|
Cumhuriyetimizin 85. yılını coşku içerisinde kutladık. Temennimiz bölünmez bütünlük, birlik ve beraberlik içerisinde nice yıllara…
Özellikle niçin bölünmezlik temennisinde de bulundum? Cumhuriyetimizin 85. Yıldönümü sevincine, coşkusuna çomak sokarcasına DTP’li milletvekillerinin kutsal meclis çatısı altında dağıttığı, ayrı bir devlet kurma çabasıyla ‘federasyon ve özerlik talebi’ni ihtiva eden 40 sahifelik kitapçık/ broşürdeki akıl almaz istekleridir.
Vergilerimizden maaş alan bu vekiller, bilmezler mi ‘Misak-ı Milli’ sınırları içerisinde bir bütün olduğumuzu? Anayasamızın 3. maddesi “Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti ANKARA’dır” der.
Anayasamızın 4. maddesinde de Cumhuriyet nitelikleri ile ilk üç maddedeki hükümlerin değiştirilemeyeceği gibi, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği bilinmiyor mu?
Mecliste ‘Yüce Türk Milleti’ne hitaben, ettikleri yemine sadık kalmayarak Cumhuriyet’in temeline bomba koymaya çalışanlar emellerine nail olamayacaklardır. O bomba ellerinde patlayacaktır.
T.C. sınırları içerisinde yaşayan ‘Türk Vatandaşıyım’ diyen herkes ‘TÜRK’tür. Anayasal haklardan da eşit şekilde faydalanır.
O halde nedir yaratılan TERÖR ve yapılan bu provokasyonlar? Nedir çocukları ön saflarda siper ederek taş, molotof kokteylleriyle yapılan saldırılar? Sonrasında da izinsiz gösterilerde İmralı’daki ve malum cinayetlerin faili TERÖR’ün sorumlusunun posteri ve ne olduğu belli olmayan flamalarla slogan atmalar… Çocukları da siper ederek yapılan bu provokasyon hangi demokratik ülkede onay görür sanıyorsunuz?
Türkiye’miz etnik kökene dayalı bir ülke değildir. Hepimizin malumu etnik ayırım da yoktur. Lazı, Kürdü, Çerkezi abazası, Alevi’si, Sünni’si biz hepimiz kardeş değil miyiz? Anayasamıza göre hepimiz bu ülkenin insanları olarak ayırım yapılmaksızın devletimizde hakim, öğretmen, memur, milletvekili olabildiğimiz gibi…
Cumhurbaşkanı dahil seçme ve seçilme hakkına sahipsen, daha ne isterseniz bre gafiller!..
Genelkurmay Başkanı Eylül ayındaki iletişim toplantısında, ‘AB bağlamında ulus devlet ve üniter devlet yapısı ile oynanmamalıdır’ demişti. Bu anlamda, Hürriyet gazetesi değerli yazarı eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’in görüşleri ise; “Üniter devlet federasyonun tersidir. Ülkenin her yerinde aynı kanunların geçerli olduğu sistemdir. Fakat bu sistem içerisinde, demokrasilerde, bir ölçüde ademi merkeziyete gidilebilir. Ulus devletin ise iki türlü anlamı olabilir. Birincisi Avrupa’da kuvvet dengesini korumak amacı ile 1648 Vestefalya anlaşmasının kurduğu sistemi ifade etmektedir. Merkezden yöneltilen sınırları belirli, birbirlerinin egemenliğini tanıyan bir devletler manzumesi. Bu devletlerin nüfusunun aynı etnik kökenden gelen ve aynı kültürü benimsemiş olması şart değildir. Bu anlamda Osmanlı devleti de bir ulus devletti. Fakat başka bir kavrama göre ulus devlet aynı etnik kökenden gelen veya aynı kültürle kaynaşmış bir milletin devletidir.” Bu tarif seçilirse Kürt meselesini nasıl hallederiz?
Bugünkü hükümet en doğru politikayı seçebilse dahi, ciddi kırılganlıkları ve maruz kaldığı şiddetli siyasi muhalefetle fazla mesafe kaydedemez. Görünen o ki bocalamaya devam edeceğiz.
