapkadan çıkmaz.
|
|
|
Birlikte yaşamanın incelikleri |
|
|
|
Cumhuriyetimizin 85. yılını coşku içerisinde kutladık. Temennimiz bölünmez bütünlük, birlik ve beraberlik içerisinde nice yıllara…
Özellikle niçin bölünmezlik temennisinde de bulundum? Cumhuriyetimizin 85. Yıldönümü sevincine, coşkusuna çomak sokarcasına DTP’li milletvekillerinin kutsal meclis çatısı altında dağıttığı, ayrı bir devlet kurma çabasıyla ‘federasyon ve özerlik talebi’ni ihtiva eden 40 sahifelik kitapçık/ broşürdeki akıl almaz istekleridir.
Vergilerimizden maaş alan bu vekiller, bilmezler mi ‘Misak-ı Milli’ sınırları içerisinde bir bütün olduğumuzu? Anayasamızın 3. maddesi “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti ANKARA’dır” der.
Anayasamızın 4. maddesinde de Cumhuriyet nitelikleri ile ilk üç maddedeki hükümlerin değiştirilemeyeceği gibi, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği bilinmiyor mu?
Mecliste ‘Yüce Türk Milleti’ne hitaben, ettikleri yemine sadık kalmayarak Cumhuriyet’in temeline bomba koymaya çalışanlar emellerine nail olamayacaklardır. O bomba ellerinde patlayacaktır.
T.C. sınırları içerisinde yaşayan ‘Türk Vatandaşıyım’ diyen herkes ‘TÜRK’tür. Anayasal haklardan da eşit şekilde faydalanır.
O halde nedir yaratılan TERÖR ve yapılan bu provokasyonlar? Nedir çocukları ön saflarda siper ederek taş, molotof kokteylleriyle yapılan saldırılar? Sonrasında da izinsiz gösterilerde İmralı’daki ve malum cinayetlerin faili TERÖR’ün sorumlusunun posteri ve ne olduğu belli olmayan flamalarla slogan atmalar… Çocukları da siper ederek yapılan bu provokasyon hangi demokratik ülkede onay görür sanıyorsunuz?
Türkiye’miz etnik kökene dayalı bir ülke değildir. Hepimizin malumu etnik ayırım da yoktur. Lazı, Kürdü, Çerkezi abazası, Alevi’si, Sünni’si biz hepimiz kardeş değil miyiz? Anayasamıza göre hepimiz bu ülkenin insanları olarak ayırım yapılmaksızın devletimizde hakim, öğretmen, memur, milletvekili olabildiğimiz gibi…
Cumhurbaşkanı dahil seçme ve seçilme hakkına sahipsen, daha ne isterseniz bre gafiller!..
Genelkurmay Başkanı Eylül ayındaki iletişim toplantısında, ‘AB bağlamında ulus devlet ve üniter devlet yapısı ile oynanmamalıdır’ demişti. Bu anlamda, Hürriyet gazetesi değerli yazarı eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’in görüşleri ise; “Üniter devlet federasyonun tersidir. Ülkenin her yerinde aynı kanunların geçerli olduğu sistemdir. Fakat bu sistem içerisinde, demokrasilerde, bir ölçüde ademi merkeziyete gidilebilir. Ulus devletin ise iki türlü anlamı olabilir. Birincisi Avrupa’da kuvvet dengesini korumak amacı ile 1648 Vestefalya anlaşmasının kurduğu sistemi ifade etmektedir. Merkezden yöneltilen sınırları belirli, birbirlerinin egemenliğini tanıyan bir devletler manzumesi. Bu devletlerin nüfusunun aynı etnik kökenden gelen ve aynı kültürü benimsemiş olması şart değildir. Bu anlamda Osmanlı devleti de bir ulus devletti. Fakat başka bir kavrama göre ulus devlet aynı etnik kökenden gelen veya aynı kültürle kaynaşmış bir milletin devletidir.” Bu tarif seçilirse Kürt meselesini nasıl hallederiz?
