| Dolapdere Big Gang Özel Röportaj |
|
|
|
|
![]() Kanun, klarnet, keman, darbuka gibi müzik aletleri ile batı müziklerini renklendiren Dolapdere Big Bang; Sting, Depeche Mode, Madonna, Michael Jackson, REM, Gloria Gaynor, Simply Red gibi dünya devlerinin bestelerini herkesi hayran bırakacak tarzda çalmakta. Kalabalık bir kadroya sahip Dolapdere Big Bang; Emir Yeşil (Vokal), Gökay Süngü (Keyboard), Mustafa Olgan (Kanun), İsmail Darıcı (Percussion), Aykut Sütoğlu (Klarnet, Trompet), Yusuf Çalkan (Keman) Memduh Akatay (Percussion) ve İrfan Keçebaşoğlu’ndan (Bas) oluşan adeta bir müzisyen ordusu. Kendinizden biraz bahseder misiniz?![]() Dolapdere Big Gang 3yıl önce başlayan bir projenin ürünü. Çok kısa sürede nüfuzunu belirlemiş ve çok önemli kitlelere, çok önemli insanlara ulaşmıştır. Müzik formatı konusunda, yabancı şarkıları alaturka formda yorumlayan bir grup. Grubun çoğunluğu çocukluk arkadaşı. Kemanda kuzenim Yusuf Çalkan var. Diğerleriyle de nerdeyse müziğe birlikte başladık denebilir. Özetle biz müziğe küçük yaştan itibaren hep beraber başladık. Hatta grubumuzda yer alan 2 arkadaşımız 89-90 doğumlu. Yaşları bu kadar küçük olmasına rağmen şu an Türkiye’de önemli bir yer edindiler. Neden Dolapdere? Big Bang nasıl Big Gang oldu ?İsmin kendi içinde iki anlamı var. Dolapdere olmasının nedeni Dolapdere ilk söylediğinde illegal bir yermiş gibi algılanıyor, oysa aksine Dolapdere bir müzisyen fabrikası gibidir. Kendini dünya çapında ispatlamış pek çok önemli müzisyen bu semtten yola çıktı. Biz de bunu kendimize misyon edinip, Dolapdere ismini müzikalitesi yüksek şeylerin içinde kullanma kararı aldık. İsmimiz önce Big Bangdi, yanlış yazılımlar oldu. Big Gang’in, Dolapdere’ye güzel bir espri olabileceğini düşündük ve Big Gang olarak kaldık. Kalabalık bir grup olmak risk taşır, bunu nasıl yönetiyorsunuz? Bir hiyerarşik sistemimiz var, müzikal anlamda bu sistemin en yukarısındaki benim, grubun müzik yönetmeniyim. Bu demek değil ki ben gruptaki herkesten daha iyi müzisyenim, ya da gruptaki herkesten daha çok söz hakkına sahibim. Gruptaki herkes eşit söz hakkına sahip, herkes eşit sorumluluklara sahip. Bir kişinin yapacağı hata herkesi etkileyeceği için, sosyal hayatta da müzikal hayatta da çok tedbirliyiz. Diğer taraftan sevgi ve saygı ile bu kontrol sağlanıyor zaten ve en önemlisi nerden geldiğimizi unutmuyoruz ve etrafımızdaki insanlara saygı duyuyoruz. Bizi bir arada tutan en önemli etken bu. Yaptığınız Müziği nasıl tanımlıyorsunuz? Ve nerden esinlendiniz?Yaptığımız müzik tarzı yabancı şarkıları alaturka formda yorumlamak, bunun anlamı Sulukuledeki gibi (küçümsemek anlamında söylemiyorum) hadi yabancı şarkılara kanun da koyalım kemanda koyalım hadi darbukada bir çalsın, şeklinde değil, tamamen veri tabanında müzikalite olan renkli enstrümanların çalacağı bir nota, ritimcilerin çalacağı bir darp, alt yapı enstrümanların çalacağı bir harmoniye, tek notaya bile dikkat ediliyor. Dolayısıyla insanlar da bizim verdiğimiz bu emeği çok iyi anlıyorlar. Elektriğimizle de alakalı belki biraz. Sahnede çok fazla zevk alıyoruz birbirimizle çalmaktan. Yolda bile yabancı şarkı duyduğumuzda dalga geçerdik, “çıktıkı” altına darbukalarla ritim yapardık ağzımızla . Bunun projeye dönüştürülme fikri Önder Ulugür tarafından çıktıktan sonra, oturup bir iş üzerinde kafa patlatıp, yoğunlaşıp, aranje ve müzikaliteye dikkat edince güzel bir şey ortaya çıkıyor. Kısa sürede başarı kazandınız, bunu neye