| GÖRÜLMEMİŞ CEZA(!) |
|
|
|
|
FB’lisi GS’lısı BJK’lisi ve de bulunduğu doğduğu şehrin spor kulübünü tutanlara seslenmek istedim. Mütevazı gazetemizden bizi duyarlar mı, sesimizi duyurabilir miyiz bilemiyorum! Ancak içimdeki serzenişi bu sütunlardan haykırmak istiyorum. Duyarlı ilgililer, bilinçli gerçek sporseverler, bu konuyu inşallah destekler de; kişileri fanatizme sürükleyen medyanın taraflı tarafsız basını da yangına körükle gidercesine yayım yapmaz. Bu dileğim gerçekleşirse ailece ve arkadaşlarımızla seyredeceğimiz müsabakayı aynı tribünde el ele kol kola seyrederiz. Şu an bu şartlarda bunun imkansız gibi göründüğünü, hatta bu satırlarımı gülerek okuyanları bile hissediyorum. Ama nereye kadar? Başarılı kulüplerimizi kıskanmayalım. Gıpta edelim Asla kıskanmayalım başarılarını. Türk sporu kalkınması adına alkışlayalım. Tatlı rekabeti yaratalım. Bu satırları kaleme alan kişi olarak (tanıyanlar tanır) eskiden çok koyu fanatik denecek derecede GS’lı olarak, bir 60 yıl daha yaşayamayacağıma göre; artık yakınlarımla, arkadaşlarımla aynı tribünde, formaların renkleri farklı olsa da birlikte maç ve maçlar seyretmek istiyorum. Sizler TV’de Avrupa’dan maç seyrederken imrenip özenmiyor musunuz? FB Kulüp Başkanı Sayın Aziz Yıldırım’ın küfüre karşı Ş.Saraçoğlu Stadı’nda aldırdığı önlemleri ve tepkisini takdirle karşılıyorum. Hatta bir FB-Vakıf Bank (Bayanlar Voleybol) maçında FB’nin 2-1 galip durumdayken çirkin tezahürat yapan kendi (FB) taraftarını dahi hem ikaz, hem de protesto ederek “küfür varsa ben yokum” diyerek, Yönetim Kurulu’yla birlikte salonu terk ettiğini bilen kaç kişi?.. Sayın medya mensupları, bu örnek davranışı taraflısı-tarafsızı niçin gündeme taşımıyorsunuz? Dolayısıyla fanatizmi kötü tezahüratı önleyici, yakınlarımız arasında dahi ayırımcılığa kırıcılığa sebep bu fanatizmi önleyecek kulüp başkanları yöneticileri ve spor yazarları değil mi?! Olayları körükleyen medyadan ve skor yazarlarından(!) değil; gerçek spor ve köşe yazarlarımızdan konuya eğilmelerini rica ediyorum. Burada sporcularımıza da düşen bir görevi hatırlatmak istiyorum. Bir müsabakanın 3 ihtimalli biteceği bilinen bir gerçek. Müsabakanın galibiyet beraberlik ve mağlubiyet sonucunda galip olan mağlup olana sarılır, mağlup olan galip geleni tebrik eder. Sporcular bu seviye ve olgunluğa eriştiğini sahada seyirciye de gösterecek tarzda müsabaka sonunda el ele kol kola çıkarlarsa (ki bazı müsabakalarda bu görüntülere şahit oluyoruz) işte o zaman Türk sporu ATATÜRK’ün veciz ifadesiyle “BEN SPORCUNUN ZEKİ, ÇEVİK, AHLAKLISINI SEVERİM” sözleriyle özdeşleşmiş olur. Gelin birlik olalım mücadele edelim ama küfüre kötü tezahürata asla taviz vermeyelim. Burada da kendimden örnek vermek istemezdim ama, Ali Sami Yen’de, GS-Kasımpaşa maçında rakip takımlara (hiç alakası yokken FB’ye de dahil) küfürü duyunca; gerekli ikazları yapmak için her ne pahasına olursa olsun(!) amigoyu kötü tezahürata son verdirtmesi için yanıma çağırdım. Sonucu merak mı ettiniz?!.. G.Saray’ın mağlubiyetine rağmen küfürlü