Bugünkü hükümet en doğru politikayı seçebilse dahi, ciddi kırılganlıkları ve maruz kaldığı şiddetli siyasi muhalefetle fazla mesafe kaydedemez. Görünen o ki bocalamaya devam edeceğiz.
Benim şahsi düşünceme göre, bocalamaya devam etmememiz için TERÖR ile mücadeleyi sadece ordu ile değil tüm kurum kuruluşlarla yürüterek siyasi hedefimizi ortaya koyarak halledebiliriz. Zira siyasi hedef ve destek olmadan terörle mücadele silahlı kuvvetleri de yıpratır.
Ayrıca Güneydoğu’da cereyan eden olaylardan sonra televizyonlara çıkan terör uzmanı silah arkadaşlarımıza da naçizane tavsiyelerim olacak. Orada çarpışanlar sadece sizler bizler değiliz. Varsa bir bildiğiniz, Genelkurmay’ın kapıları herkese açıktır. Edinilmesi gereken tecrübe ve deneyimlerinizi, yaşadıklarınızı biliyor ve sizlere de bir meslektaşınız olarak saygı duyuyorum. Ancak lütfen bu bilgilerinizi öncelikle Genelkurmay’a aktarınız. Televizyonlardaki beyan ve beyanatlarınızla medya ve kamuda yanlış yorumlara sebep olarak bazı kesimleri sevindirmeyelim. Komuta kademesi ile görevdeki arkadaşları üzmeye, demoralize etmeye hakkımız yoktur.
Gelelim sadede, yüzölçümü 75 bin kilometrekare olan Güneydoğu Anadolu Bölge’miz Türkiye’nin yüzde 10’una tekabül etmekte ve Belçika-Hollanda-Lüksemburg devletlerinin toplamından biraz daha büyük olan bu bölgede sulanabilir 8,5 milyon hektar arazinin yüzde 20’si GAP bölgesinde kalmaktadır. Bölge nüfusu 8 milyon civarında olup Gayri Safi Milli Hasılaya katkısının da 2006 verilerine göre yüzde 5,5 ila 6 civarında olduğu bilinmektedir. (Bu veriler GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’ndan alınmıştır.) Bölgedeki ekonomik genel durumun ‘kamu-özel sektör işbirliği’ ve ‘yap-işlet-devret’ gibi modellerle sulama yatırımları ve ILISU Barajı’nın da tamamlanmasıyla elde edilecek enerji yatırımlarının artması hedeflenirse, bölgeye katkısı kaçınılmaz olacaktır.
Küresel dünyada özel sektör yatırımları ve özel teşebbüslerin geliştirilmesi Güneydoğu halkımız için çok önemlidir. Aksi, halkı zorunlu göçlere sürükler ki göç edilen yerlerde gelen nüfusun istihdamı, eğitimi, sağlık sorunu, ikamesi gibi pek çok sorun yaşanacağı aşikardır.
O halde çözüm; Trakya-Marmara Bölgeleri’nde ana yollara yakın yapılan, mümbit arazilerin talan edilmesine son verilerek fabrika atölye ve sanayi kuruluşlarının Güneydoğu’da yapılması, devlet tarafından destek verilerek yatırımcılara özel haklar tanınması (stopaj- vergi vs.) haklar, bölgede yoksulluğun ortadan kaldırılması, yeni istihdam alanlarının yaratılması, toplumsal refahın artırılması, ekonomik ve sosyal gelişmelerin sağlanması bölgeyi ekonomik yönden çok avantajlı konuma getirecektir.
Özel sektörün bölge ekonomisine yapacağı katkılarla sürdürebilir kalkınma ve işsizliğin ortadan kaldırılması konusunda mesafeler alınabilir.
Bir başka husus da; GAP bölgesini de içinde bulunduran Güneydoğu’muz, Suriye ve Irak’la sınırdır. Dolayısıyla, Avrupa’nın Ortadoğu’ya açılan bu kapısı dikkate alınmalı! Bölgede emniyetin ve güvencenin garantisi sağlanarak halkın hayvancılığa teşviki de gereklidir kanaatindeyim.