bağlıyorsunuz?Karşılıklı birbirimize olan saygının karşılığı bu, onun dışında da gerçekten çok iyi bir müzisyen grubuz. Ama hiç birimiz bunun altına sığınıp sosyal hayatına böyle anlamsız yön vermiyor. Herkes eskisi gibi yaşıyor. Bu iyi niyet, kendini bilirlilik, bize kısa sürede bu başarıyı getirdi. “Local Strangers” albümündeki şarkıları neye göre seçtiniz?Bize 16 şarkı geldi. Zaten sahnede çalıyorduk. Sadece üç tanesini çalmıyorduk, bunları yeniden düzenledik. Bu 16’nın 12 tanesini koyduk albüme, çünkü her şeyin en iyisi olsun istiyoruz. Koymadıklarımızdan “Faithless İnsomnia”sı vardı. Bakıyorsunuz parçaya sadece klavyenin çaldığı ritim üzerinde parça. Ben çalsam bir form oluşmuyor. Renkli enstrümanlardan birine çaldırsak o hacmi yakalayamıyor. Bu yüzden bu parçayı koymadık. Bunun dışında mesela “Billie Jean” çaldık. Bu tasavvuf kokmalı dedik. Altta tasavvuf usulleri kullandık, yukarda neyzen Eyüp Hamiş’i çağırdık, konuk sanatçı olarak albüme. Nasıl olsa klarnetçi var, o çalsa n’olur demedik, gene her şeyin en iyisi, en orijinali neyse onu yapmaya çalıştık. Sıradaki albümünüz için planınız ne?Sıradaki albüm konusunda çok fazla fikir var kafamızda . Kesin değil ama şöyle bir ihtimal var, double cd olacak. İlk 12 si yine aynı format yabancı şarkıları Türkçe formla yorumlayacağız. İkinci cd’de Türkçe şarkı yorumlamayı düşünüyoruz. Çünkü Türkçe şarkı için çok fazla talep alıyoruz. Kendi şarkılarımızı da lütfen sizin düzenlemelerinizle duyalım diye. Kesin kendi bestemiz olacak. Sahnede de zaten benim ve Aykut’un ortak yaptığı besteyi çalıyoruz, insanların tepkisini ölçmek amacıyla. Çok olumlu tepkiler var lütfen koyun albümünüze evde yatarken dinlemek istiyoruz, diyorlar. Çünkü slow bir şarkı. Bakırköy hakkında ne düşünüyorsunuz?Bakırköy’ün benim için yeri ve önemi ayrıdır. İlk meşhur olduğumuzu orda anladım. Arkadaşlarımla buluşmuştum albümün ilk çıktığı zamanlarda, bir kafede oturuyoruz, biri “aa” deyince önce yanımdaki bayana laf attığını zannettim. Sonra seni tanıyorum Dolapdere Big Gang’densin dediği zaman çok etkilenmiştim. Bakırköy gelişmiş ve eğlencenin olduğu ilçelerden biri. Taksimin kalabalığını sevmediğim için daha çok Bakırköy’ü tercih ediyorum.“Can’t take my eyes off you”“Englishman in Newyork” klibi, belki amacınıza uygun olarak “İstanbul’da bir Türk Turist” der gibi olmuş. “Can’t take my eyes off you” klip fikri nasıl çıktı?DBG’nin kalitesinin yüksek olması için ne yapılması gerekiyor diye düşündük.. Albüm kapağında hiç birimizin resmi yok mesela. Dokuz tane erkek var, karşıdan bakınca insanlara antipatik gelebilecek bir durum. Bunun için albüm kapağında özel tasarlanmış dansözümüz var. İnsanlar bayılıyor. İlk klibi düzenlerken grubun kalitesini düşürmeden, parçaya da uygun bir klip hazırlamak istedik. Bir turistin gözünden İstanbul’un güzelliklerini anlattık. İkinci klibe de İzmir’e konsere gittiğimizde karar verdik. Şarkının sözlerinden yola çıktığımızda aşk hikâyesi olmalıydı. Dokuz tane erkeğiz ama sadece birimiz aşık olmalıydı ama hangimiz. Bir aşk hikâyesi değil ama gözleri kör olan bir kızın hikayesi çıktı ortaya. Klibin başından sonuna kadar bir canlı performansa gidiyor gibi davrandık. Dokuz kişinin de gönlünü almak zorundasın klipte. Herkesi aynı seviyede göstermek zorundasın. Bu iyi niyetle alakalı. Kimse buna takılmıyor aslında. Grubun solistinin “Emir”in başrolde olmasına karar verdik. Forumlarda yorumları okumak nasıl bir duygu? |
| < Önceki |
|---|