tezahürata son verilerek müspet sonuç alındı. (Büyük tesadüf AMİGO da askerliğini bizim birliğimizde yapmamış mı?.. Şu tesadüfe, şu işe bakın. Yanımızda askerlik yapmış olan amigo, askerdeki olgun davranışlarını sergileyerek kötü tezahüratı bıçak gibi kestirdi. Ali Sami Yen’in eski açık tribün taraftarlarından da maçla ilgili bu bilgileri alabilirsiniz...) Unutuyordum az kalsın sahada yer alan emniyet görevlisi polisleri… Tabiî ki onlara da büyük işler düştüğünü burada yazmaya gerek var mı?... Nedendir bilinmez küfür edeni gördüğü halde, müdahalesiz kalan kişiler(!) maalesef görmezden geliniyor… Önemli bir konu daha dikkatinizi çekiyor mu bilemiyorum. Hafta içi doğru dürüst istirahatlarını kullanmayan emniyet görevlileri polislerimizin hakkını da yemeyelim. Zira onlar haftanın Cumartesi-Pazar istirahat günlerini, 2 tost bir ayran tam tekmil sabahtan akşamın saat 21–22’sine (maç bitimine) kadar sırtı sahaya dönük maçın emniyet için görevlendirilmeleri, benim tuhafıma gidiyor. Milyon dolarları bir oyuncuya veren kulüpler belli bir meblağ ile stadın güvenliği için aynı görevi yapacak kendi güvenlik personelini takviye edemezler mi? Güvenlik için polis olmasın diye iddiamız yok ama, derbi maçlarında yüzlerce polisi stad güvenliği için emniyet müdürü polisi ve valisi ile seferber edersek... Bu işte bir tuhaflık yok mu sizce?.. Bu çağda elektronik-sensor cihazları ile kontrol ortamında; takviye güvenlik tedbirlerinin kulüp yöneticileri tarafından ele alınmasını rica ediyoruz. Ki yabancı futbolculara milyon dolarları veren kulüp yönetimlerinin kendi stad güvenliği için ayıracağı para da çok olmasa gerek. Sonuçta Fanatizm ve küfürlü kötü tezahüratların önlendiği ve önleneceği bir stadta ve aynı tribünde bizler de ailemizle FB’li kardeşlerim çocuklarım, yeğenlerim (Hakan-Tolga), damadım, TORUNUM maç seyredemiyecek miyiz? Ben mi yoksa TORUNUM mu cezalı?... BJK’li E.Alb.Tevfik, FB’li Cengiz, GS’lı olarak ben. Arkadaşlarımla şakalaşarak birbirimize takılarak, MAÇ seyredemeyecek miyiz? Lütfen; yaşımız 60’ı aşmış bir 60 sene daha yok önümüzde… Ne olur müsaade edin. Yakınlarım ve sevgili arkadaşlarım Tevfik, Cengiz, Gürtan’la birlikte seyredelim. Renkler ayrı, ancak gönüllerimiz bir olduktan sonra ne fark eder. Eğer böyle seyredersek bir maçı: “Galip sayılır bu yolda olan mağlup...” derler. Akşam galibiyeti de mağlubiyeti de paylaşırız masalarda kadehlerde... Ulusal maçlarımızda 4 büyüklerin yabancı ekiplerle yaptığı müsabakalarda dahi ayrımcılığı, açılan pankartlarda görmek ne kadar üzücü, bu satırlarda anlatamam. G.Saray, F.Bahçe, Beşiktaş arasındaki ezeli rekabet bizden önce vardı, bizden sonra da ilelebet devam edecek. Gelin, hiç olmazsa bahse konu olan maçlarda TÜRKİYEM için BİRLİK olalım. Başarılara çomak sokmayalım. Kıskanmayalım zirveye çıkanları, gıpta edelim. Tatlı rekabetle ilelebet devam edecek dostluğu alkışlayalım, kucaklayalım birbirimizi. Türkiye puanları için dostluk, kardeşlik adına... T.ATAİZİ |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|