Oy kaygısına düşmeden, eğer yemininize sadık (milletin vekilleri iseniz) arabanın tekerleği çıkmadan gelin birlik olun. İster sağcı-muhafazakar, ister solcu fark etmez. Ama bu millet için birlik olun ve Güneydoğu halkını kazanmak için gidin bölgeye. Görün sorunları yerinde inceleyerek. Önlemleri birlikte alın tüm partililer. Bu vatan sadece seçilenlerin %(?)’leri, %47’leri, %23’leri… değil! Bu vatan hepimizin! Kanla alınan bu toprakları eğer kaybedersek seçim sonrasında hep birlikte o zamanda “OY ANAM oy!” dersiniz ama iş işten geçmiş olur.
Allah kimseye seçim sonrası “ Oy anam oy!” dedirtmesin.
Güneydoğu halkını ‘partilerüstü’ kucaklamaya gelmeyen parti organlarını da bu millet zaten dışlayacaktır. Zira halkımız kadir kıymet bilir, vefalıdır, duyguludur, önsezilidir. Seçim öncesi yaptığınız ziyaretler, yapacaklarınızın adeta teminatı olacaktır. Bu önerim yapılacak maddi yatırımlar kadar önemli bir faktördür.
25 senedir devam eden TERÖR maddi manevi çok büyük zararlar vermiştir yurdumuza. Ancak ‘somut olarak’ alınacak sosyal ve ekonomik önlemlerle yıllardır beklediği huzura, “baharı bekleyen kuşlar gibi” kavuşmaya layık bir parçamızdır, insanımızla, toprağımızla Güneydoğu’muz.
Devlet pozitif ve somut yardımlarını yaparak aile bağları ve bütünlüğü içerisinde bölgenin kalkınması için kamu kaynakları ile çözümler bulmalıdır. Bizleri birleştiren haslet insan odaklı olmaktır.
Atatürk’ümüzün bize emanet manevi mirasları, söylemleri sonunda “Beni hatırlayınız” diye hatırlatma lüzumu hissetmesi, acaba bazılarının unutkanlığından mı yoksa vefasızlığımızdan ve balık hafızamızdan mı kaynaklanıyor? Bir düşünsek mi acaba?..
Atam bize bıraktığın mirasların sahibi ve bekçisiyiz, seni asla unutmadık ve daima hatırlayacağız! Hatırlamayanların beyinlerine de kazıyacağız.
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne and içtik.
Sen rahat uyu. Cumhuriyet’imizin 85. yıldönümünü kutlarken manevi mirasçıların olarak; izinde, gösterdiğin hedeflere ilkelerin devrimlerin doğrultusunda sağlam adımlarla ilerliyoruz.
Sayın okuyucularım ‘İLERLİYORUZ’ derken somut olarak fert olarak neler yaptık? Ne yapıyoruz? Ve yapmalıyız? Elimizi vicdanımıza koyarak bu sorulara yanıt arayalım. (Bu satırları yazan ben dahil!) Yoksa sözlerle, söylevlerle bir yere ulaşılmayacağını hepimiz biliyoruz. “Lafla peynir gemisi yürümez” derler. O halde hepimiz ülkemiz ve toplum çıkarları adına, bu vatan için, eğer Atatürk’ümüzü de gerçekten anıyor ve seviyor isek, göstermelik değil, çok ama çok çalışmalıyız zamandan ve mekandan çalıp çırpmadan, hortumlamadan…
*Tek devlet, tek millet, tek bayrak prensiplerini kabul etmeyen, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında protokolde yerini almayarak protesto edenler, mecliste vekil olarak görev yapsa, bizim vergilerimizle maaş alsa dahi bizden değildir. DİKKAT!
* Bazı kurum ve kuruluşlarda Cumhuriyet’imizin “75. / 80. yılı kutlu olsun” yazılı eski levhalar hala yerli yerinde. Geçmişini bilmeyen ‘sorumlu’ sorumsuzların (!) geleceğinden emin olmaları beklenemez. Geçmişini bilmeyenlerden geleceği garanti etmeleri beklenemez. Cumhuriyetimizin 85. yılı herkese kutlu olsun. Nice yıllara!
Rahat uyu ATAM!
Saygılarımla…
|
|
|