Benim şahsi düşünceme göre, bocalamaya devam etmememiz için TERÖR ile mücadeleyi sadece ordu ile değil tüm kurum kuruluşlarla yürüterek siyasi hedefimizi ortaya koyarak halledebiliriz. Zira siyasi hedef ve destek olmadan terörle mücadele silahlı kuvvetleri de yıpratır.
Ayrıca Güneydoğu’da cereyan eden olaylardan sonra televizyonlara çıkan terör uzmanı silah arkadaşlarımıza da naçizane tavsiyelerim olacak. Orada çarpışanlar sadece sizler bizler değiliz. Varsa bir bildiğiniz, Genelkurmay’ın kapıları herkese açıktır. Edinilmesi gereken tecrübe ve deneyimlerinizi, yaşadıklarınızı biliyor ve sizlere de bir meslektaşınız olarak saygı duyuyorum. Ancak lütfen bu bilgilerinizi öncelikle Genelkurmay’a aktarınız. Televizyonlardaki beyan ve beyanatlarınızla medya ve kamuda yanlış yorumlara sebep olarak bazı kesimleri sevindirmeyelim. Komuta kademesi ile görevdeki arkadaşları üzmeye, demoralize etmeye hakkımız yoktur.
Gelelim sadede, yüzölçümü 75 bin kilometrekare olan Güneydoğu Anadolu Bölge’miz Türkiye’nin yüzde 10’una tekabül etmekte ve Belçika-Hollanda-Lüksemburg devletlerinin toplamından biraz daha büyük olan bu bölgede sulanabilir 8,5 milyon hektar arazinin yüzde 20’si GAP bölgesinde kalmaktadır. Bölge nüfusu 8 milyon civarında olup Gayri Safi Milli Hasılaya katkısının da 2006 verilerine göre yüzde 5,5 ila 6 civarında olduğu bilinmektedir. (Bu veriler GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’ndan alınmıştır.) Bölgedeki ekonomik genel durumun ‘kamu-özel sektör işbirliği’ ve ‘yap-işlet-devret’ gibi modellerle sulama yatırımları ve ILISU Barajı’nın da tamamlanmasıyla elde edilecek enerji yatırımlarının artması hedeflenirse, bölgeye katkısı kaçınılmaz olacaktır.
Küresel dünyada özel sektör yatırımları ve özel teşebbüslerin geliştirilmesi Güneydoğu halkımız için çok önemlidir. Aksi, halkı zorunlu göçlere sürükler ki göç edilen yerlerde gelen nüfusun istihdamı, eğitimi, sağlık sorunu, ikamesi gibi pek çok sorun yaşanacağı aşikardır.
O halde çözüm; Trakya-Marmara Bölgeleri’nde ana yollara yakın yapılan, mümbit arazilerin talan edilmesine son verilerek fabrika atölye ve sanayi kuruluşlarının Güneydoğu’da yapılması, devlet tarafından destek verilerek yatırımcılara özel haklar tanınması (stopaj- vergi vs.) haklar, bölgede yoksulluğun ortadan kaldırılması, yeni istihdam alanlarının yaratılması, toplumsal refahın artırılması, ekonomik ve sosyal gelişmelerin sağlanması bölgeyi ekonomik yönden çok avantajlı konuma getirecektir.
Özel sektörün bölge ekonomisine yapacağı katkılarla sürdürebilir kalkınma ve işsizliğin ortadan kaldırılması konusunda mesafeler alınabilir.
Bir başka husus da; GAP bölgesini de içinde bulunduran Güneydoğu’muz, Suriye ve Irak’la sınırdır. Dolayısıyla, Avrupa’nın Ortadoğu’ya açılan bu kapısı dikkate alınmalı! Bölgede emniyetin ve güvencenin garantisi sağlanarak halkın hayvancılığa teşviki de gereklidir kanaatindeyim.
