BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Haberler arrow Özel Haber arrow Erzen; 'Bakırköy'ü Fransa'nın Cannes şehri gibi yapmak isterim'
Erzen; 'Bakırköy'ü Fransa'nın Cannes şehri gibi yapmak isterim' PDF Yazdır E-posta

ImageErzen; “Benim yurtdışında örnek aldığım yerler var tabi. Mesela benim idealim, sahil yolunun Hava Harp Okulu’ndan Nix Otele kadar olan bölgesini, Fransa’nın Cannes şehri gibi bir yer yapmak.

Halka açık, içinde küçük butik yerler olan ve çiçek bahçeleriyle donatılmış bir yer. Deniz tamamen temizlendikten sonra da, insanların denize girebileceği bir yer. Tabi şimdilik bir hayal gibi görünüyor.”

 - Sizin Bakırköy idealinizde, Dünya’dan örnek aldığınız bir belediye var mıdır?

Benim yurtdışında örnek aldığım yerler var tabi. Mesela benim idealim, sahil yolunun Hava Harp Okulu’ndan Nix Otele kadar olan bölgesini, Fransa’nın Cannes şehri gibi bir yer yapmak. Halka açık, içinde küçük butik yerler olan ve çiçek bahçeleriyle donatılmış bir yer. Deniz tamamen temizlendikten sonra da, insanların denize girebileceği bir yer. Tabi şimdilik bir hayal gibi görünüyor. Gerçekleştirebilecek miyiz bilemiyorum, çünkü Bakırköy’ün 14,5 kilometre sahili var, ama Bakırköy Belediyesi’nin bu 14,5 kilometrede bir yarım metre sahili bile yok. Kadıköy’ün kendine ait sahili, Beşiktaş’ın kendine ait sahili var; ama bizim yarım metrelik yerimiz bile yok. Böyle ilginç bir yer burası…

- Siz 3 ayaklı bir yapı kurdunuz Bakırköy’de bunu da çok önemsiyorsunuz.

 Sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler. Bu konuda 2008’de yeni şeyler yapılacak mı?

Bu hizmetlerde istikrar sağlayıp, yeni bir şeyler yapabilecek miyiz ona bakacağız. Eğitim alanında biliyorsunuz kitap kampanyalarımız var, binlerce kitap dağıtıyoruz. Bu bence çok olumlu bir hizmet. Bunlar umarım okullarda değerlendiriliyordur. Okullardaki öğretmenlerin büyük bölümünün Atatürkçü, çağdaş ve laik olduklarına inanıyorum ben. Allahtan onlar hala bu görevi yerlerine getiriyorlar.

Sağlıkta neler yapabiliriz, onu düşünüyoruz. Ama bu konuda da bizi çok sıkıyorlar. Buraya müfettiş geliyor, söylediği ilk şey, çok fazla doktor çalıştırıyorsun, niye? Bakırköy’de bu gibi konularla çok uğraşıyoruz maalesef… bu konuda da çok fazla destek alamıyoruz. Tek desteğimiz halkımızın memnun olması. Medyadan da destek alamıyoruz. Geçen gün Ataköy 11.Kısım’ı su bastı. Bu baskından bizim en ufak bir ihmalimiz yok, hatta daha kötü olmasını engellemişiz. İski’nin taşeronlarının hatasını biz çözmüşüz. Mağdur olan apartman görevlilerini almışız, Nix Otel’de barındırmışız. Bu süre içinde yemeklerini sağlamışız, çocuklarının aşılarına, doktor ihtiyaçlarına kadar. İç çamaşırlarına kadar yenilemişiz. Hatta kadınları alıp, kıyafetlerinin renklerine kadar kendilerinin seçmelerini sağlamışız. Evlerini gayet güzel hale getirmişiz, boyalarını yaptırmışız, kaybolan eşyaları için de 3’er bin YTL para vermişiz, yine de medyada tek bir haber olmadığı gibi, insanların da memnun olmayanları öne çıkarılıyor. Gerçi bu insanlar 26 daire, yaklaşık 100 kişi. Ama bir bölümüne yaranamıyorsun diye, onlara da niye yaranamıyorsun? Çünkü sadece sizinle kalmıyorlar, gidiyorlar başka yerden de istiyorlar. Gidip diyorlar ki, belediye bize yardım etmedi, bu şekilde başka partilerin ilçe başkanlarından da yardım istiyorlar. Belediyeden aldıklarının üzerine ne kadar daha koyabilirler ona bakıyorlar. Bu konuda Takvim Gazetesi’nde Hakkı Yalçın da bir yazı yazmıştı. Çünkü o insanlardan biri şikâyet etmiş. Hakkı Yalçın’a biz de bir cevap yazdık. Bütün o sitelerin yöneticileri bizden taraf olarak ayağa kalktılar. Ama gazetede de düzeltme yapmadı, yapmıyor. Bizim desteğimiz yurttaşlarımızın telefonlar açması, teşekkürler etmesi. Allahtan bunlar gerçek destek oluyor bize. Hızımızı kesmememizin nedeni bu. Ama insan bir yandan da düşünmüyor değil. Siz üzerinize vazife olmadan yurttaşlarınıza yardım ediyorsunuz, İSKİ’nin ayıbını örtüyorsunuz, 5 yıldızlı otelde misafir ediyorsunuz, yemeleri, içmeleri, ilaçları, doktorları, okullarının servisine kadar her şeyi hallediyorsunuz, evlerini tertemiz hale getiriyorsunuz, yataklarını veriyorsunuz, ceplerine de 3’er bin YTL para koyuyorsunuz, beyaz eşyaları zarar görmüşse onları alıyorsunuz, çamaşırlarını, ayakkabılarını veriyorsunuz, çocukların okul kitaplarını veriyorsunuz, yine de çatlak sesler çıkıyor. İşte o çatlak sesler dediğiniz gibi, Hükümet’in politikaları yüzünden oluyor.

