BAKIRKÖY EKSPRES - BAKIRKÖY'ÜN TARAFSIZ GAZETESİ

  • Giriş
  • KAYIT OL
    Kayıt
    Yıldız ile (*) işaretli alanları doldurmak zorunludur.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    E-posta: *
    Parola: *
    Parola Tekrar: *
  • ARAMA YAP
YAZI BOYUTU
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
GEÇ KALMAK PDF Yazdır E-posta

ImageGeçen haftaki yazımda sormuştum. OYLARINIZ, Kürekçilere mi? Dümencilere mi?
Vereceğiniz oylarla, geleceğinizi belirlemeniz için naçizane görüşlerimi sunmuştum.
Sayın Cüneyt ÜLSEVER’in “GEÇ KALMAK!” başlığı altındaki köşe yazısında “Türklerin ortak duygusu nedir? Sorusuna cevabı “Türklerin ortak duygusu geç kalmışlıktır.” Buna ben de katılıyorum.
Yazarın ifade ettiği gibi “Türkler hep bir şeyler için geç kalmışlık duygusu ile yaşarlar. Türk işe geç kalır, okula geç kalır, ödevini bitirmekte geç kalır randevusuna geç kalır… vs. En beteri yaşamda geç kalır.” Geç kalmanın neticesi olarak da; ATATÜRK’ün muassır medeniyetler seviyesine ulaşmalıyız diye yol gösterdiği geçmişten bugüne bizler nerelerde GEÇ KALDIK? Gerilerde kaldık, nerelerde geciktik acaba? Matbaanın icadından bugüne endüstriden tarıma, teknolojinin üretkenliği başarının doruğuna ulaşabildik mi? Yoksa; olur olmaz her yerde övünçle söylediğimiz 10. yıl marşında,
“Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan”
  Türk’üz göğsümüz tunç siperi
  Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri! Mısraları ile 10. Yıl Marşının verdiği hızla adeta 10 km. süratle gidiyoruz Cumhuriyetimizin 86. Yıldönümünü kutlayacağımız bu yılda… o zamanın imkanları ile yapılanlar ile içinde bulunduğumuz ortamda yapılanlar mukayese edilirse GEÇ mi KALDIK ? ileri mi gidiyoruz? Ne oluyoruz? Sermaye piyasasının adeta sıfırı tükettiği $ doların fırladığı, krizin teğet geçtiği (!) bu ortamda delinen ceplerimizle…
Değerli yazarın “GEÇ KALMAK” yazısının bir bölümünü seçim ortamında kendime göre yorumlamaya çalıştım.
Aslında geç kalmaya örnek daha birçok konu varken, “Biz Türklerin pozitif duyguları ifade ederken de geç kaldığımızı, ancak kızgınlık ve negatif duyguları ifade ederken değil geç kalmak, sonradan pişman olsak ta erken davranırız” diye yazısına davam ediyor Cüneyt Ülsever.
SEÇİMDE, SEÇMEDE, seçime katılımda, doğruyu bulmakta da birçok tecrübelere sahip olmamıza rağmen; SEÇMEKDE mi? DOĞRUyu  bulmakta mı gecikiyor yanılıyoruz? Herkesin doğrusu, seçim yüzde oranlarına bakılırsa, yazdıklarım bir şey ifade etmeyebilir…
O halde; kimi, nasıl, hangi kriterlere göre seçmeliyiz. Herkesin mutlaka kendine göre bir ölçüsü vardır. Herkesin oyuna saygı duyulacağına ve sonuçlara göre de bir Başkan seçileceğinden; adayları ve mensup oldukları partileri masaya yatırmalıyız. Kimler ne zaman, neler yapmışlar? Planları nedir? Vaatleri nelerdir? Yatırım proje ve kaynakları nelerdir? Geçmiş seçimlerdeki vaatlerinden yüzde kaçını gerçekleştirmişler? Daha sayamayacağımız bütün pozitif ve negatif icraatlar (DUYGUSALLIĞA kapılmadan promosyonlara kanmadan) yerel seçimlerde DOĞRU kişiler bulmakta seçmekte GEÇ KALMAyalım!..
Çok şükür ki yerel seçimler yaz tatiline rastlamadı. Yoksa; gürlediklerinde mangalda kül bırakmayan demokrat, laik, cumhuriyetçi bildiklerimiz dahi, genel seçimlerde tatillerini kesmekte mi yoksa oy kullanmak için dönüş yollarında vasıta bulamadıklarından mı GEÇ KALMIŞLARDI?..
Geçmişte icraatlarına inandığınız doğru, dürüst, denenmiş kişileri seçmekte GEÇ KALMAYIN.
Geçmişte hataları olanlara vereceğiniz oyla hesap sorun.
Saygılarımla…
       