Oy kaygısına düşmeden, eğer yemininize sadık (milletin vekilleri iseniz) arabanın tekerleği çıkmadan gelin birlik olun. İster sağcı-muhafazakar, ister solcu fark etmez. Ama bu millet için birlik olun ve Güneydoğu halkını kazanmak için gidin bölgeye. Görün sorunları yerinde inceleyerek. Önlemleri birlikte alın tüm partililer. Bu vatan sadece seçilenlerin %(?)’leri, %47’leri, %23’leri… değil! Bu vatan hepimizin! Kanla alınan bu toprakları eğer kaybedersek seçim sonrasında hep birlikte o zamanda “OY ANAM oy!” dersiniz ama iş işten geçmiş olur.
Allah kimseye seçim sonrası “ Oy anam oy!” dedirtmesin.
Güneydoğu halkını ‘partilerüstü’ kucaklamaya gelmeyen parti organlarını da bu millet zaten dışlayacaktır. Zira halkımız kadir kıymet bilir, vefalıdır, duyguludur, önsezilidir. Seçim öncesi yaptığınız ziyaretler, yapacaklarınızın adeta teminatı olacaktır. Bu önerim yapılacak maddi yatırımlar kadar önemli bir faktördür.
25 senedir devam eden TERÖR maddi manevi çok büyük zararlar vermiştir yurdumuza. Ancak ‘somut olarak’ alınacak sosyal ve ekonomik önlemlerle yıllardır beklediği huzura, “baharı bekleyen kuşlar gibi” kavuşmaya layık bir parçamızdır, insanımızla, toprağımızla Güneydoğu’muz.
Devlet pozitif ve somut yardımlarını yaparak aile bağları ve bütünlüğü içerisinde bölgenin kalkınması için kamu kaynakları ile çözümler bulmalıdır. Bizleri birleştiren haslet insan odaklı olmaktır.
Atatürk’ümüzün bize emanet manevi mirasları, söylemleri sonunda “Beni hatırlayınız” diye hatırlatma lüzumu hissetmesi, acaba bazılarının unutkanlığından mı yoksa vefasızlığımızdan ve balık hafızamızdan mı kaynaklanıyor? Bir düşünsek mi acaba?..
Atam bize bıraktığın mirasların sahibi ve bekçisiyiz, seni asla unutmadık ve daima hatırlayacağız! Hatırlamayanların beyinlerine de kazıyacağız.
Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne and içtik.
Sen rahat uyu. Cumhuriyet’imizin 85. yıldönümünü kutlarken manevi mirasçıların olarak; izinde, gösterdiğin hedeflere ilkelerin devrimlerin doğrultusunda sağlam adımlarla ilerliyoruz.
Sayın okuyucularım ‘İLERLİYORUZ’ derken somut olarak fert olarak neler yaptık? Ne yapıyoruz? Ve yapmalıyız? Elimizi vicdanımıza koyarak bu sorulara yanıt arayalım. (Bu satırları yazan ben dahil!) Yoksa sözlerle, söylevlerle bir yere ulaşılmayacağını hepimiz biliyoruz. “Lafla peynir gemisi yürümez” derler. O halde hepimiz ülkemiz ve toplum çıkarları adına, bu vatan için, eğer Atatürk’ümüzü de gerçekten anıyor ve seviyor isek, göstermelik değil, çok ama çok çalışmalıyız zamandan ve mekandan çalıp çırpmadan, hortumlamadan…
*Tek devlet, tek millet, tek bayrak prensiplerini kabul etmeyen, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında protokolde yerini almayarak protesto edenler, mecliste vekil olarak görev yapsa, bizim vergilerimizle maaş alsa dahi bizden değildir. DİKKAT!
* Bazı kurum ve kuruluşlarda Cumhuriyet’imizin “75. / 80. yılı kutlu olsun” yazılı eski levhalar hala yerli yerinde. Geçmişini bilmeyen ‘sorumlu’ sorumsuzların (!) geleceğinden emin olmaları beklenemez. Geçmişini bilmeyenlerden geleceği garanti etmeleri beklenemez. Cumhuriyetimizin 85. yılı herkese kutlu olsun. Nice yıllara!
Rahat uyu ATAM!
Saygılarımla…
|