Fark ettiğim bir şey daha var. İyi eğitimli, şehirli bir belediye başkanı olarak siz, büyük şehre gelmiş, kendi küçük kasabasından başka bir yer görmemiş, kurnaz yönetici adamların kullandığı, cahil insanları tavlama yöntemlerini kullanmadınız hiçbir zaman. Ama cahil insanların bu yöntemlerden etkilendiği de bir gerçek. Televizyonda görüyor, bak AKP’nin belediyesi kömür götürmüş, yemek vermiş, yardım ediyor diyor. Anlattığınız olay da buna iyi bir örnek. Ama siz gidip, kendi tarzınızla, şehirli bir belediye başkanı olarak saptamalarınızı yapıyorsunuz. Yapılması gerekenleri yapıyorsunuz. Gösterecek, gösteriş için değil, yapılması gereken bir şey olduğu için yapıyorsunuz, ama insanlar bunu değil de öbürünü takdir ediyorlar. Bu durumda onlarla nasıl mücadele edilecek size?

Ben şov yapmıyorum, başkaları gibi soytarılık da yapmıyorum. Sıkıntılar neyse onları düzeltiyoruz. Her gün binlerce insanın evine yiyecek yolluyoruz. Bunu kimse bilmiyor. Çamaşırlarını ücretsiz yıkıyoruz, ilacı bedava veriyoruz, eğitimine yardımcı oluyoruz, burs veriyoruz. Ama bunu kalkıp da soytarılık derecesine varan bir şova dönüştürmüyoruz. Maalesef onların yaptıkları şovlar insanları etkiliyor…

- Demek ki artık soytarılık yapmadığınız müddetçe, gösterecek bir şeyleri yapmadığınız sürece, işe yaramıyor.

Evet, gidip orada şov yapacaksınız, istenilen o. İyi ki Bakırköylülerin çoğunluğu böyle insanlardan oluşmuyor ve bizim bir sloganımız var. “Biz sadece çalışıyoruz” diyoruz.. Burada bir tiyatro oyunu sergilemiyoruz.

Kadıköy Belediyesi’nde bir imza fuarına katıldım. Böyle etkinlikler düzenliyor. Ama katılım var mıydı diye sorarsanız?

Biz de yaz aylarında her ayın son pazarını sanat pazarı ilan ediyoruz. Özgürlük Meydanı’nda ya da Ataköy’deki çeşitli parklarda amatör ressamlar geliyor, profesyoneller geliyor, Basad sanatçıları geliyor. Buralarda çeşitli etkinlikler düzenliyorlar. İnsanların bu etkinliklere fazla ilgi göstermemesine üzülüyorum açıkçası. İnsanlar gelip geçerken bunu görüyorlar ama bu bir süreç meselesi bana göre, belli bir süre usanmadan bu tip etkinlikleri yapmak lazım, bıkmamak lazım. İnsanlar sonunda alışacaklardır. Bir anda insanları değiştirmek kolay değil.

Bir de kadınların gelişimi açısından tasarladığınız bir hayaliniz vardı yanılmıyorsam?