***


Kalem arkadaşlığının silah arkadaşlığı kadar kutsal ve anlamlı olduğunu düşünen bir kişi olarak gazetemizin değerli yazarlarından Bayrampaşa (eski) savcısı Sayın Necati Özdemir’in kazanmak ve kaybetmek yazısını internetten okumanızı arzuluyorum.
Arkadaşımın yazısı bizleri çok duygulandırdı. Kendisine katılıyor, aday adaylığından seçilemediğine bizler de üzüldük. Ancak böylelikle gerçek dostlarını da hep birlikte tanımış olduk. Onu tanımayanlar onu seçmedikleri için aslında kendileri kaybetmiş oldular. Bizler kalem arkadaşımızı bağrımıza basarız. Kendileri de bizleri kazandığını söylüyor. Doğrudur. Aslında onu tekrar aramızda görmekle biz de O’nu kazandık. Sayın Necati Özdemir’in dediği gibi “Kazanmak kaybetmek kime göre? İyi düşünmek gerekmez mi?..

***

… (?) Parti içinde iş organizasyonu ve görev bölümü

… Partisinde, parti içinde görevlendirilecek personelin kabiliyeti ve uğraşılarına göre vazife taksimi yapılacakmış…

Buna göre CAMI açık bir odaya 100 adet tuğla belli bir dizide bırakılmış ve adaylar da odaya 3-5’li gruplar halinde gönderilmiş.

Kendi hallerinde bırakılan gruplar içindeki kişiler
1.    Sadece tuğlaları sayıyorsa, MUHASEBE BÖLÜMÜNE
2.    Tuğlaları tekrar tekrar sayıyorlarsa DENETÇİLER BÖLÜMÜNE
3.    Tuğlaları odanın her yanına saçıyorsa MÜHENDİSLİK BÖLÜMÜNE
4.    Tuğlaları garip düzende sıralamış ise PLANLAMAYA
5.    Tuğlaları birbirine atıyorlarsa OPERASYON BÖLÜMÜNE
6.    Uyuyorlarsa GÜVENLİK BÖLÜMÜNE
7.    Tuğlaları parçalara ayırıyorlarsa BİLGİ BÖLÜMÜNE
8.    Kişiler odada değilse PAZARLAMA BÖLÜMÜNE yerleştirmişler.
9.    Birbirlerine bir şeyler anlatmaya çalışırken birbirlerini dinlemeden hiçbir iş yapmadan tuğlalara bakıp bakıp “Sen bunu böyle yaptın.. sen de şöyle yaptın” diyerek iş üretmeden atışıyorlarsa, arada sırada düşünür gibi yapıp 1 dakika 1 dakika deyip odayı terk ediyorsa o kişi de ÜST DÜZEY YÖNETİCİ yapılmış. Hatta sonradan da partinin başına getirilmiş…

BAŞKANLARI (!) karşılıklı atışmaların suçlamaların yapıldığı ortamda; tuğlaların sayım ve dizimine göre mi seçelim? Yoksa; siyasi, diplomatik, bilgi ve birikim sahibi kişilerin tecrübelerine göre mi? Parti kurmaylarının dikkatine sunulur…

Tahsin ATAİZİ

 
< Önceki   Sonraki >