YAZARLAR
TAHSİN ATAİZİ
Mevzi | Mevzi |
|
|
|
MEVZİDE" okuyucularımdan aldığım destekle, ortak amaçlarımızın ifadelerini sunmaya çalışıyorum.Bize ulaşamayıp da bizimle düşüncelerini gündemi paylaşmak isteyenlere de hatırlatmak isterim. Nedir bizim düşüncelerimiz? Cumhuriyete, Anayasada yazılı laik demokratik sosyal hukuk devleti ilkelerine (Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Sayın Yaşar BÜYÜKANIT'ın da açıkça belirttiği gibi) "SÖZDE değil ÖZDE bağlı olmaktır". Bu düşüncelerde; sapmalar, saptırmalar! Olursa; SİPER'lerimizden çıkar MEVZİ değiştirmek, ileriye HEDEFİMİZE doğru sıçramalarla hamleler yapmak zorunda kalırız. Hedefimiz belli: ATATÜRK İLKE ve İNKILÂPLARI doğrultusunda DEMOKRATİK LAİK SOSYAL HUKUK DEVLETİ yapısını korumaktır. 14 Nisan ANKARA, 29 Nisan ÇAĞLAYAN / İSTANBUL Cumhuriyet mitingleri sonrası medyadan yansııyan; manşetler ile, değerli köşe yazarlarımızın ifadelerinde saklı olan, yorumlara göre değişecek konu başlıklarını sıralayacak olursak: "İşte Bu Kadar" – Emin ÇÖLAŞAN / Hürriyet "Gözüm Korktu" – Ahmet HAKAN / Hürriyet "Tsunami" – Yılmaz ÖZDİL / Sabah "Nokta'lı Demokrasi" – Ergun BALABAN / Sabah "Güzel Günler Göreceğiz" Çocuklar – Bekir ÇOŞKUN / Hürriyet "İşte Cumhur İşte Başkanı" - / Takvim "Demokrasi Yara Aldı" – Mahmut ÖVÜR / Sabah "Bürokratik Elit Direniyor" – Emre AKÖZ / Sabah "Vuruşmayla değil, seçimle" – Muharrem SARIKAYA / Sabah "Asker siyasete karışmasın" – Hasan PULUR / Milliyet "Tarih yazan miting" – Oktay EKŞİ / Hürriyet "Demokrasi, istemediğine tahammül etme rejimidir" – Cüneyt ÜLSEVER / Hürriyet "Bu tepkiler neden" – Rahmi TURAN / Hürriyet "Sadece Nişantaşı değil mi?" – Ertuğrul ÖZKÖK / Hürriyet Sonuç olarak; 29 Nisan 2007 Pazar günü İSTANBUL'DA adeta insan selinden oluşan ÇAĞLAYAN mitingi hem laikliğe hem demokrasiye sahip çıkıldığının tüm dünyaya ilan edilmesiydi. ANKARA da ki mitingden sonra; İstanbul ÇAĞLAYAN DA, ÇAĞLAYAN, çoğunluğu kadınların oluşturduğu bu mitingle "öyle ÇAĞLADI 'lar ki; karşıt fikirlilere göre; "Bindiril mi? Kıtaların" gerçeği, on BİN(lerce) DİRİLMİŞ kıtaların, KADINLARIMIZ olarak (adeta) yerinde tespit ve tescil edildi. Dolayısıyla bu mitinglerde: askerin bir emri, talimatı, güdümlemesi, tetiklemesi söz konusu dahi olmaz iken, TSK hakkında yıpratıcı yorumlar yapılması ne derece doğru olur takdirinize kalmıştır. Herkesin fikrine saygı duymak lazım. Ancak söz konusu Laik Demokratik TC ise; bizi hukuksal boyutlar ile her türlü şartlarda ve gelebilecek tehlikelere karşı bu vatanı korumak ve kollamak görevi olan TSK'ne, yorumlarda haksızlık yapılmıyor mu? Bildiri ve açıklamalardan sonra; DEMOKRASİ DEMOKRASi diyoruz! Elbette itirazımız olamaz ama, Laik Demokratik Cumhuriyetin köşesinden kıyısından başka yönlere çekilmesine de elbette göz yumamayız. Oy vermek hakkına sahip her vatandaş gibi; askerlerinde, bu ülkenin vatandaşı olarak oy hakkı var oldu€una göre; Laik Cumhuriyete gelebilecek tehdit ve tehlikelere karşı söz hakkı- da olması gerekir. Genel Kurmay Başkanımız Orgeneral Sayın Yaşar BÜYÜKANIT'ında testi kırılmadan bazı konular hakkında! Uyarıcı serzenişte bulunması niye yadırganıyor? Serzenişlerini gecenin yarısında dahi dile getiriyorsa; "Demek ki Komutanlarımız ve Askerlerimiz nöbette, hazır kıta durumundalar! Yan gelip yatmıyorlar!..." "Düşüncelerimize karşıt olarak; "Konu niçin MGK gündeminde dile getirilmemiş" diye sorgulanabilir. Şahsi düşüncem ve tahminim: Mutlak görüşülmüştür. Ama sonuç bugünlere kadar geldiyse; benimde bu sütundan ilave yorumum olamaz. TSK'nın emekli bir mensubu olarak; düşüncelerim ve yazdıklarım koskoca bir kurumun, komutanlarımızın avukatlığına soyundu€um manasında yorumlanmamalı. Çünkü; görünen köye ne kılavuz, bilinen mevzuya da avukat gerektirmez. Sabah Gazetesi değerli köşe yazarı Yılmaz ÖZDİL'in "İÇTİMA" başlıklı köşesine atfen; çağrışım yaptığı için SORUYORUM! Cumhuriyete karşı yapılan mitinglerde (ANKARA – İSTANBUL) bu kalabalığı bu insan selini adeta "İÇTİMA" edercesine; tekmil almak için komutanlarımız mı toplandı Elbette ki hayır! Ama ortak bir noktada odaklaşan fikirler, düşünceler doğrultusunda (aklın yolu birdir diyerek) Atatürk İlke ve İnkilaplarının Laik Cumhuriyete sahip nöbetçileri olarak toplanıldı. Serzeniş ve bildirileri muhtıra olarak yorumlamadan; öncelikle, AB ve ABD'den gelen eleştirilere de cevap verelim. Onları susturalım. Çünkü bizler Demokratik, Laik Türkiye Cumhuriyeti olarak bölünmez bölünemez bir bütünüz! Kendi bünyemizde tartışabilir, yaraları sarabiliriz. "Kol kırılır yen içinde kalır misali." Ancak; AB genişlemesinden sorumlu üyesi Olli REHN: "Ordu demokrasi işleyişini hükümete bırakmalı", isim verilmeden ABD yönetimince yapılan açıklamayı darbe olarak nitelendirmesine de hep birlikte karşı çıkalım. Öyle ki Kuzey IRAK'a 36. paralelin güneyine inilmesine ve müdahale edilemeyişine bize adeta fren, takoz koyanlara karşı tavır koyalıım. Defnettiğimiz Şehitlerimizin hesabını; nutuklarla, sloganlarla gazete manşetlerine taşıdığımız resimlerle acılarımızı dindiremediğimiz şehitlerimizin, gazilerimizin ve ailelerinin mücadelesini verelim! Bizi eleştiren, iç işlerimize karışan AB ve ABD sorumlularına… Kalkınmada komşu Yunanistan'ının kişi başına düşen milli gelirinin yaklaşık 23-24 bin dolar Türkiye de ise; 4-5 bin dolar civarında, hayat kalitemizin sıralanmasında ise Yunanistan ilk 20'de Türkiye ise 90. sırada yer almakta. Bizler için bu sıralama da ve gelir düzeyi de bir artış, yükselme yapılabiliniyor mu? Onları da gündeme getirebiliyor muyuz? Somut tedbirler alınabiliniyor mu? AB ile ABD sorumlularından bize ters gelen uygulamaları, yaptırımları, kendi çıkarlarımızı sorabiliyor, sorgulayabiliyor muyuz? TÜRKİYE miz de suni gündem oluşturmayalım. Gerçekleri konuşalım, sorgulayalı! Bu haftaki yazımı; Milliyet gazetesi Köşe yazarı Sayın Güneri CİVAOĞLU'nun 29 Nisan 2007 tarihli sütunundaki "DİL YARASI" başlıklı yazısını SİPER'E taşıyıp şahsi yorumlarım ile son veriyorum. DİL YARASI Çok duyarlı bir süreçteyiz. Her kelimemize dikkat etmeliyiz. Önümüz seçim, ama tribünlere oynamanın "lüks marjı" yok. Bu süreyi hem siyaset ve hem de ekonomi olarak iyi bir "kriz yönetimiyle" götürmek gerek. Sınırımızın hemen ötesinde bir Kuzey Irak olayını, içimize serpilen ayrılık tohumlarını, iç yangınları ve her gün kalkan şehit cenazelerini unutuverdik mi? "MUHTIRA" kelimesini telaffuz etmek hem gerçekçi değil hem de sakıncalı. "Gerçekçi" değil... Çünkü asker, cumhuriyet tarihinde sadece bir kez 12 Mart 1971'dekomutanların imzalarıyla muhtıra verdi. Yazılı belgenin adını "muhtıra" olarak onlar koymuşlardı. şartların yerine getirilmesi için süresi, müeyyidesi vardı. Son Genelkurmay açıklamasında ne bu kelime ne de bu unsurlar yer aldı. Elbette olağandışı bir bildirim. Elbette içeriği, iktidar için yenilir yutulur şey değil, ama bir tür "müdahale" tanımıyla örtüşen "muhtıra" da değil. Öyle olsa görevde olan hükümete düşen bazı hukuk yolları olurdu. Bu mümkün mü? Sağduyunun yolu mu? O halde... "Muhtıra" yerine, daha "düşük profilli" bir tanım, tansiyonu da aşağıya çeker. G. CİVAOĞLU/ Milliyet Dolayısıyla "MUHTIRA" halkın, daha doğrusu medyanın diline doladığı bir kelime diyorum. Aslında; emekli bir asker olarak şahsi yorumum: BU ASLA BİR MUHTIRA değil. Sadece; hatırlatmak kabilinden "HİZAYA GEEEL…!" komutu da diyebilirim. 'MUHTIRA' olarak yorumlanan veya HİZAYA gelmesi icap edenlere bir uyarı serzenişi diye de düşünüyorum. Belirtilen amaç ile küreselleşmenin üzerindeki yıkıcı amacının ATATÜRK ve TSK düşmanlığının örtüştüğüne dikkat çekmek istiyorum. Kendilerini İslami bir hareketin bir parçası olarak görenlerin AB hayranlığı ve havariliğindeki hevesini açıklayabilmek mümkün müdür? Saygılarımla... Yorumlar (0)
![]() Yorum Yaz
Copyright 2007. All Rights Reserved. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|