Bu konuda ÇYDD ile çok kapsamlı bir çalışmaya başlamak üzereyiz. Bu derneği ben, diğer STK’lara arasında da ayrı bir yere koyuyorum. Çok müthiş işler yapıyorlar. Lions Kulüpleri var, Gönüllü Çevreciler var. Onlarla birlikte çok ciddi bir atılım yapacağız. Ben hep söylüyorum. Sorun kadının kendisine, en basit örneği geçenlerde Osman Yağmurdereli’nin söyledikleri. Dedi ki; “Ben eşimin türbanlı olmasını tercih ederdim.” Benim bir tezim var o gerçekleşiyor. Erkekler sevgililerin, eşlerinin türbanlı olmasından şikâyet etmezler. Osman Yağmurdereli’nin karısına sormuşlar bunu, o da cevap vermiş; “Kocam beni kıskanıyor herhalde” demiş. Burada kadınların kendi kendilerine bir noktaya varmalarını sağlamak lazım. ÇYDD’yi o nedenle bu kadar çok destekliyorum. Kadınlarla ve çocuklarla ilgili çok faaliyet var. Geçenlerde onlarla bir gece yaptık. Binlerce insan geldi. Şevval Sam ve Onur Akın vardı. İkisi de magazinde gözükmeyen insanlar, düzgün insanlar. Orada o genç kızları ve genç erkekleri görünce insan çok mutlu oluyor. Bunlar ÇYDD’nin eğittiği, yardım ettiği insanlar. Bunlar eski köy enstitülerindeki gibi bir ortama giriyorlar, sonra yaşama başlıyorlar. Bizler de ÇYDD’ye her türlü desteği sağlayacağız. Beraber çalışacağız. Kadınların bilinçlenmesi gerekiyor. Kadınları bilinçlendirmeye devam edeceksin ki onlar da çevrelerindeki bilinçlendirebilsin. Kapı komşusunu, apartman görevlisini bilinçlendirebilsin. Buradaki birçok mahallede kadın bilinçli. Osmaniye’de bile kadınlar bilinçli. Orada şehir dernekleri var. Geçenlerde bayramlaşmaya gittik, görüyorum. Başörtülü olsa da bilinçli. Burada büyük bir sorun yok, ama genelde bu sorun nasıl halledilir onu çözmek lazım. Ciddi bir çalışma lazım. Bakırköy Türkiye değil, Bakırköy Atatürk’ün olmasını istediği tam bir örnek buna göre. Mozaik olarak da onun istediği bir model. Bizim burada her türlü etnik kökenden insanımız var; Ermenilerimiz, Süryanilerimiz, İstanbul’da en çok Bakırköy’de var. Burada herkes huzur içinde yaşıyor, kimse kimseye azınlık gözüyle bakmıyor. Bu eğitim ve şehirli olmakla ilgili. Geçen gün çok sevdiğim bir ağabeyim, İnan Kıraç bana Atatürk ile ilgili bir şey anlattı. Atatürk bir tarihte, Florya köşkünün bahçesinde dolaşıyor. Bahçenin ortasında bir öbek lale varmış. Çok güzel bir bahçe. İsmet Paşa kolunun altında dosyalarla geliyor o sırada, İsmet Paşa da başbakan. Milletvekilleri bastırıyor, şu azınlık yasasını bir an evvel çıkarmamız lazım diyor. Yani azınlıkları ayıracaklar, ayrı bir statü olacak. Oysaki hepimiz Türküz değil mi? Cevap vermiyor Atatürk, bahçeyi dolaşmaya devam ediyor. Diyor ki; “Bak ne güzel bir bahçe değil mi?” İsmet Paşa da birkaç kez cümlesini yeniliyor. Ama yanıtlamıyor Atatürk. İsmet diyor; “Ben bugün çok yorgunum, başın da ağrıyor, yarın konuşalım, daha sakin, ciddi bir şekilde konuşuruz”. İsmet Paşa gidiyor. İsmet Paşa gidince Atatürk görevlileri çağırıyor, diyor ki şu ortadaki lalelere dokunmayın, ama geri kalan bütün çiçekleri kaldırın ve yıkın burayı diyor. Leylaklar, kır çiçekleri, sümbüller, güller, papatyalar ne varsa yok oluyor, bir tek ortada bir öbek lale ve çok çirkin bir görüntü kalıyor. Ertesi gün İsmet Paşa’nın geleceği saatte tekrar bahçeye çıkıyor Atatürk, İsmet Paşa geliyor yine kolunun altında dosyayla. Bahçeyi görür görmez; “Paşam ne oldu bahçeye diyor?” bakıyor ve İsmet diyor; “Azınlıkları kaldırdım”.  Ve tabi İsmet Paşa da bu mesajı anlıyor. Atatürk; “İşte ben bunun için ne mutlu Türküm diye dedim” diyor. Bakırköy’de böyle. Bizim azınlığımız yok, biz hepimiz Türküz. Ama dışarısı bize karışmasın. Burası gerçekten Atatürk’ün özlediği bir yer e onu koruyacağız. Sosyal faaliyetleriyle, eğitimiyle sağlığıyla, demokratlığıyla, öyle bir belediye burası ve öyle de kalacak. Burada şov yok, soytarılık yok, şaklabanlık yok.

 

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yaz
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley

Copyright 2007. All Rights Reserved.
busy
 
< Önceki   Sonraki >